Hit (840) Y-2781

Ali er Rıza Ebül Hasen Ali er Rıza b. Musa el Kazım

Künyesi : Lakabı :
Tabakası : E-Posta :
D.Yeri : Medine D.Tarihi : 153 h /770m
Ö.Yeri : Ö.Tarihi : 203 h /819 m
Görevi : İmam Uzm.Alanı :
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : /2008-07-30 Güncelleyen : /0000-00-00

Ali er-Rıza Ebü'l - Hasen Alî er – Rızâ b. Mûsâ el - Kâzım

Isnâaşeriyye'ye göre on iki imamın sekizincisi.

Büyük bir ihtimalle 153'te (770) Me­dine'de doğdu.

Doğum yılını 148 (765) veya 151 (768) şeklinde gösterenler de vardır.

Babası Mûsâ el-Kâzım da Ebü'l-Hasan künyesiyle tanındığından Ali er-Rızâ, karışıklığı önlemek için Ebü'l-Hasan es-Sânî ve ayrıca Ebû Bekir künyeleriyle anılmıştır.

Kendisine Sâbir, Râzî, Vefî ve Rızâ gibi çeşitli lakaplar verilmiş olup bunlar içinde en meşhur olanı Halife Me'mûn tarafından verilen er-Rızâ'dır.

Halife bu lakabı ona ilim, ibadet, zühd ve takva gibi üstün meziyetleri do­layısıyla vermiştir.

Kaynaklar, Ali'nin bu lakapla çağırılmaktan hoşlanmadığını ve sırf halifenin ısrarı karşısında bunu ka­bul etmek zorunda kaldığını kaydeder.

Babası Mûsâ el-Kâzım, Şiî İsnâ aşeriyye'nin yedinci imamıdır.

Annesi ise Ha­beşistanlı veya Sudanlı bir câriye (ümmü veled) olup adı hakkında çeşitli rivayet­ler vardır (Sükeyne, Ümmü'l-benîn, Şehd, Neciyye, Necme, Şakrâ' vb).

Çocuklarının sayısı ve adları kesin olarak bilinmemek­tedir.

Sadece Muhammed el-Cevâd'ın onun oğlu olduğunda ittifak vardır.

Ay­rıca Hasan. Cafer, İbrahim, Hüseyin, Muhammed el-Kâni' ve Âişe adlarında daha başka çocuklarının bulunduğu nakledilmekteyse de bu bilgiler kesin de­ğildir (bk. Muhsin el-Emîn, II, 13).

Soyu, oğlu Muhammed el-Cevâd ile devam et­miştir.

Ali er-Rızâ Mescid-i Nebevide ilim mec­lisi kurup hayatını öğretimle geçirmiş, fetvalar vermiş ve ömrünün son yılları­na kadar siyasetten uzak kalmıştır.

An­cak 816 yılında halife Me'mûn'un dave­tiyle Merv'e gitmesinden sonra, isteme­yerek de olsa siyasete karışmıştır.

Me'­mûn, Ali er-Rızâ'nın Merv'e gelmesini sağlamak için Recâ b. Ebü'd-Dahhâk'i Medine'ye gönderdi.

Merv'e gitmek üze­re Recâ ile birlikte yola çıkan Ali er-Rı­zâ, sırasıyla Mekke, Küfe, Nibâc, Bas­ra, Erbuk, Horasan, Nîsâbur ve Serahs'a uğradı.

Şiî rivayetlere göre Nîsâbur'da suyu az akan ve bugün Aynü'l-Kehlân adı verilen bir pınara uğrayınca suyu ço­ğalmıştır.

Şiîler bu pınarı mukaddes sa­yıp hâlâ ziyaret ederler.

Ali er-Rızâ Nî­sâbur'da muhaddis Ebû Zür'a er-Râzî ve Muhammed b. Eslem et-Tüsî ile karşılaştı ve onlara hadis rivayet etti.

Merv'e ulaştığında kendisini iyi karşılayan Me'­mûn, yakın çevresi ile sayıları 33.000'i bulan Abbasoğullan'nı topladı. Bunlara yaptığı konuşmada veliahtlığa Ali er-Rızâ'dan daha lâyık birini bulamadığını belirterek onu veliaht ilân etti (817).

Önce bu görevi kabul etmek istemeyen Ali er-Rızâ iki ay direndiyse de sonunda Me'mûn'un ısrarına dayanamadı ve ha­life tarafından hazırlatılan ahidnâmeyi imzalamak zorunda kaldı.

Daha sonra Me'mûn, sahih kabul edilen rivayete gö­re kız kardeşi Ümmü Habîbe'yi Ali er-Rızâ ile, kızı Ümmü'l-Fazl'ı da Ali er-Rızâ'nın oğlu Muhammed el-Cevâd ile ev­lendirdi;

bayrağın ve askerlerinin üni­formasının rengini Abbasî rengi olan si­yah yerine yeşile çevirdi;

kendisinin ve Ali er-Rızâ'nın adını taşıyan altın ve gü­müş paralar bastırdı.

Me'mûn'un veli­ahtlığa Ali evlâdından birini getirmesi, özellikle Bağdat'taki Abbâsiler'in ayak­lanmasına ve Me'mûn'u azledip amcası İbrahim b. Mehdiye biat etmelerine yol açtı (817).

Haberi duyan Me'mûn, yanın­da Ali er-Rızâ olduğu halde bir ordu ile Bağdat'a doğru yola çıktı.

Tûs'un Nûkân kasabasına geldiklerinde Ali er-Rızâ faz­la üzüm yemesi veya Şiî kaynaklara gö­re Ali b. Hişâm tarafından verilen zehir­li bir narı yemesi, başka bir rivayete gö­re ise hizmetçinin hazırladığı ve bizzat halifenin sunduğu zehirli nar suyunu iç­mesi sonucu aniden hastalandı, üç gün sonra da öldü (29 Safer 203/5 Eylül 818)

Ali er-Rızâ'nın ölümüne son derece üzü­len ve göz yaşlan döken Me'mûn, cena­ze namazını bizzat kıldırarak onu baba­sı Hârûnürreşîd'in yanına defnetti.

Daha önce Tûs adını taşıyan bu yöreye, Ali er-Rızâ'nın hâtırasını yaşatmak için Meşhed adı verildi.

Ali er-Rızâ'ya ölümün­den sonra birçok mersiye yazılmış, son­raları kabri üzerine içi değerli maden­lerle tezyin edilen bir türbe yapılmış ve burayı ziyaret etmek Şiîler'ce, günümü­ze kadar yaşatılan kutsal bir görev ka­bul edilmiştir.

Ali er-Rızâ hadis, fıkıh ve tıp alanında isim yapmıştır.

Hadiste kaynağı babası­dır. Ondan da oğlu Muhammed el-Ce­vâd, Ebû Osman el-Mâzenî. Abdüsse-lâm b. Salih el-Herevî, Eyyûb b. Mansûr en-Nîsâbûrî. Ahmed b. Âmir et-Tâî, Ab­dullah b. Abbas el-Kazvînî gibi râviler hadis rivayet etmişlerdir.

Ancak bu râvilerin çoğu hadis ilminde zayıf kabul edilen aşırı Şiîler'dir (bk. İbn Hacer, VII, 387-389).

Nitekim kendisine isnad edi­lerek nakledilen hadisler hayret verici­dir.

Bu hadislerden birine göre güya Hz. Peygamber şöyle buyurmuş: "Göğe çı­karıldığım zaman (Mirac gecesi) terim yere düştü ve gül ondan bitti. Kim be­nim kokumu almak isterse gülü koklasın" (İbn Hibbân, II, 106).

İbnü'l-İmâd ilim ve fazilet sahibi olan Ali er-Rızâ'nın yalan söylemesinin mümkün olmadığını ifade ederek ondan bu nevi hadisleri ri­vayet edenlerin yalancı olduğunu kay­deder (bk. Şezerât, II, 6).

Kur'an'ı üç gün­de bir hatmettiği rivayet edilen Ali er-Rızâ, âyetler üzerinde düşünmek gerek­tiğini söyler, kendisine sorulan sorulara âyetlerle cevap verirdi.

Mescid-i Nebevide fetva vermeye başladığında henüz yirmi yaşındaydı.

Hadis bilmemenin di­nî konularda birçok hataya yol açacağı­na dikkat çekerdi.

"Allah Âdem'i kendi suretinde yarattı" anlamındaki hadisle ne kastedildiğini soran birine, bu hadi­sin baş tarafının bulunduğunu, sadece son kısmı alınarak anlaşılmasının müm­kün olmadığını söylemiş ve hadisin ta­mamını şu mânadaki ifadelerle naklet­miştik "Birbirine söven iki adamdan bi­ri diğerine, 'Allah seni de yüzü senin gi­bi olanları da kahretsin!' deyince Hz. Peygamber bu adamı, 'Öyle söyleme! Allah Âdem'i onun suretinde yarattı' di­yerek ikaz etmiştir. İşte hadisin tama­mı bundan ibarettir" (Muhsin el-Emîn, II, 14).

Bu açıklamasıyla Ali er-Rızâ hadis­teki zamirin Allah yerine değil, insan ye­rine kullanılmış olduğunu ifade etmiş­tir.

Ali er-Rızâ, diğer bazı açıklamalarıy­la da ilk bakışta peygamberlerin ismet sıfatını zedeler gibi görünen bazı nasları yoruma tâbi tutarak bu konudaki tered­dütleri gidermiş (bk. a.g.e., II, 22), Kur'an'ı yaratılmış (mahlûk) kabul edenleri tekfir etmiş, kader problemine de bazı hadis­lerin ışığı altında açıklık getirmiştir (bk. Zehebî, IX, 387).

Kaynaklarda ahlâk ve faziletine dair verilen bilgilere göre iyi huylu, alçak gö­nüllü ve son derece cömertti; az yer, az uyur, daha çok ilim ve ibadetle meşgul olurdu.

Babası Mûsâ el-Kâzım tarafın­dan imam tayin edildiği hususunda Şiî kaynaklarda birçok rivayet yer alır (bk. Azîzullah el-Utâridî, I, Mukaddime, s. 18-37).

Bazı Şiîler, Mûsâ el-Kâzım'ın ölmediğini ileri sürerek Ali er-Rızâ'nın imame­tini kabul etmek istememişlerse de İmâmiyye'nin büyük çoğunluğu babasının 183 (799)- yılında ölümünden sonra onu imam olarak tanımış ve hicrî II. asırda mezhebin müceddidi kabul etmişlerdir.

Şiî kaynaklar, Mûsâ el-Kâzım'ın, kendi­sinden sonra oğlu Ali er-Rızâ'yı imam tayin ettiğine dair çeşitli nakiller yapar.

Ali er-Rızâ'nın imamlık dönemi yirmi yıl sürmüştür.

Şiîler onun hakkında birçok keramet naklederler.

Meselâ hastaları iyileştirmek, bazı olayları vukuundan ön­ce haber vermek, eline dökülen suyu al­tına dönüştürmek, dua ederek yağmur yağdırmak ona isnat olunan kerametler­den birkaçıdır.

Bazı tabakat kitapları ile tasavvufa dair kaynaklar Ali er-Rızâ'­nın meşhur sûfî Ma'rûf-i Kerhî'nin üs­tadı olduğunu kaydederler.

Ali er-Rızâ'­nın Merv'e gidişine kadar doğup büyü­düğü yer olan Medine'nin dışına çıktığı bilinmediğine göre bu rivayeti şüphe ile karşılamak gerekir.

Nitekim İbn Teymiyye de söz konusu rivayetin uydurma ol­duğunu söyler (bk. Minhâcus-sünne, II. 125-126).

Ali er-Rızâ'ya nisbet edilen eserler şunlardır:

  • Müsned.
  • Sahifetür-Rızâ.
  • Fıkhü'r-Rızâ.
  • er-Risâletü'z-Zehebiyye Fî Usûli't-Tıb.
  • Kasa 'id fî medhi Ehli'l-beyt.
  • İlelü'l-Ahkâmi'ş-Şer'iyye.
  • el-ilel.
  • Mahdu'l-İslâm ve Şerâ'i'u'd-dîn.
  • Cevâmi'u'ş-şerî'a.
  • Duaü'l-Yemânî.
  • İtmâmü'ş-Şerî'a.
  • Şerâ'i'u'l-İslâm.

Hakkında yazılan eserler :

İbn Bâbeveyh el-Kummî Uyûnü ahbâri'r-Rızâ,

Muhammed Bakır el-Meclisî Ahvâl-i Hazret-i Rızâ adıyla Ali er-Rızâ hakkında birer monografi hazırla­mışlardır (bk. Brockelmann, II, 573; Sez­gin, I, 535-536).