Hit (4406) M-2143

Ebul Hudanın Hayatı ve Saraya İntisabı

Yazar Adı : Muhammed Ebul Huda es Sayyadi İlim Dalı :
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Yazar Tanıtım
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2014-01-05 Güncelleyen : /0000-00-00

Ebu'l-Hüda'nın Hayatı ve Saraya İntisabı

Doğumu ve Ailesi

Asıl adı Muhammed bin Haşan Vadi olan Ebu’l-Huda, Halep’e bağlı Maa’rra Numan bölgesinde bir köy olan Han-ı Şeyhun’da miladi 1850, hicri 1266 Ramazanın üçüncü günü dünyaya gelmiştir42. Ebu’l-Huda künyesinin babasına ait olduğu söylense de babası tarafından kendisine verilmiştir. Sayyadi nisbesini Ahmet Rifai’nin soyundan gelen kendi köylerinde medflın Ahmed es-Sayyadi’den almaktadır43.

Kendi tercüme-i halinde aile silsilesini olduğu gibi ve ayrıntılı gösteren Ebü’l-Huda soyunu Hz. Hüseyin’e dayandırıp Peygamber sülalesinden olduğunu söylemiştir44.

Ebu’l-Huda hayli ilginç bir kişiliktir. Halep’e bağlı küçük bir köyden Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’a uzanan yaşamında parlak bir kariyer elde etmiştir. Sultan

Abdulhamit’in huzuruna sık sık çıkacak kadar ona yakınlaşmıştır. 1872’de Cisr’u Suğur, 1873’te Halep Nakib’ül-Eşrafi olana kadar olan hayatı hakkında pek malumat yoktur45.

Bu _ zaman dilimi çok belirgin olmadığından, hakkında değişik söylentiler vârid olmuştur46.

Yerli kaynaklar da aynı belirsizlikten ötürü değişik bilgiler verirler. Mevcut bilgilerin hemen hemen tamamı da kendisinin bizzat kaleme aldığı birkaç kitabının arkasına yazdığı tercüme-i hâlinden nakledilmektedir. Dolayısıyla, bu kaynaklara ihtiyatla yaklaşma gereği duyulmaktadır.

Butrus Abu-Manneh, Ebü’l-Huda’nm kendi ailesi için, çevrenin seçkin ve tanınmış olan ailelerinden biri olduğunu söylediğim kaydeder. Büyük dedesi Ali Hüzzam’m (1764) ailesinin asıl kurucusu, keramet ehli olduğuna inamlan biri olduğunu ve kabrinin insanlar tarafından çokça ziyaret edildiğini belirtir47.

Nitekim, Ebü’l-Huda 1306/1889 yılında Mabeyn- i Hümayun baş kitabetine gönderdiği bir arizada kendi soyunu şöyle anlatır;

“.... Ancak Halep vilâyet-i çelilesi dahilinde Hân-ı Şeyhun civarında defin han ve gazân ve bütün Suriye ve memâlik-i Arabiye’nin muktedi olup mahall-i ziyâret-i umum ve tarîkat-ı âliye-i rifaiyenin pîr-i sânisi bulunan ceddimiz Gavs-ı Celil-i Rabbani es-seyyid Ahmed es-Sayyadi er-Rifai (K.S) hazretlerinin dergâh-ı şerifi yine Halep vilayeti dahilinde Maa’rra kazasında Hisin karyesinde pederi dâilerinin bizzat cedleri ve bütün avenenin mahalli ziyareti ve muktedileri olan es-seyyid Ali el- Hüzzam es-Sayyadi (k.s) türbe-i menbâlan bunca zevât ve duâgiyân-ı İslamiyenin merci’ hâssı...48”

Ebü’l-Huda’mn babası Haşan Vadi’nin Halep ile kendi köyü arasında tüccarlık yaptığı söylenmiştir49. Kendisi Maarra’da meskun iken, Halep’teki Rufailere mensup olan ve ticari ilişkilerde bulunduğu Cundi ailesinden birinin yanma, çocuğunu tahsil için buradaki mahalli bir şeyhe gönderdiği dile getirilmiştir50. Ebü’l-Huda kendi biyografisinde ise, babasının, Halep’li Şeyh Hayrullah (1279/1862) ve Bağdat’taki Muhammed Mehdi Er-Ravvas’m tesiriyle Rifailiğe intisaba karar verdiğini anlatır. Bu tarikat Kadirilik ile birlikte önemli bir yere sahipti51. Rifailik, oralarda 19. asrın ilk çeyreğinden itibaren sesini yükseltmeye «. başlamıştı. Halveti ve Rifai şeyhlerinden biri olan şeyh Ebü’l-Vefa Osmanlı valisine bir zaviye açtırtmıştı. Oğlu Bahaüddin ile tarikatın şöhreti devam etmişti. 1850 ayaklanması ile daha da meşhur olup Bahaüddin yeterli olmadığı halde, Halep’in müftüsü olmuştu52.

Babası ve kendisi, şeyh Ravvas ile irtibatım devam ettiriyorlardı. Hatta Hama’mn önde gelenleriyle girdikleri ticari bir anlaşmazlıktan ötürü kendi köylerini terk etmişlerdi. Bir himaye arayışı onları şeyhe yaklaştırmış olabileceği söylenmiştir53. Yine bu vasıta ile pek çok önemli aile ile tanıştılar. Daha sonra, kendi ifadesiyle “büyük bir alim” olan Muhammed

Ravvas kendisine el vermiş ve Halep’te Rifai tarikatının başına geçmiştir54. Ebü’l-Huda ise ilk icazetini kendisi de bir şeyh olan babası Haşan Vâdi’den aldığım söyler55.

Ebü’l-Huda’nm soyu ile ilgili bilgiler muğlaktır. Julia Gonnela’ya göre, Rifai meşrep olan Keyyali ailesinin günümüzdeki torunlarının dediklerine nazaran; Ebü’l-Huda Halep’e ilk geldiğinde kendi zaviyelerine gelmiş, ama dedeleri tarafından kendisi sahtekar olarak görüldüğünden reddedilmiş. O da dışarıdan gelenlere karşı daha hoşgörülü olan Hayrullah ailesine yönelmiş. Yirie aynı müellife göre, bu aile tarafından Rifailiğe alınmıştır. Ayrıca, kendisini tarikata alan diğer bir şahıs olan Muhammed el-Revvas’ın hayali bir kişilik olduğu iddiaları vardır56. Fakat bu bilgilere ise şüpheyle yaklaşmak gerekir. Çünkü daha sonra da görüleceği üzere Keyyali, Hariri ve Sayyadi aileleri hep birlikte hareket etmişlerdir.

Bununla birlikte, Ebü’l-Huda kendi soy ağacım tanıttığı ve 1306/1889 yılında Mısır’da bastırdığı “Zâhiretü’l-Mead fî Zikr-i sâdat-ı benî Sayyad” adlı eserinde babasının 1245/1828 yılında doğduğunu ve küçük yaşta yetim kaldığım anlatır. Annesi tarafından büyütülüp 17 yaşmdayken amcaları ve şeyhleri olan Şeyh Recep Sayyadi tarafından babasımn çağrıldığını bildirir.57 Bir yıla yakın amcasının yanında kaldıktan sonra amcasının ona halifelik verdiği böylelikle Hân-ı Şeyhun’da bir zaviye açtığım dile getirir.58 Babasımn hayatma dair bu kadarlık bilgi veren Ebü’l-Huda onun bir Rifai şeyhi olduğunu ve 200 tane içlerinde alim, şerif, seyyid ve salih insanların bulunduğu halife yetiştirdiğini eklemiştir59.

Eğitimi ve Yetişmesi

Ebü’l-Huda babasımn da teşvikiyle okuma yazma, Kuran ve diğer İslami bilgileri öğrenmek amacıyla Ma’arra bölgesinde mahalli bir şeyhe gönderildi60. Bu şeyhin ismi «. kendisinin belirttiğine göre, şeyh Mahmud bin Hacc Taha El-Ma’arri idi. 7 yaşından önce Kur’an-ı Kerim’i okuyup hatmetti. Elfiyetu ibni Malik ve Zübde gibi Arapça gramer kitapları okumaya başlayan Ebü’l-Huda, Fıkıh ilmiyle iştigale başladı. Bundan sonra hadis ve tefsir ilimlerine yöneldi. Edebiyat ve gramer-mantık ilimlerinin yanında Hikmet ve Nazariyat, yani Felsefe ile de uğraştığım kaydeden Ebü’l-Huda, ilm-i kıyafet ve ilm-i nücüm (astroloji) üzerinde ihtisas sahibi olduğunu da aktarır. Bu kadar formasyonu elde ettikten sonra, tasavvufa yönelmiştir. Kendisi bu ilimde de ilerlediğini söylemektedir. Tasavvuf içerisinde büyük bir kol olan Rifailiğe intisap etmiştir. Kendi ifadeleri içerisinde, pek çok mutasavvıfın önemli eserlerini ve dîvanlarını bitirmekle kalmamış, dostlarının ve hatta düşmanlarının dahi itiraf ettiklerine de temas ederek yüz binden fazla beyit ve terkip ezberlediğini dile getirmiştir61.

Bunlardan da anlaşılacağı üzere, aldığı eğitim formasyonu medreseden tekkeye doğru bir yön çizmektedir. Nitekim şahsiyetini çeşitli eleştirilere tabi tutan biyografi kitaplarında bile onun hakkında şöyle ifadeler geçer: “ Alim, fâkih, nahvî, edîp, müverrih, mutasavvıf, filozof, tabib, arraf, veli, şair, siyasi, idarî, malî, askerî, bahrî, berrî”62. Oldukça çok yönlü yetişen Ebü’l-Huda adeta bu haliyle Ortaçağ îslam filozoflarını anımsatmaktadır.

Kariyeri ve Konumu

Ebü’l-Huda 1869’ta Şam idaresine garip bir başvuru ile gitmişti. Kendi köylerine yakın bir yerde medfun bulunan Ahmed es-Sayyad’ın soyundan geldiğine dair bir şecere ve silsile ile gerekli mercilere yöneldi. Kendisinin Ahmed Es-Sayyad’m torunu olduğunu ve silsilesinin Ahmed Rifai üzerinden Hz. Peygamber’e dayandığım ispat eden bu evrak, başta yetkililerce kabul edilmemesine rağmen; Han Şeyhun’un mahalli şeyhliği kendisine verilmiştir. Bunu aktaran Butrus Abu-Manneh, Ebü’l-Huda’nm kendisini bu şekilde takdimini Tanzimat ile değer kazanan metruk arazi ve türbeler üzerinden saygıdeğer bir kimlik inşası olarak gösterip doğruluk ihtimalinden uzak tutulması gerekli bir görüş belirtir63.

Yaklaşık iki yıl kadar sonra, mezkur türbenin şeyhliği için bu sefer İstanbul’a gitti. Bu noktada, onun daha Sultan Abdülaziz zamanında Dersaadet’e geldiğini biliyoruz. Eldeki kaynaklar evkaf meselesi için geldiğini söyleseler de, bu konu da aşağıda görüleceği gibi muğlaktır. Ayrıca, çok iyi dost olduğu iki şahsın İstanbul’da rical-i devletten mühim tanıdıkları vardı. Bunlar Abdulkadir el-Kudsi ve Emin el-Cundi idi. Abdulkadir ile olan dostluğu o kadar kuvvetliydi ki Tabbah’a göre, biri diğeri olmaksızın yapamazdı. Abdulkadir el-Kudsi, Kudsiler ailesindendi. Zaviyeleri olmamalarına rağmen Suriye’de saygı gören büyük bir aileydi64. Emin el-Cundi ise yukarıda bahsedildiği üzere önemli bir kişilik idi. Kendisi hem Rifai hem de Şam Müftüsü idi. Muhtemelen Şam idaresiyle arasım o bulmuştu ve Ebü’l-Huda payitahtta olduğu sırada kendisi de Mecelle Komisyonunda Ahmet Cevdet Paşa’mn çalışma grubundaydı. Bu iki zatm bir özelliği de Tanzimat'ın büyük devlet adamlarından Âli Paşa ile irtibatları olmasıydı65.

Bunlardan başka, yine Halep’in önde gelen eşrafıyla ilişkilerini geliştiren Ebü’l-Huda, Cezayirde Fransızlara karşı 1830-40’h yıllarda direnişin önderliğini yapmış Abdulkadir El- Cezayiri ile tanışmıştı. Kendisi ulemanın teveccüh ettiği bir kişiydi ve kısa süre içersinde etrafında alimlerden oluşan bir halka toplandı. İşte bunlardan en az beş mühim sima ile tanışmış olan Ebü’l-Huda, o mecliste olan Salih el-Attar’ın evinde ilim sohbetlerine iştirak ediyordu. Tüccarlıktan gelme bazı alimler de buraya katılmıştı. Abdulmecid el-Hurdacı bunlardan biriydi. Bu zatın babası İstanbul’dan gelmişti ve kendisinin İstanbul’da kuvvetli dostlan vardı66. Dikkat edilecek olursa, gerek Tanzimatçı gerekse bölgesel ve Selefi kanaldan bu ihtiraslı gencin ilişki ağlarım kuvvetlendirdiği görülebilir.

Bu tavassutlar ve şahsi karizmasıyla, kendisine yoğunlukla Nusayrilerin yaşadığı yer olan Cisru’ş-Şuğur Nakib’ül-Eşraflığma tayin edildi. Ebü’l-Huda kendi biyografisinde, burada pek çok hizmet yapıp -gerçi hizmetlerinden çok bahsetmese de- özellikle kendi tarikatı olan Rifailiği neşrettiğini anlatır67. Bir yıl içersinde hizmetlerinden ötürü 1872’de kendisine İzmir müderrisliği payesi verildi. Bu noktada, Abu-Manneh’in de haklı olarak sorduğu gibi, böylesine genç bir insanın bu payelere ulaşması gerçekten şaşırtıcı bir hadiseydi.68

1873’te Halep müftüsü Bahaüddin’in ölmesi üzerine tekrar İstanbul’a giden Ebü’l- Huda bu sefer Halep Nakibü’l-Eşrafi olarak geri döndü. Bilindiği üzere “Nakibü’l-Eşraflık” Osmanlı devletinde yaşayan seyyid ve şeriflerin silsilelerini ve soylanm kaydedip koruyan ve bunlara liderlik yapan görevlilere verilen ünvân idi69. Kısa süre içersinde Sultan Abdülaziz tarafından yetkileri genişletilerek ayn bir ödenekle beraber, kendisine Suriye, Diyarbakır, Bağdat ve Basra Nakibü’l-Eşraflıklanmn müfettişliği de verildi70. Buradan çıkan sonuç, Ebü’l-Huda’nın gerek çevre gerekse merkez idare ile ilişkilerini gayet önemli bir hale «. getirdiğidir.

Saraya İntisabı Hakkında Tartışmalar

Giriş bölümünde açıklamaya çalıştığımız İslamcılık ya da İslam Birliği politikasının bir tezahürü olarak, sosyal dayanışmanın tesis edilmesinde inkar edilmez bir role sahip71 tarikatlardan istifade edilme yoluna gidilmiştir. Şeyh Zâfir gibi Kuzey Afrika topraklarında etkin olan bir Şazeli şeyhi İstanbul’a celp edilmiş72, Şeyh Rahmetullah, Seyyid Hüseyin Cisri, Seyyid Ahmed Esad, Şeyh Fâzıl gibi nüfuzlu insanlarla etkileşime geçilmişti. Elbette, işte tam bu bağlamda adından en çok söz ettirmiş olan Ebu’l-Huda’mn sarayla olan ilişkisini incelememiz gerekir.

Ebu’l-Huda’mn Sultan ile tamşması hakkında değişik görüşler vardır. Sultan Abdülaziz’in vefatından sonra bir müddet Halep’teki vazifesinden alman Ebu’l-Huda, tekrar eski vazifesine döndü. Bu sefer rütbesi artırılmış ve “haremeyn payesi” verilmişti73. 1876 sonlarında yakın arkadaşı olan Abdülkadir Kudsi ile tekrar İstanbul’a geldi74, Kudsizade Kadri’ye göre, 2 ay sonra Abdülhamid tarafından saraya çağrıldı. Artık, kendi ifadesiyle saraya sık sık çağrılır oldu. Acaba Abdülhamid’in onunla ilgilenmesinden maksat ne idi? Gerçekten, bazılarının söylediği gibi, onun şahsi özelliklerinin etkisinde mi kalmıştı? Ya da onun üzerinde fayda sağlayacağı bir şey mi sezmişti? Bütün bunlar iddia edilebilir. Bunları irdelemeden önce, Ebu’l-Huda’mn Padişahın teveccühüne mazhar olmasının sürecini takip etmeliyiz.

Ebu’l-Huda, kısa bir süre sonra Tanzimattan sonra ihdas edilen ve tüm tarikatlerin denetimini yapan “Meclis-i Meşayih Reisliğine” getirildi. “Şeyh’ül-Meşayih” rütbesi verildi75. Onun böylesine hızlı yükselişinin ve padişahın iltifatlarına mazhar olmasını çekemeyenlerin etkisiyle makamım su-i istimal ettiği şayiaları dile getirilir. Bundan rahatsız olan Sultan onu tekrar Halep’e göndermiştir . Gönderiliş nedeni tam olarak bilinmese de devletin bazı özel işlerine karıştığı iddia edilir77. Fakat, bu sürgün uzun sürmez. Payitaht’taki sıkı dostluk kurduğu arkadaşlarının tavassutuyla, İstanbul’a geri çağırılır. Bu dostlar, bilindiği üzere, Mabeynci Osman Bey, Ahmet Es’ad ve Mahmut Celalettin Paşa’nın adamlarından olan Hacı Ali gibi zevattır78. Tekrar İstanbul’a yerleşen Ebu’l-Huda’ya, Beşiktaş’ta Abbasağa mahallesinde bir ev tefriş edilirek verilir79,

Şeceresi

Ebü'l-Huda Yıldız sarayı ile ilişkilerini ilerlettikçe bir yandan nüfuzu artıyordu fakat öte yandan şahsına ve özellikle nesebine karşı ciddi ithamlar ile karşılaşıyordu. Ebü’l-Huda şahsına karşı yapılan bu saldırılara karşı daima kendini korumuş, yazdığı eser ve risalelerle bunlara karşılık vermiştir. Pek çok eserinin başına ya da sonuna kendi tercüme-i hâlini ve şeceresini eklemiştir. Bu listelere göre kendi nesli Hz. Peygamberin torunu olan Hz. Hüseyin’e dayandığım iddia etmektedir. Bu tür eserlerden alman bir şecereyi aynen yazmak faydalı olacaktır.

“Ebü’l-Huda Muhammed Sayyadi

Hasan Vadi

Seyyid Hüzzam

Seyyid Ali Hüzzam

Seyyid Hüseyin Burhaneddin

Seyyid Abdilalam

Seyyid Abdullah el-Şehabeddin el-Mübarek

Seyyid Mahmud Savki

Seyyid Muhammed Burhan

Seyyid Haşan el-Gavvâs

Seyyid El-Hac Mahmud Şah

Seyyid Mahmud Hüzzam

Seyyid Nureddin

Seyyid Abdülvâhid

Seyyid Mahmud el-Esmir

Seyyid Hüseyin el-Irâkî

Seyyid İbrahim el-Arabî

Seyyid Mahmud

Seyyid Abdürrahman Şemseddin

Seyyid Abdullah Kasım Necmeddin

Seyyid Mahmud Hüzzam es-Selîm

Seyyid Şemseddin Abdülkerim

Seyyid Salih Abdürrezzak

Seyyid Şemseddin Muhammed

Seyyid Sadreddin Ali

Seyyid el-Kutub El-İzzeddin Ahmed es-Sayyadi

Seyyid Mehdi ed-Devle Abdürrahman

Seyyid Seyfeddin Osman

Seyyid Haşan

Seyyid Muhammed Asle

Seyyid Ali Hüzzam

Seyyid Ahmed

Seyyid Ali Mekki

Seyyid Mehdi

Seyyid Ebi’l Kasım Muhammed

3 8-Seyyid Haşan

Seyyid Hüseyin Abdürrahman el-Muhdes el-Garbi

Seyyid Ahmed el-Ekber

Seyyid

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :