Hit (438) Y-2765

Ali el Hadi Ebül Hasen Ali b. Muhammed el Cevad b. Ali er Rıza el Hüseyni el Askeri

Künyesi : Lakabı :
Tabakası : E-Posta :
D.Yeri : Süreyya Köyü D.Tarihi : 214 h /829 m
Ö.Yeri : Sâmerrâ Ö.Tarihi : 254 h /868 m
Görevi : İmam Uzm.Alanı :
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : /2008-07-28 Güncelleyen : /0000-00-00

Ali el-Hadî Ebü'l-Hasen Alî b. Muhammed el-Cevâd b. Alî er-Rızâ el-Hüseynî el-Askerî

On İki İmamın Onuncusu.

Medine'nin 3 mil uzağında bulunan ve Mûsâ b. Ca'fer tarafından kurulan Süreyya köyünde 214 (829) yı­lında doğdu.

Babası Muhammed Cevâd et-Takî, annesi Semâne veya Sûsen adın­da Mağribli bir câriyedir.

Annesinin Ha­life Me'mûn'un kızı Ümmü'l-Fazl olduğu da rivayet edilir.

Künyesi Ebü'l-Hasan, en meşhur lakapları Hâdî ve Naki'dir.

Bunlardan başka Nâsih, Fettâh, Emîn, Murtazâ lakaplarıyla da anılır.

Bağdat yakınlarındaki Sâmerrâ şehrinin Asker mahallesinde oturduğu için Askerî nisbesini almıştır.

Sâmerrâ'da altı yıl bir­likte yaşadığı babası ölünce yaşının kü­çüklüğüne rağmen İsnâaşeriyye Şîası ta­rafından imam kabul edildi.

Küçük bir grup ise kardeşi Musa'yı imam olarak tanıdı.

Avfî, Deylemî, Muhammed b. İs­mail es-Saymerî gibi şairler kendisini öven şiirler yazdılar.

Hasan el-Askerî, Hüseyin, Muhammed, Ca'fer, Âişe (veya Aiiyye) adlarında dört oğlu ve bir kızı olan Ali el-Hâdî'nin soyu sekizinci kuşak­ta Hz. Fâtıma ve Hz. Ali'ye ulaşır. Kendi­sinden sonra ise Hasan ve Cafer'le de­vam eder.

Ca'fer, kardeşi Hasan el-Askerî'nin vefatından sonra imamlık iddi­asında bulunduğu için Şiîler arasında Ca'fer el-Kezzâb diye tanınır.

Aynı za­manda bir fıkıh âlimi olan Ali el-Hâdî, Halife Vâsik ve Mu'tasım devirlerinde Medine'de ömrünü zühd ve takva için­de ilimle uğraşarak. Kuran, hadis, aka-id ve fıkıh dersleri okutarak geçirmiş­tir.

Ancak Mütevekkil döneminde bir­kaç defa halifeye şikâyet edildi.

Medine Valisi Abdullah b. Muhammed de evin­de silâh, devrin yöneticileri tarafından mahzurlu görülen bir kitap ve taraftar­larına ait eşya bulundurmakla suçlaya­rak onu halifeye ihbar etti.

Ali, halifeye kendisini savunan bir mektup yazdı.

Bunun üzerine Mütevekkil Ali'ye inana­rak valiyi değiştirdi.

Fakat sonraları Şiîler'in halifeye hücum hazırlığı içinde bulundukları haberi gelince Mütevek­kil, Ali'yi Bağdat'a getirmek üzere Yah­ya b. Herseme'yi Medine'ye gönderdi.

Halifenin emriyle gelen Türk asıllı gö­revliler, onu tek başına kıbleye yönelmiş olarak Kur'an'daki va'd ve vaîd âyetleri­ni okurken buldular ve alıp Sâmerrâ'ya götürdüler (848).

Hayatının geri kalan kısmını burada gözetim altında geçiren Ali el-Hâdî, bu­nunla birlikte şehir içinde serbest dola­şıp üst seviyedeki kimselerle görüşebi­liyor, halifeden yardım görüyor ve taraf­tarlarıyla temas kurabiliyordu.

Sâmerrâ'da ölen Ali el-Hâdî ikamet ettiği eve defnedildi.

Şiîler onun, Halife Mu'tez ve­ya Mu'temid tarafından zehirlendiğini iddia ederler ve genç yaşta ölmesini bu­na delil gösterirler.

Âlim muttaki, cömert ve zâhid bir ki­şi olan Ali el-Hâdiye Şiî rivayetlerde, çok sayıda yabancı dil bilmesi, beklenmedik fırtınaları ve bazı insanların vefatını ön­ceden haber vermesi, avucuna aldığı taş parçalarının altına dönüşmesi gibi ke­rametler atfedilir.

Eserleri :

  • Risale Fi'r-Red alâ Ehli'l-Cebr Ve't-Tefvîd.
  • Kıfa min ahkâmi'd-dîn.
  • Mübahasatü Yahya b. Eksem.