Hit (4174) M-2110

İslam Hukukunda Noterlik

Yazar Adı : İlim Dalı : Fıkıh
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : /2015-04-23 Güncelleyen : /0000-00-00

İSLAM HUKUKUNDA NOTERLİK

Giriş

İslâm hukukunda şurût (noterlik) ilminin muâmele, akid ve iltizâm kavramları ile çok yakın bir ilişkisi vardır. Lugatta, herhangi bir şey ile ilgili olarak bir başkasıyla ilişkiye girmek anlamında[1] olan “muâmele” kelimesiyle burada kasdedilen, bir kimsenin bir başkasıyla herhangi bir hususta giriştiği her türlü tasarruf ve ilişkidir. Bu ilişki taraflardan birisine bir hak kazandırırken diğerine de yerine getirmesi gereken bir sorumluluk yükler. Böyle hak ve yükümlülük doğuran muâmelenin oluşabilmesi için de muâmeleyi yapan tarafların ehliyet sahibi kişiler olması gerekir[2]. İki veya daha fazla sayıdaki insanlar arasında yapılabilecek olan muâmele, onların sosyal zaruret ve ihtiyaçlarına göre çok çeşitli olabilir. Burada, alış-veriş ve buna bağlı olarak muhayyerlik hakları, ikâle, selem, ortaklık, murâbaha, ribâ, şüf’a, mudârebe, vekâlet, nikah ve talak örnek olarak ziredilebilir. Bu muâmele türlerine aynı zamanda akit adı da verilmektedir. Ancak muâmele akitden daha umûmi ve kapsamlıdır. Çünkü muâmele, sözlü olsun fiili olsun tarafların birbirleriyle olan her türlü ilişkilerini içine alırken akit genelde, tarafların îcab ve kabul ile bir hususu iltizam ve taahhüd etmeleridir[3]. Gerek sözlü gerekse fiili tasarruflar noterlik (şurût) ilminin esasını oluşturmaktadır. Özelliklede akidin şurût ilminde çok büyük bir önemi vardır. Akitler ister iki tarafın irade beyanıyla isterse tek tarafın irade beyanıyla[4] kurulmuş olsun, taraflardan birinin diğerine karşı birşeyi yapmaya veya bir şeyi yapmamaya taahhüd ettiğini ortaya koyar. İşte, bu taahhüd ve iltizamın belirli kurallar çerçevesinde yazılı olarak belgelenmesi de şurût ilminin konusunu teşkil etmektedir.

A- Şurût’un (Noterlik) Tanımı

Fransızca bir terim olan “Noter” İslâm hukukunda Udûl, Şuhûd, Şurûtî, Kâtibu’ş-Şurût, Kâtibü’l-Vesâik, el-Adlü’l-Kâtib çoğulu el-Udûlü’l-Küttâb, “Noterlik” ise el-Adâleh, Ta’dîl, Hıtatü’l-Vesâik, Kitâbetü’l-Vesâik, Kitâbetü’ş-Şurût istilahlarıyla ifade edilmektedir[5]. Şurût ilmi ifadesiyle de “ilm-i fıkhi’ş-şurût” kasdedilmektedir[6]. “Şurût” terimi “şart” kelimesinin çoğulu olup lugatte anlamı, “bir şeyi ilzâm ve iltizâm etmektir[7]. Şart’ın her ilim dalında kendine özgü bir tanımı vardır[8]. Şurût (noterlik) ilminde şartın anlamı, “İnsanlar arasında yapılan çeşitli muâmeleler hakkında hakları zayi olmaktan korumak amacıyla, yazı sanatını bilen bir kimse tarafından yazılan belgedir”.

Bir ilim dalı olarak şurût ilmi çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Bunlar arasından en kapsamlı olan tanım şöyledir: “İhtiyaç halinde delil teşkil ederek tarafların haklarını koruması için, karşılıklı borç ilişkilerinin belirli şekil ve üslûp içerisinde kaydedilmesini inceleyen bir fıkıh dalıdır[9].

B- Şurût İlminin Konusu, Temeli ve faydası

1- Konusu

Karşılıklı borç ilişkileriyle ilgili hükümleri tesbit ederek ihtiyaç halinde delil teşkil etmesi için belirli şekil ve üslupda yazıp kaydetmek bu ilmin konusunu oluşturmaktadır. Buna göre şurût ilminin konusu, iki temel unsurdur. Birincisi, noterlik belgelerinin yazılıp kaydedilmesi ile ilgili hükümlerin (işlemlerin) bilinmesi. İkincisi de, bu hükümlerin delil ve esaslarının bilinmesini sağlamaktır[10].

2- Şurût İlminin Oluşumunda Beslendiği Kaynaklar

Her ilim dalı gibi noterlik ilminin de beslendiği ve dayandığı kaynaklar vardır. Bunlar:

1- İslâm fıkhı ve dolayısıyla da fıkhın kaynağı olan Kur’an ve Sünnet. Noterlik muhteva bakımından fıkıh ilminin bir parçası sayılır. Yalnız, fıkıh içerisinde şurût ilmini ilgilendiren kısım, taraflar arasında karşılıklı borç ilişkileriyle belgeleme ihtiyacı hissedilen tasarruflardır. Bunun dışında kalan muâmele çeşitleri ile ibadetler şurût ilminin kapsamına girmez[11].

2- Doğru tam ve edebî bir üslûpla ifadeler kurmayı konu edinmiş mantık, inşâ ve kitâbet (yazı) ilimleri[12].

3- İnsanların söz ve fiil olarak alışıp yapageldikleri davranışlar[13] olan örf ve âdet. Örf ve âdetin şurût ilminin oluşması ve gelişmesinde çok büyük rolü olmuştur. Noterlik belgeleri hazırlanırken insanların yaygın olarak kullandıkları ifade ve kelimelerin seçilmesine özen gösterilmelidir. Çünkü bu belge, ileride inkar veya unutma durumunda delil teşkil etmesi için düzenlenmektedir. Tarafların belge muhtevasını anlayabilmeleri için de onların anlayabilecekleri dil ve ifadelerin kullanılması gerekir[14].

4- İslâm dîvan sistemi. Şurût ilmi vesikaların korunması, yazılması, tescil edilmesi ve mühürlenmesi bakımından İslâm’ın ilk dönemlerinden itibaren tatbik edilmeye başlanan dîvan sisteminden çok istifade etmiştir[15].

3- Faydası

Toplumun bütün fertleri günlük yaşamlarında birbirleriyle alış-veriş, ortaklık, rehin, nikah ve talak gibi birçok muâmele ve akitler yaptıklarından noterlik işlerine çeşitli şekillerde ihtiyaç duyarlar. Bu ilişkilerinde unutma, inkar etme, işin bozulması, şüpheye düşme gibi hallerin vukû bulmasına karşı çeşitli belgeler düzenleyerek adaletin gerçekleşmesini ve anlaşmazlıkların önlenmesini sağlayabilirler. Noterlik ilminin faydalarını maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:[16]

1- Malların muhafaza altına alınarak zayi olmasının önlenmesi.

2- Taraflar arasında çeşitli nedenlerle vukû bulabilecek tartışma, şüpheye düşme ve haksızlıkların önüne geçilmesi.

3- Anlaşmazlık halinde mahkemede, yazılan belge ile hakların ispat edilerek korunması.

4- Taraflar arasında yapılan muâmele ve akitlerin şer’î hükümlere (kanunlara) uygunluğunun sağlanması. Taraflar, aralarında yaptıkları muâmelelerde akdi fesâda uğratacak sebepleri bilemeyebilirler. Bu yüzden akdi yazıya geçirmek için notere gittiklerinde, belgeyi düzenleyen noter sayesinde böyle hatalara düşmekten korunurlar.

C- Şurût İlminin Yasal Kaynağı

Şurût ilminin yasal olarak dayandığı birçok delil vardır. Bunların en önemlileri şunlardır:

1- İslâm hukukunda yazılı belgelerin kullanılmasıyla ilgili ilk başvuru kaynağı Kur’an’dır. Bakara suresi’nin 282. (mudâyene) ayetinde hukukî ve ticarî akit ve muâmelelerin yazı ile tevsik edilmesi ısrarla istenmektedir[17]. Ayetin meali şöyledir: “Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Bir kâtip onu aranızda adaletle yazsın. Hiç bir kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da (tam olarak) yazdırsın, Rabbına sığınsın, üzerindeki haktan hiçbir şeyi noksanlaştırmasın. Şayet borçlu sefih veya zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise, onun velisi adaletle yazdırsın. Bu şekilde yapılan muâmelede erkeklerinizden iki şâhit gösterin. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şâhitlerden olmak şartıyla bir erkek iki kadın gösterin ki, onlardan biri yanılırsa diğeri onu düzeltsin ve doğru söylesin. Çağrıldıkları vakit şâhitler gelmemezlik etmesinler. Büyük veya küçük vâdesine kadar hiç bir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin. Öyle yapmanız daha adaletli, şehadet için daha kuvvetli, şüpheye düşmemeniz için daha sağlamdır. Ancak aranızda çevirdiğiniz bir ticaret olursa bu durum farklıdır. İşte o zaman yapmakta olduğunuz alış-verişlerinizi yazıp şâhit göstermezseniz beis yoktur. Hiç bir kâtibe ve hiç bir şâhide zarar verilmesin. Eğer onlardan birine bir zarar verirseniz şunu iyi bilin ki bu, kendiniz için de bir kötülük olur. Allah’tan korkun. Allah size bunları öğretiyor. Allah her şeyi bilir.”[18] Bu ayet, şurût ilminin en önemli yasal kaynağını oluşturmakta olup karşılıklı borçlanma (iltizam) ilişkileri içerisinde değerlendirilen rehin, alış-veriş, şirket, mudârebe, sulh, kefâlet, nikah, talak, el-Mehâdır ve’s-Sicillât gibi şurût ilminin konusunu teşkil eden bütün hükümleri kapsamaktadır[19]. Tahavi bu ayet hakında, “Birbirleriyle borçlanma muâmeleleri yapan kimseler, alacaklıların malları vereceklilerin de borçları unutulmayıp korunması için bunu yazmakla emrolunmuşlardır[20] demektedir. Kurtubî’de: <<“...onu yazınemri üzerine ayette yazmakla emrolunmuştur ama maksat hem yazmak hem de üzerine şahitlik yapmaktır. Çünkü şahitlik yapılmadan yalnız yazmak tek başına delil değildir. Yazmakla emrolunmamızın sebebi unutmamak içindir >>[21] yorumunu yapmıştır.

Ayette geçen yazma emrinin hukukî delâleti konusunda fakihler arasında görüş ayrılıkları vardır. Aralarında Davud ez-Zâhiri, İbn Hazm[22] ve Taberî’nin de[23] bulunduğu bazı alimler bu emrin vücûb ifade ettiğini söylemişler ve muâmelelerin şahit gösterilerek yazılmasının farz olduğunu savunmuşlardır. Fakihlerin çoğunluğu ise, daha sonraki ayette geçen “(...) Şayet birbirinize güveniyorsanız, güvenilen kimse emaneti yerine getirsin (..)[24] ifadesi sebebiyle yazma emrinin vücûb değil nedb ve irşad anlamına geldiği görüşünü benimsemiştir. Çünkü onlara göre, yazı malların korunmasını ve şüphelerin giderilmesini sağlar. Buna göre karşılıklı güven mevcut olduğunda yazma işlemi terkedilebilir[25].

Müdayene ayetinin dışında şurût ilminin yasal kaynaklarından sayılabilecek başka ayet ve delillerde şunlardır:

2- “(...) Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız hemen mükâtebe yapın”[26]. Ayetin metninde geçen “kitab” dan maksat mükâtebedir. Kitab ile mükâtebe kelimelerinin her ikisi de yazışma anlamındadır. Arapça’da “Kitâb” ve “Mükâtebe” kelimeleri müfâale veznindendir. Dolayısıyla iki veya daha fazla kişiler arasında düşünülebilir. Yani mükâtebe efendi ile kölesi arasında yazılarak yapılan bir akittir. Bu akde göre, köle efendisine azad olma bedelini borçlanmış; buna karşılık efendi de onu azad etmeyi taahhüd etmiştir. Bu akid ileride herhangi bir anlaşmazlık çıkmaması için yazıya geçirilerek zapt altına alınmıştır[27].

3- Hz. Peygamber (sav.) yaptığı bir alış-veriş ile ilgili şöyle yazdırmıştır: “ Bu, Allah’ın Resûlü olan Muhammed’in el-Addâ b. Halid’den satın aldığıdır. Müslümanın müslümana satışı olup onda herhangi bir hastalık, kötü özellik ve hile yoktur”.

Şurût (Noterlik) İlminin Hükmü Burada hüküm sözüyle kasdedilen farz, vacib, sünnet, haram, mekruh, sahih, fasid, batıl gibi teklifî hükmün kısımlarıdır. Hükmünü ortaya koymaya çalışacağımız hususlar, şurût ilminin temelini teşkil eden muâmele, muâmeleyi yapan kişiler (taraflar), şurûtî (noter), şart (yazı, belge), şahitlerin şehâdeti gibi unsurlardır.
Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :