Hit (5224) K-1036

Adalet Devleti (Ortak İyinin İktidarı)

Yazar Adı : Recep İhsan Eliaçık İlim Dalı : Araştırma
Kitap Dili : Türkçe Kitap Tipi :
Konusu : Sitedeki Kayıt Türleri :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2010-03-20 Güncelleyen : Nurgül Çepni/2010-03-20

Adalet Devleti

Önsöz

Elinizdeki kitap siyaset felsefesine dair olup, “devlet” denilen soruna tarih, din, felsefe, antropoloji, sosyoloji ve hukuk gibi oldukça geniş bir perspektiften cevaplar aramaktadır.
Bu çalışmada, devlet olayının tarihteki kanlı ve çalkantılı yürüyüşü ısrarla takip edilmiş, bu takipten kimi sonuçlar çıkarılmaya çalışmıştır.
Devletin tarihteki yürüyüşü okunduğunda doğrusu insanın başı dönüyor; insan çığlıkları, at kişnemeleri, kılıç şakırtıları, kanlı ihtilaller, devrimler, karşı devrimler, tank ve top sesleri… Kendinizi adeta zor kurtarıyorsunuz. Yani oldukça riskli bir takip bu. Burada biraz durup “Bütün bunlar neden? diye sormanız gerekiyor. Aksi halde akıntıya kapılıp olayların içinde kaybolup gitmeniz mümkündür.
İslam tarihinde bu soruyu ilk soran belkide İbni Haldun olmuştur. Biz İbni Haldun’un sorularına benzer sorularla olayları aktarmaktan ziyade olayın gerçekliğine dair sonuçlar çıkarmaya çalıştık. Amacımız devletin tarihteki yürüyüşünden ortak bir öz çıkarabilmek ve bu çıkarımları sonuçta Kur’an ile test etmektir. Bunu ne kadar başarıp başaramadığımıza kitabın tamamını okuyunca siz karar vereceksiniz.
Gördüğümüz şudur; Beş bin yıllık siyasi düşünce tarihinin bütün meseleleri beş temel soru etrafında dönüp durmaktadır;

1- Devlete neden gerek vardır?
2- Gerek varsa, anlamı nedir?
3- Kim yönetmelidir?
4- Nasıl yönetilmelidir?
5- Ne yapmalıdır? Ne yapmamalıdır?

Bunlar klasik mantıktan çıkarılmış beş temel kategorik sorulardır. Bir şeye önce “var mıdır?” sorusu sorulur. Bu soru anlamak istediğiniz şeyin varlık alemindeki yerini tespittir; Böyle bir şey gerçekten var mıdır? Yoksa bize var gibi mi görünmektedir? Bu ilk sorunun siyaset felsefesi açısından anlamı devlet denilen kurumun gerekli olup olmadığıdır. Gerçekten böylesi bir kuruma ihtiyaç var mıdır? Varlığı gerçek midir? Hangi varoluşsal ve sosyolojik gerçekliğe dayanmaktadır? Olmasa ne olur?
İlk soruya “Evet vardır” şeklinde cevap vermişseniz, ikinci soru gelir; “Madem var, varolmasının gerekçesi nedir?” Bu soruya da “Gerekçesi şudur” derseniz diğer sorular sıralanır; “Nedir bu devlet denilen?”, “Kim yönetmelidir?”, “Nasıl yönetilmelidir? Ve nihayet “Ne yapmalıdır? Ne yapmamalıdır?” Böylece devlete dair bu beş temel soru çerçevesinde olayın bütününe dair bir açıklama ortaya çıkar.
Biz, bu soruların cevabını ele aldığımız bölümlerde ayrıntılı bir şekilde, onlarca simanın görüşlerini analiz ederek aramaya çalıştık. Konuya önce antropoloji ile başladık; Yeryüzünde uygarlıklar yaratan insanoğlunun kökeni nedir? Bu dünyaya nereden gelmiştir? İlk nerede görünmüştür? Niçin ve nasıl yeryüzüne dağılmıştır? Irklar ve milletler nasıl oluşmuştur? Geriye doğru bir iz sürmeyle insanların genetik soyu çıkarılabildiğine göre, bütün insanlığı büyük bir “tesbih” gibi düşündüğümüzde, acaba bu tesbihin ilk tanesi kim veya kimlerdir? “Sular Kuzeye Çekilince” başlıklı bölümde bu soruların cevabını bulacaksınız.
Sonra siyaset, din, felsefe ve sosyoloji tarihinin yardımı ile yeryüzündeki devlet, imparatorluk ve uygarlık sıçramalarının seyrini takip etmeye başladık; İnsanlık tarih yazmayşa nerelerde başlamıştır? İnsanlar ilk olarak hangi dağların, akarsuların, vadlerin, ırmakların kenarlarında toplanmaya başlamıştır?İlk devletler nerede kurulmuştur? Kurulan devletler varlık gerekçelerini neye dayandırmışlardır? Din ile devlet elele vermeye ne zaman başlamıştır? İlk büyük Tanrı-devletleri hangileri olmuştur? Eski dünyanın büyük düşünürleri, filozofları, peygamberleri nerelerden çıkmıştır? Ne demişlerdir? “Eski Dünyanın Siyasi Birikimi” başlıklı bölümde bu soruların cevabı aranmıştır.
“Yeni Dünyanın Siyasi Birikimi” başlıklı bölüm Hz. Muhammed (s.a.v.) ile başlatılmıştır. Ondan öncesine neden “eski dünya”, sonrasına da neden “yeni dünya” dediğimiz gerekçeleriyle açıklanmıştır. Bu bölümde doğudan-batıdan yeni dünyanın büyük siyaset düşünürleri ve temel metinleri çağımıza kadar analiz edilerek irdelenmiştir.
“Çağdaş İslam Siyaset Düşüncesi” başlıklı bölümde çağdaş İslamcılığın son ikiyüz yıllık devlet ve siyaset tecrübesi analiz edilmiş, onlarca düşünür tek tek irdelenmiştir. Bu bölümde çağdaş Müslüman düşünürlerin siyasal ufkunun nerelerde dolaştığı gösterilmeye çalışılmıştır.
Son bölümlerde ise beş kategorik soruyu insanlığın yol göstericisi, Allah’ın aramızda dolaşan kelamı, ellerimizle dokunduğumuz, okuyup şifa niyetine üfürdüğümüz, en layık yer olarak evlerimizin duvarını gördüğümüz, bozulmamış son kitabı Kur’an’a yönelttik. Bu son bölümlerde gücümüz oranında Kur’an’dan çıkardığımız cevapları bulacaksınız.
Kur’an’dan çıkardığımız cevaplar doğrusu bizi şaşırttı. İnsanlığın tarih boyunca aradığı, kendi aklı ile arayıp bulabileceği, yığınla acı ve deneyimlerden çıkardığı sonuçlar teyid ediliyordu. Daha doğrusu insanlığın dimağında yaşayan “kadim değerlere” vurgu yapılıyor, adeta küllenmiş değerlere üflenerek onlar yeniden alevlendirilmeye çalışılıyordu. Buradan anlaşılıyor ki bu değerler ne zaman sönmeye yüz tutsa ona üfleyen bir peygamberi soluk çıkmakta, insanlığın adalet arayan damarını yeniden harekete geçirmektedir. Hz. Nuh’un yedi kanunundan, Hz. Musa’nın on emrine, Hz. Muhammed’in Medine Sözleşmesi’ndeki kurucu değerlerine kadar hep aynı şeylerin söylenmiş olması dikkat çekici olmalı.
Kendinden önce “doğru namına ne kalmışsa sürdüren” Kur’an’dan, beş bin yıllık beş soruya beş esaslı cevap çıkarmış bulunuyoruz;

1- Devlet adalet için vardır
2- Devlet bir emanettir
3- Emanetler ehliyet sahiplerine verilmelidir.
4- Devlet meşveret ile çalıştırılmalıdır.
5- Ortak iyinin (maruf) yanında, ortak kötünün de (münker) karşısında kamu yararı (maslahat) için çalışmalıdır.

Biz bunlara kadim siyasi değerler diyoruz. Ve şunu iddia ediyoruz; Tarih boyunca üretilen siyaset ve devlet felsefesinin bütün soruları bu değerler bağlamında cevaplanmaktadır. Geriye bu değerleri ete kemiğe büründürmek, taşa toprağa sindirmek kalmaktadır.
Bu kitabın bütün çabası bu cevapların ne kadar haklı olduğunu ispat etmeye yönelmiştir. Kanaatimizce insanlığın aradığı bunlardan başkası değildir.
Bu çalışmada takip ettiğimiz yöntem doğudan ve batıdan büyük siyasi düşünürlerin siyasi metinlerine dayalı biyoğrafik analiz dediğimiz yöntemdir. Yani siyasal akımlar değil siyasi düşünürler ve simalar esas alınmıştır. Daha çok işin teorisi ve felsefesi üzerinde durulmuştur. Siyasi pratikler ve kurumlar mümkün mertebe arka palanda tutulmuştur.
Kitabın sonundaki bölümlerde bütün bu araştırmalardan Türkiye özeli için çıkardığımız perspektifler ortaya konmuştur. Daha çok din-devlet ilişkisinin yeniden tanzimi ve yeni din-devlet anlayışının ne olabileceği tartışılmıştır.
Türkiye tarihi bugüne kadar iki büyük seçkinler uzlaşması gerçekleştirerek iki büyük “kurucu efsane” yaratmıştır. Bu millet iki kez adeta küllerinden yeniden doğmuştur.Bunlardan ilki Osmanlı’nın kuruluşu esnasında gerçekleştirilen uzlaşma ve birlikteliktir. İkincisi de Cumhuriyetin kuruluşu esnasındaki büyük uzlaşma ve birlikteliktir. Şimdi üçüncü bir “kurucu efsane” lazımdır. Biz bu üçüncü kurucu efsanenin “üçüncü cumhuriyet” adını verdiğimiz yeniden doğuş hamlesi olabileceğini düşünüyoruz. Bu konunun tartışıldığı “Başka bir Türkiye mümkün” başlıklı makale kitabın sonunda yer almıştır.
Üçüncü cumhuriyetin yeni din-devlet anlayışını “adalet devleti” olarak tanımlıyoruz. Esas itibariyle adalet devleti bu topraklarda yaşanan iki büyük tecrübenin sentezine verdiğimiz yeni isimdir. Tez; din devleti, anti-tez; laik devlet, sentez; adalet devletidir. Din devleti birinci kurucu efsanenin, laik devlet ikinci kurucu efsanenin tecrübesidir. Üçüncü kurucu efsanenin tecrübesi ise adalet devleti olacaktır. Aynı zamanda bu din-devlet birliği tezi ve din-devlet ayrılığı anti-tezinden sonra din-devlet birlikteliği sentezi olmaktadır. Önceki iki tecrübeden de gerekli derslerin çıkarılmasının mantiki sonucu bunu gerektirmektedir. Her sentez yeni bir tez olduğuna göre böylesi bir çaba kendi başına bir özgün içeriği sahiptir. Bu anlayışla Türkiye kendine gelecektir. Bu yeni anlayışla Türkiye’nin İslam dünyasına, hatta dünyaya örnek olması bile mümkündür. “Adalet Devleti” kavramını neden kullandığımızı, din (İslam) devleti ve laik devletten farkının ne olduğunu son bölümlerde uzun uzadıya açıklamış bulunuyoruz.
İslam dünyasının önemli bir parçası olarak Türkiye toparlandığı takdirde büyük hamleler yapabilir. Tarihi ve coğrafyası bunu adeta dayatmaktadır. Bizim çabamız, kendi medeniyetimizle yüzleşme, hesaplaşma ve onu inkışaf ettirme olarak anlaşılmalıdır. Artık eski hal muhal ya yeni hal ya da izmihlal söz konusudur. Burada yazdıklarımız seçeneklerin çoğaltılması, başka bir dünyanın, başka bir Türkiye’nin mümkünlüğü ve ortak aklı, ortak iyiyi bulabilme çabası olarak kayda geçmelidir. Tarih geç kalanları affetmemiş ve affetmeyecektir.

Sebeplere tevessül bizden tahakkuku Allah’tandır.

Recep İhsan Eliaçık
5 Ocak 2003
Fatih/İstanbul.

...