Hit (258) M-2230

Ehli Sünnet Özel Sayısı Üzerine, On Soruda Ehl-i Sünnet Soruşturmasına Üzerine Cevaplar

Yazar Adı : Abdulhadi Koç İlim Dalı : Akaid
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Akaid Makale Türü :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2019-02-04 Güncelleyen : /0000-00-00

Ehli Sünnet Özel Sayısı Üzerine, On Soruda Ehl-i Sünnet Soruşturmasına Üzerine Cevaplar

SORU 1: Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat tabiri ne anlama gelmektedir; kaynaklarda nasıl tanımlanmaktadır ve günümüzde nasıl anlaşılmaktadır? Görebildiğiniz kadarıyla, bu tabirin ilk zamanlardaki kullanımıyla son zamanlardaki kullanımı arasında bir farklılık meydana gelmiş midir yoksa günümüze hiç bir değişikliğe uğramadan mı ulaşmıştır?

     Abdulhadi Koç:
     Ehli Sünnet vel Cemaat tabirini İslam alimlerinden Muhammed Sabit el Fenedi hocamızdan öğrenelim. Dairetu’l-Maarif adlı kitabının 12.cildinin 281. sahifesinde diyor ki:
Sünnet; yol adet ve gelenek anlamındadır. Fukaha ve Kelamcılar ıstılahında ise Resulullah'ın ef’al, ekval ve takrirleri anlamında kullanılmaktadır. Daha sonra tarihin seyri içerisinde Ehli Sünnet ve’l Cemaat'ın ara  ve efaline (görüş ve fiillerine) denildi. Ve Şia'nın karşısında kullanıldı.
Şerhu’l-Akaid (İdeolojileri Açıklayan) adlı kitabın yorumlayıcı kitaplarından biri olan "Kesteli" adlı eserde Sünnet; Resûlullah'ın yolu, Cemaat ise Eshabın yolu demektir. Muharref akaid, ideoloji ve muharref fiillerden uzak olanlara Ehli Sünnet vel Cemaat denildi. Kaynaklarda Kur'an-ı Mûbin'in ilk ve en büyük tefsiri olan Hz.Muhammed'in (s.a.v.) sünnetine; efal, ekval ve takrirlerine tabi olan, her türlü bozulmuş ideoloji ve amellerden, Kur'an Hadis ve onların görüşleri doğrultusunda olmayan her türlü beşeri görüşlerden uzak olan, Kur'an ve Hadis müntesiplerine Ehli Sünnet vel Cemaat denilirdi. Hattâ amel ve inancı; kitap, hadis, icma ve celî kıyasa muvafık olanlara da Ehli Sünnet vel Cemaat denilirdi. 

Araştırma neticesinde, günümüzün bazı fakihlerinin ve Mutasavvıflarının ellerindeki kitapların büyük bir kısmının Kur'anı Kerim ve Hadisi Şeriften uzak bir beşeri görüşler mecmuası olduğu ortaya çıkmıştır. Bu beşeri görüşlerin müntesipleri, bugünkü Ehli Sünnet vel Cemaat camiasının sevadı âzamini (büyük ekseriyetini) teşkil etmektedirler. Kur'anı yalnız bir ibadet kitabı, bir zikir kitabı veya bir fikir kitabı olarak kabul etmektedirler. Nizam değil nazım, hüküm değil dua kitabı olarak inanmaktadırlar. Ahirete bakan veçhesi ile meşguller. Gerçek manada Kur'an'ı bir hüküm, bir nizam ve kamil manada bir düstûru hayat kabul etmemektedirler. Ya re'sen ya da dolaylı olarak tağuti nizamların idamelerine destek sağlar olmuşlardır.
 
SORU 2 :      Ehli Sünnet tabiri hangi ortamda ve nasıl doğmuştur? Bu tabir, ilk kez ne aman ve kimler tarafından kullanılmıştır? Ehli Sünnet» tarihteki ilk temsilcileri kimlerdir?
 

     Abdulhadi Koç:
     Şerhûl Akaid'in Kesteli haşiyesinde şöyle deniyor: Ebul Haşan el Eş'ari Mutezile mezhebinin imamı olan Ali el Cubai adındaki hocasını terk ederek, sünnetle yani Resulullah'ın yolu ile, cemaatla yani ashabın tarikatı ile meşgul olduğu sıralarda, Ehli Sünnet vel Cemaat tabiri Basra ve civarında kullanılmıştır. Muasırı olan Ebul Mansur el Maturîdi ise aynı tabiri, hicretin 4.yüzyılnın başında, Maveraün Nehr bölgesinde kullanmıştır. Eş'arîler ve Maturîdîler: Abbasi halifelerinden Me' mun zamanında devletin resmî mezhebi olarak Mutezile mezhebinin kabul edilmesiyle, akidede ortaya çıkan ihtilafları kaldırmak maksadıyla çalıştılar. Nakli delilleri hadisle sabit olan meseleleri aklî deliller üzerine hakim kılmak maksadıyla îtikadî içtihadlara yapıştılar. Me'mun zamanında ehli hadis âmmî ve delilsiz kim- seler olarak nitelendirilmişti. el-Mütevekkil Alallah'ın hilafetinde ise durum tamamen tersine dönmüştür. Bu dönemde tashihi akide için başta Ebul Haşan el Eş' ari ile Ebu Mansur el-Maturidî olmak üzere, Irak ve Mavera ün Nehir bölgelerinde, mezkûr tarihte bazı mücadele ve münazaralarda bulunmuşlardır. Ehli Sünnet tabiri, Mütezile ve Kaderiye fırkalarının kısa beseri görüşleri ile Kur'anı Kerim'in bazı ayetlerini tevil ettikleri sırada doğmuştur. Abbasi halifelerinden Me'mun Kur'an'ın mahlûk olduğunu kabul ederek, Mutezile mezhebine girmiş ve bu mezhebi devletin resmî mezhebi olarak kabul etmiştir. (Hicrî 211)

Bu sırada Ehli Sünnet' in amelî mezheplerdeki ilk temsilcileri İmam Ahmed b. Hanbel ile İmam Muhammed b. Nuh Hazretleridir. Onlar Kur'an'ın mahlûk olduğu görüşünü redderek karşı çıktılar. Ehil olmayan kimselerin görüşleriyle Kur'an'ın tevilinin doğru olmadığını ilan ettiler. Halife Me'mun ve Mutezile âlimlerine karşı direndiler. Bu sebepten dolayı hapse atılıp, işkence, cefa ve ezaya maruz kaldılar. Bu imamların görüşlerini kabul edip destekleyen, zamanın birçok alimleri de tutuklandı. Bu eza, el-Mütevekkil Alellah'ın devrine kadar devam etti.

Mütevekkil'in zamanında Ehli Sünnet alimleri serbest bırakıldılar. Daha sonra Hicrî 260 senesinde Basra'da doğan ve 330 senesinde vefat eden Ali Ebul Haşan el-Eş'arî ve muasırı olan Ebu Mansur el Maturidî iki akide mezhebini kurdular. Ehli Sünnet vel Cemaat'ın akide imamları olarak meşhur oldular ve ilk temsilcileri olarak gösterildiler.

Bk.Aylık Dergi 53,54


    
SORU 3:    Ehl-i Sünnet tabirine neden ihtiyaç duyulmuştur ve bu tabirle çizilen çerçevenin mahiyeti nedir? Yani bu tabirle nelere sahip çıkılmak ve nelerden kaçınılmak istenmektedir?
     
      Abdulhadi Koç:
      Münazaranın mezkur devirde serbest oluşuyla birçok kimseler, akim sönük dürbünüyle kâinatın en mükemmel kitabı olan Kur'an'a baktılar. Tevil ve kıyaslarla o yüce kitabı tefsire başladılar. Hadise ihtiyaç duymadan hareket ettiler ve birçok noktalarda hataya düştüler. İşte, insanlık âlemini bu beşeri görüşlerden kurtarmak için Kur'anı Kerim'in en büyük tefsiri olan sünnete, yani Resulullah'm hadislerine ihtiyaç duyulmuştur. Mütevatir ve sahih hadisleri Kur’an'm tefsirinde büyük belge, delil ve hüccet olarak kabul eden ve öyle görülmesini arzu eden insanlar çıkmış. Bu insanlar, insanları beşeri görüşlerden uzaklaştırmanın ve ihtirai fikirlerden kaçındırmanın zorunlu olduğunu hissederek, hadise sahip çıkmışlardır. Her mü’minin malumu olsun ki, Resulullah’ın zamanında sadece Kur'an ile hüküm edilirdi. -Hulefai Raşidinin zamanında ise, önce Kur'an daha sonra hadis, onların zahirinde olmayan hususları onların üzerine kıyas etme, kıyası kabil olmayan meseleleri de Kur’an ve Hadiste ihtisaslı ulemanın rey'i hükme bağlardı. Yani dinimizin delilleri dörttür: Kitap, Sünnet, Kıyas, tema. Eğer insanların akıllan insanlara kifayetli olsaydı, Hz. Allah (c.c.) insanlık alemine peygamberleri göndermezdi. Peygamberlerin akıllan da kendilerine yeterli olsaydı, Hz. Allah (c.c.) onlara Kitap'ları göndermezdi. Ve en büyük Peygamber olan Hz. Muhammede (s.a.v.) "Ya Muhammed! sana vahiy olunan Kitaba tabi ol." denilmezdi. Hakikat şudur ki: Semavi kitapların en büyüğü, en mütekamili olan Kur'an a göre inanmak, ona göre amel etmek, ona göre hüküm vermek ve onu hayatta hakim kılmak yolunu seçmektir.

Bk.Aylık Dergi, 60
    

    SORU 4:   Ehl-i Sünnet denildiğinde sadece itikadı bir farklılığa mı, yoksa sadece ameli bir farklılığa mı işaret edilmektedir? Buna göre, itikad yönünden Ehl-i Sünnet dışında görülen ve Bid'at Ehli ya da sapık sayılan bir fırkanın amel yönünden 'Dört Hak Mezhep' arasında gösterilmesi, ya da Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat Mezheplerden olmadığı halde 'hak' kabul edilebilecek bir beşinci, bir altıncı mezhebin varlığından söz edilmesi mümkün müdür? Amel bakımından 'Dört Hak Mezhep' diye anılan mezheplerin hepsi de itikad yönünden Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat mezheplerden midir?

          
     Abdulhadi Koç:
     Ehli Sünnet denildiğinde hem itikadî hem amelî farklılığa işaret edilmektedir. Fakat tevhidi akidenin zorunlu olduğu, bunda ihtilafın doğru olmadığı; amelde ise ihtilafın rahmet olduğu, dört değil birçok nehiclerle amellerin yapılmasında rahmetin olduğu Kur'an'la sabittir. 
Mısırlı alim Seyyid Sabık'ın Akaid adlı kitabında tafsilatı mevcut olduğu gibi, Mısır Maarif Bakanlığının müfettişlerinden ve üniversitenin tarih bilimi hocalarından Muhammed Hıdır bey’in "Tarihi’l Teşriil İslami" adlı eserinde, birçok hak mezheplerin altıncı asra kadar yaşadıklarını yazmaktadır. Dört mezhep imamının zamanlarında onların dışında ameli müçtehidler olduğu gibi, onlardan önce ve sonra da içtihadlarını ayet ve hadis ışığında yürütenler olmuştur. Ve o dönemlerde içtihadlarını yürütenler hoş görülmüş, karşılarına da çıkılmamıştır. Her alim "Kur'an ve hadisten anladığım şudur. Bu hadis ahad'dır, mektu'dur, senetsizdir, onunla ben amel etmem." öteki alimse "Hayır bu hadis mütevatir veya sahihtir, onunla amel edeceğim." diyebilirdi.
 Bu meseleleri öğrenmek isteyenler, 1960'ta Mısır'da tab'olunan büyük İslam tarihçisi Muhammed Hıdır Beyin İslam ’ın Teşri Tarihi adlı eserine müracaat edebilir.

SORU 5 : Ehl-i Sünnet denildiğinde akla gelen belli-başlı akımlar (fırkalar veya mezhepler) hangileridir? Bu Ehl-i Sünnet mezhepler, Kur'an-ı Kerim dışındaki şer'i delillerde ve fıkhî kaynaklarda (örneğin Hadîs kaynaklarında) ittifak halinde midirler? Değillerse bu durumu kısaca nasıl açıklayabilirsiniz?

      Abdulhadi Koç:
      Ehli Sünnet dendiğinde akla gelen belli başlı akımlar: Hanefiler, Malikiler, Şafiiler, Hanbeliler, Eş'ariler ve Maturîdilerdir. 
Temelli meseleler dışında ihtilaf halindedirler. Kanaatime göre ihtilafın ana kaynağını hadisi şeriflerin toplanması meydana getirmiştir. Hz. Ebubekir(r.a.) ve Hz. ömer(r.a.) zamanında bazı hadis ravileri hapsedilmişlerdir... Hadis ravilerinden iki şey istenirdi. Birincisi, bu hadis hangi ayetin tefsiridir. İkincisi, hadisin rivayetiyle ilgili iki tane şahit. Aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra, hadislerin yazılması için harekete geçilmiş, insanların efvahından hadisler toplanmaya başlanmıştır. Yazılı olmayan Resulullah'm sözleri, asırların ardından ihtilafa medar olmuş ve bu yüzden çeşitli fırkalar meyadana gelmiştir. Bu ihtilaflardan kurtulmak için Kur'an'a ve Kur'an'ı tefsir eden Hadise temessük etmenin zorunlu olduğuna kaniyim.

    

SORU 6 : Meseleye bir de bireyler açısından bakacak olursak, bir kimsenin müslüman kabul edilebilmesi için mutlaka Ehl-i Sünnet mi olması gerekmektedir? Ehl-i Sünnet olmadan da müslüman olunabilinir mi, yoksa Ehl-i Sünnet dış m da kalanlar kesinlikle sapık ve Bid'at Ehli olarak mı nitelenil? Bu sapıklık ve Bid'at Ehli olmak küfürde olmak anlamına mı gelmektedir? Bir de şu: Ehl-i Sünnet olduğu halde müslüman kabul edilemiyecek kişiler ya da fırkalar bulunabilir mi?
     

      Abdulhadi Koç:
      Bir kimsenin müslüman kabul edilebilmesi için, mutlaka ehli Kur'an olması gerekir. Kur’an'ı ameli, sözü ve takriri ile tefsir eden Rasûlullah'a tabi olması da gerekmektedir. Rasûlullah’ın sünneti olup olmadığını bilmeyen bir kimsenin sadece Kur'an'ın ışığında ameli makbuldur.  itikadi açıdan Kur'an'a muhalif olmadıktan sonra yine müslümandır. Ehli bid'at ehli küfür demek değildir. Bildiği halde inkâr etmemek şartıyla Rasûlullah'ın sünnetinden ayrılan bir kimse yine bid'atkâr müslüman kabul edilebilir. Bugün yeryüzünde Ehli Sünnet dışında Allah'ı(c.c.), Kur’an’ı ve Hadisi kabul eden fırkaların çoğu kusurlu müslümandırlar.
      
          
SORU 7:  Ehl-i Sünnet anlayışına göre, bir fırkanın ya da kişinin sapık kabul edilmesinin bellibaşlı temel şartlan nelerdir ve bu şartlarda kişilere ya da çağlara göre, değişen durumlara göre bir değişiklik olabilir mi? Yoksa bu şartlar kayıtsız şartsız her zamanda ve her yerde geçerli şeyler midir?
   

     Abdulhadi Koç:
     Ehli Sünnet anlayışına göre, bir fırkanın ya da bir kişinin sapık kabul edilmesinin belli başlı temel şartı; Kur'an'a, Hadise, İcmaya ve Kıyasa muhalif olarak inanması ve amel etmesidir. Kendi görüşü ile veya herhangi bir beşeri görüşle Kur' an ve Hadise iltifat etmeden ortaya çıkmasıdır. Kitaba, mütevatir sünnete, icmaya, şuranın görüşüne, Kur'an ve Hadiste ihtisaslı müçtehidlerin kıyaslarına bağlı kalmak şarttır.

 
SORU 8 : Günümüz dünyasında İslami bir yönetime kesin olarak hayır diyen ve her vesileyle karşı çıkan taguti düzenler, Ehli Sünnet itikadına sahip çıkmakta, daha doğrusu sahip çıkar görenmektedirler. Acaba sizce bu taguti düzenler Ehli Sünnet'in koruyuculuğu rolünü oynamaktan ne ummaktadırlar? Hem sonra niçin bu tağuti düzenler, gösteriş icabı da olsa, İslam'daki başka akımlara değil de Ehli Sünnet anlayışına sahip çıkıyor görünmektedirler? Bu sahiplenişi, Ehli Sünnet anlayışının pasifliğine, uzlaşmacılığına yormak doğru olur mu? Buna bağlı olarak, Ehli Sünnet mezheplerde 'İslami Hükümet' anlayışı imandan bir cüz sayılır mı; sayılmazsa, bunu bir noksanlık olduğu ve tağuti düzenlerin Ehli Sünnet'e ilgi duyuyor görünmelerinin buradan kaynaklandığı söylenebilir mi?
         

     Abdulhadi Koç:
     Günümüz dünyasında İslami Yönetime kesin olarak hayır diyen ve karşı çıkan tağuti düzenlerin tümünün Ehli Sünnet itikadına sahip çıkıyor görünmesi gerçek bir vakadır. Tağuti düzenlerin tespit ettikleri zaaflardan çok güzel yararlandıklarını söyleyebiliriz. Kur'an’a tefsir olmayan bazı zayıf ehadisle, asırlar boyunca müslümanları sömüren ve Kur’an’ı sadece bir ibadet kitabı, bir zikir kitabı ve bir fikir kitabı gibi toplumlara gösteren, eski bedbaht insanların, perde arkasından beşeri görüşlere göre İslam’ı kabul ettikleri ve Kur’an’a göre İslâm’dan uzak oldukları ortadadır. Bunlara göre Kur'an, bir hüküm kitabı, bir hayat düsturu değil, bir nizam ve üç hayatın sigortası değil, sadece bir dua kitabı, ahiretle ilgili kulla Allah arasında bir vasıta kitabıdır. İşte bu tür insanlar Ehli Kur'an olmaktan vazgeçerek Ehli Sünnet adıyla ortaya çıktılar. Beşeri düzenler ve yönetimler bunların görüşünü, ekmeklerine yağ sürdüğü için İslami görüş diye kabul ettiler. Bu ilahi görüşten vazgeçenleri tüm güçleriyle desteklediler. Gerçek Ehli Sünnet'e göre, cumhûri ulemaya göre, İslami Hükümet’ anlayışı imandan bir cüz sayılır. Ebu Zühre'nin 'Mezhepler Tarihi' adlı kitabında bu meselenin tefsiri mevcuttur.

 Bk.Aylık Dergi, 100,101

    
SORU 9:  Ehl-i Sünnet anlayışının, tarih içerisinde Ehl-i Sünnet âlimlerce eleştirildiği olmuş mudur hiç, veya sizce bir Ehl-i Sünnet eleştirisi'nden sözetmek mümkün mü» dür? Mümkün değilse, neden mümkün olmadığını, mümkünse, bu eleştirinin hangi noktalardan başlatılabileceğini gerekçeli olarak açıklar mısınız?
    
    
     Abdulhadi Koç:
     Ehli Sünnet anlayışının tarih içerisinde Ehli Sünnet alimlerince eleştirilip eleştirilmediğine rastlamış değilim. Fakat bu tabirin, asırlar geçtikten sonra kullanılması, İslam düşmanları için bir fırsat yaratmıştır. Hz Kur'an'da: "Babanız olan İbrahim’in (a.s.) milletine tabi olunuz. O Allah (c.c.) sizi, hem Kur'an'dan önceki kitaplarda hem de Kur'an'da müslüman olarak adlandırmıştır." buyrulmuştur. Buna göre adımız müslümandır. Takma adların, bid'at oldukları için İslam camiasına faydadan fazla zarar getirdiklerine kaniyim.
          
    
SORU 10 .  Ehl-i Sünnet anlayışının günümüzdeki uygulamasına bakarak, bugün hakkıyla temsil edilip edilmediğine veya gereği gibi anlaşılıp anlaşılmadığına değinir misiniz? Bu bağlamda, Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat anlayışının tam anlamıyla kavranabilmesi için hangi kaynaklara başvurulması gerekmektedir? Bu kaynakların tümü de Ehli Sünnet âlimlerince ittifakla kabul edilmiş kaynaklar mıdır?

Bk.Aylık Dergi, 108 
           
     Abdulhadi Koç:
     Ehli Sünnet anlayışının günümüzdeki uygulamasına bakarak, bugün hakkıyla ortada olmadığı ve tam anlamıyla anlaşılmadığı görülecektir. Çünkü eskiden Ehli Sünnet'in dört delile bağlı olduğu iddia ediliyordu. Bugünkü Ehli Sünnet vel Cemaat terimiyle ortada olanların büyük bir kısmı beşeri görüşlere tabi olmuşlardır. 
Ehli Sünnet vel Cemaat anlayışının kavranabilmesi için Muhammed Hıdır beyin 'İslam Milletleri Tarihi’ adlı eserine müracaat edilebilir. Hülasa olarak Allah'ımız bir, Kitabı bir, Peygamberi bir olan tüm müslümanlarla birlik olmalıyız. "Allah’ın(c.c.) Kitabına sımsıkı sanlınız ve ayrılmayınız." ayeti kerimesinin ışığında, siz muhterem kardeşlerime şu birkaç satırlık manzumeyi yazacağım:
Kîlü kaldan vazgeçelim, Kur'an'ı rehber bilelim İhtilafa düşmeyelim, hep Ehli Kur'an olalım Biri diyor ehli hadis, biri diyor eş'ariler Biri diyor maturidi, biri diyor Caferiler biri diyor mütezile, biri diyor cehmiyeler Biri diyor ehli sünnet, biri diyor şiâlar Biz Kur'an'ı öğrenelim, Vahdeti ondan alalım İtikadi meseleler vahdet ister uyanalım. Amellerde ihtilaf var, bunu Kur'an'da görelim 20'nci asrın mümini dikkatle bak bu sözlere Rabbimiz bir, Dinimiz bir, el üsveî peygambere İhtilaflı meselede Kur'an Hadis kaynak bize Bu fermanı ilahidir, düşmanı sen getir dize Kârhan el Kur'an'a gir, birlik sana rahmet yolu Allah'ın ipine yapış, bu ferman izzetle dolu.
     Allah'ım kelime birliğini 20’nci asrın müslümanlanna nasip eylesin.

Bk.Aylık Dergi, 111

 

 

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :