Hit (133) M-2231

Abdulhadi Koç Hoca İle Bidat Üzerine Bir Konuşma

Yazar Adı : İlim Dalı :
Konusu : Dili :
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : /2019-05-03 Güncelleyen : /0000-00-00

Abdulhadi Koç Hoca İle Bid’at Üzerine Bir Konuşma
MUSTAFA ÇELİK

 
—    Muhterem hocam, önce kendinizi tanıtır mısınız?
—    Memnuniyetle. 1934 yılında Silvan’da doğdum, çocukluğum orada geçti. Sekiz yaşımda Kur’an okumayı öğrenerek tahsilime başladım. Silvan’da, Siirt ve Kurtalan’da Mardin’de, Nurşin’de klasik şekilde medrese tahsili gördüm. 1953 yılında Kurtalan’dan icazet alarak tahsilimi tamamladım. Halen Erciş’e bağlı bir köyde imam olarak vazife yapmaktayım.
—    Tahsiliniz sırasında veya daha sonraları, çağdaş müslüman alimlerin, mütefekkirlerin, yazarların eserlerini okuma fırsatı bulabildiniz mi? Şunun için soruyorum; genelde yeni müslüman nesillerle, klasik usu,lle yetişmiş alim Ierimiz araisında bir iletişim zorluğu oluyor, siz ise bu iletişimi kurmuş görünüyorsunuz.
—    Evet, 1970’li yıllardan sonra çağdaş müslümanlarin eserlerini okuyup, tetkik etme fırsatını buldum, yani asıllarmdan, arapçalarından okuduğumu belirteyim.
—    Örneğin kimleri okudunuz?
—    Seyyid Kutubu, M. Kutub’u, Abdulkadir Udeh’i, Haşan El Benna’yı, Said Havva’yı, Nedevi’yi, Mevdudi’yi, son zamanlarda Humeyni, A. Şeriatı, A. Mutahhari, Ayetullah Hasen gibi İranlI yazarları.
Önceki sorunuzdaki iletişim meselesine gelince, gençler tabi bizler gibi medrese tahsilinden geçmiyorlar, buna imkanları da yok. Onlar İslamı pratik, dinamik şekli ile çağdaş müslüman yazarlardan öğreniyorlar. Medrese tahsilinde ise, bir durgunluk hakim. Bahsettiğiniz iletişim zorluğu belki bu sebeblerden kaynaklanıyor.
—    Bir ara soru sorayım ister misiniz, şiir ile oldukça yakın ilişkileriniz olduğu söyleniyor. Şiire nasıl başladınız? Sadece okuyor musunuz?
—    Medrese tahsilim sırasında Şair Hassan’ın ve İmam Busiri’nin, Resulullah’ı öven şiirleri çok hoşuma gidiyordu. Ben de onlar gibi yazarak başladım, halen de yazıyorum. Değişik konularda tabiî. Okumaya gelince, Arapça, Farsça yazılmış şiirleri okuyorum genellikle.
—    Kendi yazdıklarınızdan beğendiğiniz bir kaç mısra duyabilir miyiz?
—    İslam dinini Kur’an’dan öğren  
Esbaba başvurur düsturugören
Kitapta eksik yok, herşeyi bilen
Allah’dır, Kadir’dir, herşeyi gören 
(Not Hoeaefendi şiirlerini türkçe yazmıyor, kendileri türkçeye tercüme ettiler).
—    Sizi kısaca tammış otlduk. İsterseniz konumuza geçip sorularımıza başlayabiliriz.
—    Tabii. Buyurun.
—    Bid’at nedir?
—    Efendim, anlatılması ve anlaşılması bakımından, konumuzu daha derli toplu tutabilmek içiiı, işe, önce İslamm ne olduğunu kısaca özetlemekle başlayalım. İslamın iki temel aslı vardır. Birincisi, Allah’dan başka kimseye ibadet -kulluketmemek. Yüce Rabbimiz Nuh kavmine : «ey kav•mim dedi, Allah’a kulluk, ibadet edin. Sizin 0’ndan başka hiçbir tanrınız yoktur.» buyurmaktadır. Bu aynı zamanda bütün peygamberlerin kavimlerine yaptıkları tebliğdir. Yine Rabbimiz «İnsanla rı ve Cinleri ancak bana ibadet -kulluketmeleri için yarattım» buyurmaktadır. İkincisi, Allah’a kulluğu -ibadetiancak meşru şekilde yapmak. Yüce Rabbimiz «Peygamber size ne verdi ise onu alın, ne yasak etti ise ondan sakının» buyurmaktadır. O halde, ibadetin meşru şekilde yapılabilmesi, vahiyle indirilen kitaplar ve Allah’ın elçileri, Peygamberi ile bildiriliyor. Yani bizim meşru şekilde ibadet edebilmemiz ancak kitap ve sünnet ile mümkün oluyor. Ümmetin icma’ı ve fakihlerin kıyaslan (ictihadlan) da ibadetlerin meşru şekilde nasıl yapılacağını gösteriyor. Çünkü onlar da, ashnda temel kaynak kitap ve sünnet’den yola çıkmışlardır. Konuyu uzatmamak için icma ve kıyas hakkındaki delilleri uzun uzun anlatmayalım. Netice olarak bid'at, ibadetin meşru şekilde yapılmaması diyelim.
—    Yapitığımz tariften bid’atin, İslam’ın asıllarmdan birine riayet/ etmemek, yani, kulluğu meşru şekilde yapmamak gibi bir anlamı olduğu ortaya çıkıyor. O halde, şirk, küfr, haram, mekruh gibi kavramlarla bid’at arasında ne fark var? Neden böyle bir kavrama ihtiyaç duyulmuş?
—    Bid’at kavramının lügat ve ıstılahı manalarını anlatınca mesele daha iyi anlaşılabilir sanırım. Bid’at lügatda, yeni ihdas edilen, daha önce olmayıp, yeni ortaya çıkan anlamındadır. Istılahta ise, Rasulullah’m sözle, fiille, takrirle, meşruluğuna dair hüküm vermediği, yeni türedi durumlardır. Şim di mesele daha iyi anlaşıldı sanırım. Yine de sorunuza kısaca cevap vermeye çalışalım. Şirk ve küfr dikkat edilirse birinci asılla ilgilidir.. Çünkü bu halde Allah’ı tek ilah, rab olarak bilmemek, O’nun dinini hükümlerini kabul etmemek sözkonusudur.
Haram, mekruh ikinci asılla ilgili olmasına rağmen burada ibadeti meşru şekilde yapmamak sözkonusu değil, hiç yapmamak, yam emirleri yapmamak, yasakları yapmak sözkonusu. Bid’ate gelince onun hakkında bir delil yok. Yukaı-daki ayete (nisa 80) dikkat edilirse «ne verdi ise onu alın, ne ya-. sak etti ise ondan sakinin» yani bid’at olan, şey açıkça emredilmemiş, yasaklanmamış. İsterseniz bir misalle açıklayalım: Zikir, Kur’an ve Sünnetle emredilmiş ve çok çeşitleri var. Birisi çıkıyor, Allah yerine işaret zamiri «hu» yu kullanarak zikir yapmaya çalışıyor. Şimdi biz bu kimse için ne diyeceğiz, haram mekruh işliyor mu diyeceğiz? İşte biz burada ibadetin meşru olarak yapılmadığı bu durumu bid’at kavramı ile anlatıyoruz. (Hocanın notu: «hu» kelimesi Allah’a işaretle ibarede kullanılabilir ve fakat zikir kelimesi olarak kullanmak bid’attir) _Bir de burada bid’at sahibi için oldukça tehlikeli durumlar söz, konusu tabi, bid’ati dinde -'eksiklik görmek veya kendisini hüküm koyucu mevkiinde görmek gibi bir durumdan kaynaklanıyorsa, o zaman burada şirk kavramını kullanmamız daha uygun olur.
—    Sanırım mesele aydınlığa kavuşmaya başladı, bahsettiğiniz tehlikeleri, bid’atlerin zararları adı altında ayrıca konuşuruz. Bid’at kavramı Kur’an’da ve siumet’de geçiyor mu?
—    Bu kavramı biz sünnetde görüyoruz. Bir çok hadis' mevcut bu konuda. Delil olarak bir tane ile yetinelim. Resulullah buyuruyor : «Artık bundan sonra şüphesiz sözün en hayırlısı Allah’ın kitabı ve yolun en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan çıkan işlerdir. Her bid’at dalalet ve sapıklıktır.» (Müslim Cabir -RA-den). Ahmed bin Hanbel, ibni Mesud -RA-den ; «Resulullah (AS) bizim için uzun, bir çizgi çekti, sonra buyurdu :
—    îşte bu (tek çizgi) Allah’ın yoludur.
Sonra sağını soluna bir çok çizgiler çekti ve buyurdu ki,
—    îşte bunlar bâtıl yollardır. Bu her bir yolun üzerinde şeytan vardır. O yola insanları davet eder.
Sonra şu ayeti okudu :
Bu benim dosdoğru yolumdur, o halde ona uyun. Başka yollara uymayınız. Sonra sizi Allah’ın yolundan ayınr... (En’am 153) Görüldüğü gibi ayette sağa sola çizilecek yeni yollara izin verilmiyor, îbni Mesudun rivayet ettiği bu hadis, müslümanlah sağcı-solcu kavramları içerisine çekmek isteyenlere güzel bir ders vermektedir. Yine yüce Rabbimiz,, «bugün dinini'zi kemale erdirdim, üzerinizdeki •nimetimi tamamladım, size din oİarak İslam’ı seçtim» (Maide 3) bu yürüyor. Her iki ayetde dine yeni ilavelere gerek olmadığını açıkça anlatmaktadır.
—    Bid’ati tarif ederken, Rasuiuliah’m sözle, fiille, takrirle meşruluğuna dair hüküm vermediği, yeni türedi durumlar dediniz. Bu tarifin içerisine giren bir çok mesele var, zaman geçtikçe ortaya çıkan bir çok yeni dürümlar var. Bunların hepsine bid’at mı diyeceğiz. Ülema efendilerimiz bu karışıklığı çözümlemek için bid’at-ı hasene, Bid’at-ı seyyie gibi kavramlar tarif etmişler. Hatta bazıları mubah olan bid’at (örneğin un elemek) müstehab olan bid’at (örneğin şer’i kitap yazmak) vacip olan bid’at (örneğin İslam düşmanlarım susturucu yayın yapmak) gibi kavramlar tarif etmişler. Bazıları da bahsettiğiniz müslim hadisine dayanarak bid’at, bid’at’dır demişler. İslama aykırı olan güzel bir şey veya Mama aykırı ama yapılması vacip olan bir şey gibi çelişkili tariflere kaitılıyor musunuz?
—    Efendim ortada sadece bir kavram kargaşası var. Bid’at-ı hasene nedir? Sünnete yakın bid’at diye tarif edilmiş. Peki, Sünnete yakınlığı nasıl tesbit edilmiş? Burada bir kıyas, yani ietihad söa ko nusudur. Ortada bid’at-ı hasene veya vacip olan bir bid’at değil ietihad vardır. Yine konuşmamızın başına dönersek ikinci asılı korumuş oluyoruz, tcma-ı ümmet, kıyasın-içtihadın çoğulu gibi kabul edilirse meseleyi şöylece basitleştirebiliriz. Ortada ya kitab ve sünnet ve buna dayalı içtihad vardır ya da bunların karşısında bid’at. Yani bid’at, bid’at’dir dersek kav-ram karışıklığından kurtulmuş oluruz,
—    Bid’at konusundaki görüşlerinizi öğrenmiş olduk. Bid’atlerin içtimai ve ferdî planda zararları nelerdir?
—    Ferdî ye içtimai diye ayırmak belki doğru olmayacak, çünkü mü’minler bir vücudun parçalan gibidir. Anlatım kolaylığı olsun diye yine de, biz böyle bir ayırımı yapalım. Bid’at sahibi ferdi ve toplumu bekleyen tehlikeleri anlatalım. Resulullah. bir çok hadisle bid’at sahibi kimselerin tehlikeli durumlarını bildirmişlerdir.
Bid’ati tarif ederken rivayet edilen Müslim hadisinin sonu bazı rivayetlerde (... her dalalet sahibi ateştedir.) şeklinde bitmektedir. Yine Müslim’in Cerir (RA) den rivayetinde, Resulullah. : «Bir kimse İslam yolunda kötü yol ihdas ederse, o kötülüğün vizri (günahı) ve ondan sonra onunla amel edenlerin vizri eksilmeden onun defterine yazılır.» buyurmaktadır. Bun lar bid’at isteyen ferdin durumunu göstermektedir. Şimdi siz, bid’at’lerin ümmet içinde yayıldığını düşünün, o zaman ne olacak. Allah’a karşı ibadeti meşru şekilde yapmak ortadan kalkmış olacak. Aynı zamanda emribil-ma’ruf, nehyi anil-münker düsturuna uyulmadığı için bid’at ve hürafeler yaygınlık kazanmış olacak. Ve bu hazin durumun cezasını da topyekun ümmet çekecektir. «Onlara de ki : yol Allalı’ın gösterdiği yoldur, İslam’dır. Sana gelen vahy ve İslam’dan sonra heva ve heveslerine tabi olacak olursan, Allah'ın azabından seni koruyacak hiçbir dost ye yardımcı yoktur.» (bakara 120) İmam Ahmed’in, Adiyy ibni Umeyre’den rivayetinde Resulullah, «Muhakkak ki, Allah’u teala bazı kişilerin ameli yüzünden umuma azab etmez. Herkes kendi araların da kötülükleri görür de, o kötülüğü hoş karşılamama kudretine sahip iken, ona karşı gelmezse Allah hem umumu, hem de kötülüğü ya pan kişileri azabına müstehak kılar» buyurmaktadır. Bid’at’ın tarifini yaparken diğer kavramlarla farkını belirtmeye çalışmış, bu arada dinde eksiklik görme, veya kendini hüküm koyucu mevkiinde görmek gibi bir durumdan kaynaklanan yeniliklerin, Şirk olarak isimlendirilmesi gerektiğini söylemiştik. Yani bidat ile şirk arasında tehlikeli ilişkiler mevcut. Ve bir çok kavim bu yüzden şirk’e düşmüşlerdir, diyebiliriz. Bu mesele Kur’an’da bir çok kavimlerin kıssalarında anlatıldığı gibi, Tevbe suresinde hristiyanlar ve yahudiler hakkında da anlatılmaktadır, «Onlar rahiplerini ve hahamlarını Allah’dan başka rabler edindiler...» (Tevbe 31) ayeti nazil olduğunda, Ashabdan olan Adiyy bin Hakem :
—    Ya Rasulullâh bıa rahiplerimizi rab tanımadık, deyince, Rasulullah;
—    Onların helal ettiklerini helal, haram ettiklerini haram tanımıyor muydunuz? İşte bu sizin ibadetiniz ve onlan rab edinmenizdir. Diye bu suali cevaplandırmıştır. Neyse konumuzu fazla uzatmayalım, zaten cevabımızın ba-şında da, bu konuda tehdit edici bir çok hadis-i nebevi’nin mevcut olduğunu söylemiştik, burada İslam düşmanlarının bid’atleri İslam’ın malıymış gibi göstererek, İslam’ı yanlış anlatmalarım veya yanlış anlatmaya çalışmalarını göz ardı etmeyelim tabi.
—    Peki bunca tehlikeSerine işaret buyurduğunuz bid’atlerin ümmet içersine nasıl girmiş ve ya yılmış olabileceğini düşündünüz mü hiç?
—    Kısaca değinebileceğimiz sebebler birer araştırma konusu olabilecek kadar genişletilebilir aslmda. Biz yine de çok kısa ve öz olarak değinelim Bid’at İslam’dan olmayan bir şey olduğuna göre onu tanımak ve İslama karışmasını önlemek, İslam’ı iyi bilmekle müm'kün. O halde bidatlerin timmet içersine girmesi İslam’ın, ashab yamanındaki, kavranış şeklinin yitirilmesi sebebiyle olduğunu söyleyebiliriz. Ashab Kur’an'dan Rasulullah vasıtasıyla İslamı öğreniyordu. Sonradan bu kaynak bulandı. Bül-i kitapdan müslüman olanların, önceki kitaplarıyla Kur’an'daki kıssalar arasında benzerlikler olması sebebiyle (çünkü ne kadar tahrif edilse de içlerinde ilahi kelam mevcuttu.) Kur’an kıssalarını daha teferruatlı açıklamak gayretkeşliği yüzünden, Rasulullah’m yasaklamalarına. rağmen nakiller yapıldı ve bunlar Tefsirlere karıştı. Hadis metedolojisi -usulükurulana kadar bir çok mevzu hadis ümmet içinde yayıldı. Yunan felsefesinin tesiri ile, ve onun usulü benimsenircesine pratik faydası olmayan Kelam tartışmaları başladı. İslam’a yeni, giren kavimler İslam’a uymayan durumlarını terketmek yerine onlara islami kılıflar geçirmeğe başladılar. Kur’an’m temel kavramları zamanla gerçek anlamlarını yitirip donuklaştı. Hulefayı Raşidin’den sonra gelen sul tanların çoğunluğu bid’at tohum-larını ümmet içine ektiler. Çünkü bunlar Hilafet için en önemli iki şarta sahip değillerdi. Bunlar, cihad ve ictihad’dır. Sultanlar ilmi bakımdan alimlere muhtaç olmayacak durumda değillerdi. Ama yine de,.ya kendi reyleri ile, ya da dış tesirlerle yersiz ictihadlarda bulunuyorlar, böylece bid’atleri ya yiyorlardı. İmam Malik ile zamanın sultanı arasında Kur’an’ın mahluk olup olmaması tartışması buna pek güzel bir misaldir. . Cihad meselesi çok önemli. Hz. Ebubekir, Rasulullah’ın vefatından sonra, O’nun gönderdiği orduyu seferden alıkoymadı, Niçin? Çünkü cihad ümmetin temel dinamizmidir, onun için ashab israiliyyata, felsefeye cahili örf ve adetlere kılıf aramaya vakit bulamadı. Ümmet cihadı bıraktığı anda aşınmaya başlar, o zaman felsefeden de etkilenir, ehli kitaptan da. Cihad ortadan kalkarsa, bu boşluk doldurulabilir mi sanıyorsunuz böyle tartışmalarla? Yani demek istediğim cihad ümmeti dış tesirlerden ve iç çekişmelerden, aşınmalardan koruyan tek temel etkendir. Önce de söylemiştim, çok zor bir soru, biz bazı ipuçları verdiğimizi kabul edelim.
—    Verdiğiniz bazı ipuçlarını kabul edelim ve son sorumuzu sorailım dilerseniz. Bid’atlerle nasıl mücadele edilebilir?
—    Efendim bid’at meselesi İslam’ı pratik olarak yaşayan bir ümmetin problemidir. Ortada böy le bir ümmet yokken kim ne ile mücadele edecek? Bid’atlerden nasıl korunabiliriz diye bir soru sorulabilir belki, O zaman da İslam’ı pratik olarak yaşayan bir ümmet yokken bid’atlardan nasıl kendimizi koruyabiliriz diye bir karşı soru sorulabilir. Tamamen korunamazsak da İslamı öğrenmekle kendimizi korumaya çalışabiliriz, böylece de İslam düşmanlarının bid’atleri İslama kargı sermaye olarak kullanmalarına bir dereceye kadar müsade etmeyebiliriz. Bid’at ve hurafelerle, aslında tüm bir batıl olan şeylerle mücadele. İslamı pratik olarak yaşayan bir ümmet teşekkül ettikten-sonra olabilir. Müs lümanlar halen cahiliye toptanları içinde yaşıyorlar, öncelikle bu durumlarını gözden geçirmeliler. İslam’ın bahsettiğimiz birinci asimin olmadığı yerlerde, en büyük münkerin olduğu yerlerde, bid’atlerle mücadele etmek enerji kaybından başka hiç bir işe yaramaz.
—    Muhterem hocam verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür, ediyoruz.
—    Ben de teşekkür ederim. Rabbimiz hepimize hayırlı çalışmalar nasip etsin inşaallah.
 

Yayınlandığı Kaynak : 1983
Yayınlandığı Dergi : Mavera Dergisi
Sanal Dergi :
Makale Linki :