Hit (3839) M-2045

Ehl-i Kitabın Cennetlik Olabilmesi İçin Hz. Muhammede Tabi Olması Gerektiği Tezi Ve Delilleri

Yazar Adı : İlim Dalı : Kelam
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2012-03-11 Güncelleyen : /0000-00-00

Ehl-i Kitabın Cennetlik Olabilmesi İçin Hz. Muhammede Tabi Olması Gerektiği Tezi Ve Delilleri

Ehl-İ Kitab'ın Cennetlik Olabilmesi İçin Hz. Muhammed'e Tabi Olması Gerektiğini Savunanlar ve Delilleri

I -Kadim Müfessirler

1.Taberî

Taberî'ye göre Bakara suresi 62. ayetinde zikredilen Yahudi, Hristiyan ve Sabiîlerin iman edenlerinden maksat, Hz. Muhammed'e ve O'nun Allah katından getirdiklerine iman edenlerdir. Ehl-i kitap olan Yahudiler, Hz. İsa'ya kadar Tevrat'a sarıldıkları müddetçe iman etmiş sayılırlar. Hz. İsa geldikten sonra O'na iman etmeyenler hüsrandadırlar. Hristiyanlar da Hz. Muhammed gelinceye kadar Hz. İsa'ya uydukları takdirde iman etmiş sayılırlar. Hz. Muhammed geldikten sonra da O'na iman etmek zorundadırlar. Aksi halde onlar da hüsrandadırlar.[1]

Taberî'nin açıklamalarından çıkardığımız netice şudur: Hz. Muhammed gönderildikten sonra cennete girmek için O'na inanmak zorunludur. O'na inanmayanlar cennete giremezler.

2. Zemahşerî

Zemahşeri, Bakara suresi 62. ayeti hakkında yorum yaparken şunları ifade etmektedir: "Ayette zikredilen gruplardan her kim İslam dinine girip Hz.Muhammed'e iman ederse ve imanının gereklerini yerine getirirse mahzun olmaz." [2]

Zemahşeri'nin ifadelerinden anlıyoruz ki Hz. Muhammed'e inanmadan cennete gidilemez.

3.Fahreddin Razî

Fahreddin Razi, Bakara suresi 62. ayeti açıklarken cennete girme konusunda Hz.Peygambere imanın gerekli olup olmadığı hususunda şu açıklamaları yapmaktadır: " Bu ayette belirtilen dört fırka, dalaletlerinden vazgeçip hak dini tasdik ettikleri zaman Allah, onların imanlarını ve ibadetlerini kabul edeceğini ve ahirette onlara mükâfat vereceğini açıklamıştır. " [3]

Fahreddin Razi'ye göre "Allah'a iman etme" ifadesine, Allah'ın vacip kıldığı şeylere, yani peygamberlerine iman girer. Peygamberlere iman edilmeden cennete girilemez.[4]

4.Beydavî

Beydavi, Bakara suresi 62. ayetinde geçen "Kim Allah'a, ahiret gününe inanır ve salih amel işlerse" ifadesiyle ilgili şunları kaydetmektedir: "Kim, nesholmadan önce kendi dinine bağlı olup, dininin emirlerine göre yaşarsa ve İslam geldikten sonra da Hz.Muhammed'e inanıp O'nun dinine girerse mahzun olmayacaktır." [5]

Beydavî'nin açıklamaları neticesinde şunları söyleyebiliriz: Hz. Muhammed'e iman etmek zorunludur. O'na inanıp tabi olmadan cennete girilemez.

5.İbn Kesir

İbn Kesir, konumuzla ilgili açıklamaları yaparken Maide suresi 68. ayeti delil olarak kullanmaktadır: " Ey Muhammedde ki: Ey ehli kitap; siz Tevrat'ı, İncil'i, ve rabbinizden size indirileni dosdoğru tatbik etmedikçe hiçbir şey üzere değilsiniz. Andolsun ki; Rabbinden sana indirilen onların çoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyleyse o kâfirler topluluğu için tasalanma" Bu ayetin tefsiri sadedinde o şunları kaydeder: "Yahudi, Hıristiyan ve Sabiîler Allah'a, ahiret gününe iman etmiş; kıyamet gününde dirilişe ve cezaya inanmış; salih amel işlemiş olabilirler. Ancak bu ameller, insanlara ve cinlere peygamber olarak gönderilen, gerçek risalet sahibi Hz. Peygamberin şeriatına uygun olmadıkça hiçbir anlam ifade etmezler. Ama kim bu niteliklere sahip olursa onlar için artık "hiç korku yoktur." Gelecekten endişe etmedikleri gibi geride bıraktıklarından da üzüntü duymazlar."[6]

İbn Kesir devamla şöyle der: "Allah, Hz.Muhammed'i peygamberlerin sonuncusu ve bütün insanlığa peygamber olarak gönderince, ehl-i kitabın O'nu tasdik etmesi ve O'nun emrettiğine itaat edip yasakladığından sakınması gerekirdi."[7]

Netice olarak İbn Kesir'e göre Hz. Muhammed'e tabi olmadan cennete girilemez.

Buraya kadar örnek kabilinden incelediğimiz klasik tefsirlerden çıkardığımız sonuç şudur: Hz. Muhammed gönderilmeden önce o zamanki dininin gereklerini yerine getirenler cennete gireceklerdir. Ancak Hz.Muhammed gönderildikten sonra herkesin O'na iman etmesi gerekir. O'na iman edip tabi olmadan cennete girilemez. Bu konuda bazı hadisler de vardır:

"Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki bu ümmetten hiç bir kimsenin Yahudi veya Hıristiyan olduğunu duymak istemiyorum. Eğer böyle bir kişi bana inanmadan önce ölürse o ancak cehennemliktir"8

"Ümmetimden veya Yahudilerden ya da Hıristiyanlardan her kim Benim peygamber olduğumu işitir de Bana iman etmezse o kişi cennete giremeyecektir."[8]

Ebü'l-Hüseyin el-Kuşeyri en-Nisaburi Müslim b. el-Haccac, Sahih-i Müslim ve tercemesi, çev. Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, II, 153, İstanbul, 1974.

Son Peygamberi inkâr eden, bütün Peygamberleri ve tüm ilahî mesajların aslını inkâr etmiş sayılır. Çünkü önceki ilahi kitapların da özünü ihtiva eden tek ve yegâne hak kitap Kur'an'dır. Diğer bütün kitaplar bozulmuş ve hükümleri kaldırılmış olduğundan onlarla asla amel edilmez. Geçmiş Peygamberlere abi olunamaz. Amel ve istikamet Kur'an'a ve Hz. Muhammed (sav)'e göredir. O halde Hz. Muhammed (as)'ın teşrifiyle tek geçerli din İslam, tek amel edilecek kitap Kur'an, tek takip edilecek Peygamber O'dur. İşte Kelime-i Tevhid, asıl şunu vurgular: Allah birdir, O'ndan başka ilah yoktur. Muhammed (sav) O'nun kulu ve elçisidir. Şimdi burada, tevhid manasının tam ekseninde, Muhammed (as)'in Nebi ve Resul oluşu vardır. Başka bir ifade ile imanı ifade eden kelime Muhammed (s.a.v)'e bağlanmıştır. Bu manayı bozan, Resulü dışlayan, her girişim ve yaklaşımın küfür olduğunda asla şüphe yoktur.

II-Çağdaş Müfessirler

l.Konyalı Mehmed Vehbi

Konyalı Mehmed Vehbi, tefsirinde Bakara 2/62 ayetin açıklamasını yaparken şunları kaydetmektedir: "Yani şol kimseler ki onlar lisanlarıyla iman ettiler ve ümmet-i Musa'dan Yahudi ve ümmet-i İsa'dan Nasara ve mekleklere ibadet eden Sabiiye'den oldukları halde din-i İslam zuhur edince Allahü Teala'ya ve yevm-i Ahirete iman-ı halis ve amel-i salih işleyip sıdk ile İslam'a dahil olanlar için Rab'leri indinde iman ve amellerine vaad olunan ecr-i cezil vardır ve dünyada kılıçtan ve ahirette onlar üzerine korku olmadığı gibi onlar mahzun da olmazlar."[9]

Bu ifadelerden şu sonuçları çıkarabiliriz:

1-Ayetin başındaki "iman edenler" ibaresinden "diliyle iman ettiğini söyleyip de kalben iman etmemiş olan münafıklar" kast edilmektedir.

2-Yahudi, Hırisyiyan ve Sabiîlerden İslam dinine girenler dünyada korkudan, Ahirette kederden emin olurlar.

Böylece Mehmed Vehbi, Ehl-i kitabın Cennetlik olabilmesi için İslam dinine girip bütün iman esaslarına samimiyetle inanmalarının ve bu imanın bir sonucu olaraklan salih amel işlemelerinin zorunlu olduğu kanatindedir.

Aynı kanaatini benzer cümlelerle Maide 5/69. ayetin tefsirinde de takrarlaryan Mehmed Vehbi, burada ayrıca "Kur'an'a ve son Peygambere iman etmedikçe hiçbir milletin doğru bir din üzere bulunmayacakları" hususunu da vurgulamaktadır.[10]

2.Elmalılı Hamdi Yazır ( 1878 - 1942)

Cennet'e girilmesi için Hz. Muhammed'e iman etmenin şart olduğunu savunan çağdaş müfessirlerden biri olan Elmalılı Hamdi Yazır, Bakara 2/62. ayeti yorumlarken şu ifadelere yer vermektedir: "Bu surenin baş tarafında 'İşte onlar Rabblerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve gerçekten kurtuluşa erenler de ancak onlardır.' (Bakara, 2/5) müjdesinin kimlere mahsus olduğu bilinmektedir ve bunda 'Sana indirilene ve senden önce indirilene inananlar.' (Bakara, 2/4) şartı da bulunmaktadır. Bunun için ahirete iman ve bütün peygamberlerle birlikte Hz.

Muhammed'e (s.a.v.) ve ona indirilen kitaba iman etmiş olanlara mahsus olduğu tebliğ edilmişti. Bakara Suresi 62. ayetin bilhassa bu noktadan İsrailoğulları'na hitap şeklinde bir icmal olup, bütün bu açıklamaların İslâm dinine davet sadedinde ve 'Sizinyanınızda bulunan kitabı doğrulayan bu kitaba (Kur'ân'a) iman edin ve onu ilk inkâr eden olmayın!' (Bakara, 2/41) ilâhî emrini desteklemek için gelmiş olduğunda şüpheye yer yoktur. Hz. Muhammed'in peygamberliğinden önce Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve iyi amel işleyenler bile Tevrat ve İncil hükmünce geleceğin büyük peygamberine iman ile mükellef idiler, buna işaret olmak üzere 'Ahdimi yerine getirin.' (Bakara, 2/40) buyurulmuştu. Böyle iken Hz. Muhammed'in peygamberliğinden sonra onu inkâr edenler arasında gerçek iman ehli bulunduğu varsayımı imkânsızdır. Allah'a ve hesap gününe imanı bulunan ve bu iman ile mütenasip salih amel işleyecek olan kimselerin Hz. Muhammed'in peygamberliğini inkâr etmeleri mümkün değildir."[11]

Elmalılı, konumuzla ilgili görüşlerini şu satırlarıyla izaha devam etmektedir: "Konuyla ilgili şu ayeti kerimeyi inceleyelim. "Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur.[12] Bu ayetin iniş sebebi ile ilgili kaynaklarda şu rivayet yer almaktadır: Yahudi hahamlarından bir topluluk, Resulullah'a gelmişler: "Ey Allah'ın Resulü! Biz, sana, kitabına, Musa'ya, Tevrat'a ve Üzeyr'e iman ediyoruz ve bunlardan başka kitapları ve peygamberleri tanımıyoruz." demişlerdi. Peygamberimiz de: "Hayır, Allah'a, bütün peygamberlerine, Muhammed'e ve kitabı Kur'an'a ve ondan önceki her kitaba iman ediniz!" buyurdu. "Yapmayız." dediler. Bu ayet nazil oldu ve hepsi iman ettiler. Dikkate şayandır ki, iman fıkrasında "Allah'a, Resulüne, Resulüne indirilen kitaba, ondan önce indirilmiş olan kitaba" diye dört şeye iman belirtilmiştir. Bu da "Allah'a iman, peygambere iman, kitaplara iman" diye üç mertebede özetlenebilir. Halbuki küfür fıkrasında, "Allah'ı inkâr, meleklerini inkâr, kitaplarını inkâr, peygamberlerini inkâr, ahiret gününü inkâr" diye melekler ve ahiret günü de eklenerek beş şey açıklanmış, hem de Resul'e diğer resuller de eklenerek çoğul kipiyle buyrulmuştur.

Bununla, Allah ve Peygambere, bütün kitaplara imanın, her halde bütün peygamberlere, meleklere ve ahiret gününe imanı içine aldığı gösterilmiş ve bir insanın Allah'a, Peygamber'e ve kitaplara iman iddia edip de peygamberlerden birini, melekleri veya ahireti inkâra kalkışması ve bu hususta gelmiş olan ayetleri tevile çalışması ihtimali bulunduğundan, bunları inkâr edenlerin Allah'ı da inkâr etmiş oldukları bilhassa açıklanmıştır."[13]

Görüldüğü gibi Elmalı da iman esaslarının bütünlüğü prensibini vurgulamakta ve bunlardan birini inkâr etmenin "Allah'ı inkâr" anlamına geleceğini belirtmektedir. Allah'ı inkâr ettikten sonra Cennet'e girilemeyeceği âşikar olduğuna gore, aynı neticeye götüren Hz. Muhammed'in risaletini kabul etmeden Cennet'e girebileceğini düşünmek imkansızdır.

3.Ömer Nasuhi Bilmen (1882 - 1971)

Yukarıda görüşlerini serdettiğimiz çağdaşlarıyla aynı tezi savunan Bilmen, "Kur'an-ı Kerim 'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri" adlı eserinde Bakara 2/62. ayetin tefsiri sadedinde şu açıklamaları yapmaktadır:

"Evet... Bu ayet-i kerime gösteriyor ki: Herhangi bir insan azab-ı ilahiden emin, istikbali müemmen olmak için hakiki bir dine salik olmak lazımdır. Vaktiyle harhngi bir peygamberin tebliğatına tabi olanlar o peygamberin ümmetinden madut ve din-i hakka sahip bulunmuşlardır. Bilahere edyan-ı salifenin bir çok ahkâmı nesh edilerek hatemül-edyan olan İslamiyet bütün beşeriyetin dini olmak üzere taraf-ı ilahiden son peygamberi alişan olan Hz. Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla bütün insanlara tebliğ edilmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de " <»^Vl .üc- jj^ÎI jl " buyurulmaktadır.

Binaenaleyh hatemül-enbiya efendimizden itibaren onun tebliğatı vechile Allah Teala'ya, Ahiret gününe vesair dinî esaslara iman eden va namaz oruç gibi salih amellerde bulunan insanlar, hangi bir kavme, hangi bir ırka mensup bulunmuş olurlarsa olsunlar artık selamettedirler, onlar için uhrevî bir korku, bir hüzün ve keder yoktur. Onlar atıfet-i İlahiyeye namzet bulunmaktadırlar."[14]

Ebedî kurtuluş için son paygambere iman etmenin şart olduğunu açıkça belirten Bilmen'in yukarıdaki ifadelerini şu şekilde özetleyebiliriz:

1-Allah'ın azabından emin olmak için onun katından gelmiş olan gerçek bir ilahî dine tabi olmak gerekir.

2-Geçmiş peygamberlerin davetine icabet eden insanlar, gerçek dine intisap etmiş sayılırlar.

3-Son din olarak Allah tarafından son peygamberle gönderilen İslamiyet "Allah katında hak din, İslâm'dır."[15] meâlindeki ayetin delaletiyle geçmiş bütün dinleri yürürlükten kaldırmış olan evrensel gerçek dindir.

4-Hz. Peygamberin (s.a.v.) gönderilmesinden sonra ona iman eden herkes ırkı, nesebi, ve eski dini ne olursa olsun uhrevî kurtulaşa nail olmuştur.

Aynı hususları Maide 5/69. ayetin tefsirinde de tekrarlayan Bilmen, "her düşünen insanın gerçek iman ve güzel amel ile Ahiret saadetini kazanmaya çalışması gerektiğini ve Sabiiler gibi batıl inanca sahip olanlar bile inançlarını düzelterek güzel amele muvaffak olduğuna göre onların durumunda olan bütün gayr-i müslimlerin bir an once tövbe ederek İslamiyet dairesine girmelerinin elzem olduğunu" dile getirmektedir.[16]

4. Seyyid Kutub (1906- 1967)

Sosyoloji ağırlıklı bir tefsir yazan çağdaş müfessirlerden Seyyid Kutub, söz konusu tez ile ilgili görüşlerini "Peygamber Rabbinden kendisine indirilenlere iman etti. Müminler de. Onların her birisi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Biz onun peygamberlerinden hiç bir kimse arasında fark gözetmeyiz (derler)."[17] meâlindeki ayeti

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi : Eski Eserler Dergisi 1. Sayı
Sanal Dergi :
Makale Linki :