Hit (3878) M-1901

Hadis Rivayeti Karşısında Sahabenin Tutumu

Yazar Adı : İlim Dalı : Hadis
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2010-02-05 Güncelleyen : /0000-00-00

Hadis Rivayeti Karşısında Sahâbenin Tutumu

HADIS RIVAYETI KARSISINDA SAHÂBENIN TUTUMU

Hz. Peygamber’in son derece önemli olan konumunu idrak eden sahâbîler, onun sözlerini en iyi sekilde tesbit edebilmek ve gelecek nesillere intikalini saglayabilmek amaciyla hadisleri hifz ve kaydetme gayreti içerisine girmislerdir. Bunun sonucu olarak özellikle bir kisim sahâbî bütün mesaisini hadis rivayetine ve hadis ilmine tahsis etmistir. Ancak zamanla çogalan hadis rivayeti birtakim olumsuzluklari da beraberinde getirmistir. Hadislerin rivayeti sirasinda yapilan yanlisliklar ve Hz. Peygamber’in sözlerinin sahâbîler arasinda farkli anlasilmasi ve yorumlanmasi gibi sebeplerden dolayi birtakim fikir ayriliklari ortaya çikmis ve bazi sahabilerin rivayetlerine yer yer müdahalelerde bulunulmustur. Ayrica hadislerle asiri sekilde mesgul olunmak suretiyle Kur’ân-i Kerîm’in ihmâl edilebilecegi endisesi de gözönünde bulundurularak sahâbe devrinde hadis rivayetine karsi birdizi tedbir alinmasi yoluna gidilmistir. Hadis rivayetine karsi alinan bu tedbirlere geçmeden önce, rivayetlerin artmasindan duyulan endiselere deginmek gerekmektedir.

A. RIVAYETLERIN ÇOGALMASI KARSISINDA DUYULAN ENDISELER

Hz. Peygamber döneminden itibaren artarak devam eden hadis rivayeti, Islâm’in ilk devirlerinden beri sürekli bir endise kaynagi olmustur. Resûlullah’in “Ey insanlar! benden çok hadîs rivayet etmekten sizi sakindiririm. Kim benimle ilgili bir söz naklederse ancak gerçegi söylesin. Kim de benim söylemedigim bir sözü bile bile bana isnat ederek söylerse cehennemde oturacagi yerine hazirlansin!” seklindeki ve benzeri ikazlari, çok hadis rivayetine karsi olanlar kadar, hadis rivayet edenleri de sürekli bir endiseye sevk etmistir. Özellikle Hz. Ebû Bekir (ö. 13/632) ve Hz. Ömer (ö. 23/643) gibi sahâbenin ileri gelenleri, hadis rivayetinin çogalmasindan din ve toplum adina endiselenerek rahatsiz olmuslardir. Onlar bu endise ve kaygilarini zaman zaman ifade etmisler ve bu yönde bir takim tedbirler alarak uygulamaya koymuslardir. Sözkonusu bu endiseleri su basliklar altinda siralamak mümkündür.

1. Hadislerin Kur’ân-i Kerîm ile Karistirilmasi

Yirmi üç yila yakin bir zaman zarfinda peyderpey inen Kur’an âyetlerinin vahiy kâtiplerine yazdirilarak ve sahâbeden bazilarina ezberletilerek çok siki tedbirlerle korundugu bilinmektedir. Allah Resûlü, çesitli levhalarda yazili bulunan Kur’an âyetlerinin arasina yanlislikla da olsa herhangi bir sözün ilave edilmesini önlemek maksadiyla, sahâbîlerine Kur’an disindaki kendi sözlerinin yazilmasini yasaklamistir. Nitekim “Benden, Kur’ân’dan baska hiç bir sey yazmayiniz. Sayet Kur’an’dan baska bir sey yazan varsa, onu imha etsin. Ancak yazmaksizin benden dilediginiz gibi rivayet edebilirsiniz; bunda sakinca yoktur. Bir de her kim bile bile bana isnat ederek yalan uydurursa, cehennemdeki yerine hazirlansin!..” hadisi bu hususu dogrulamaktadir. Ancak çok özel de olsa bu yasaga ragmen Hz. Peygamber’in basta Abdullah b. Amr olmak üzere bazi sahâbîlere hadislerini yazma iznini verdigi de hatirlanmalidir.

Diger taraftan Hz. Ebû Bekir’in, bes yüz kadar hadisi bir kitapta derledigi fakat bazi endiseler sebebiyle imha ettirdigi rivayet edilmektedir ki bu endisenin temel sebeplerinden biri de hadislerin Kur’an ile karistirilma tehlikesidir. Esasen kagidin ve yazi yazilabilecek diger malzemelerin çok sinirli oldugu ilk dönemlerde, henüz tamamlanmamis olan Kur’an’in yanisira baska bir sözün yazilmasina ve ezberlenmesine müsaade edilmemesi yadirganacak bir durum degildir. Kaldi ki böyle bir tehlikenin ortadan kalktigi dönemlerde hadislerin yazilmasina karsi çikanlar dahi bu kanaatlerini degistirmislerdir.

2. Kur’ân-i Kerîm’in Ihmâli

Artan hadis rivayeti karsisinda duyulan endiselerin sebebi sadece hadislerin Kur’ân’la karistirilmasindan ibaret degildir. Bu endiselerin birçok sebebi bulunmaktadir. Bunlardan biri de, insanlarin hadislere yönelerek Kur’an-i ihmâl edebilecekleri düsüncesidir. Nitekim Hz. Ebû Bekir, Resûlullah’in vefatindan sonra insanlari toplamis ve onlara söyle nasihat etmistir: “Siz Allah Resûlü’nden muhtelif sekillerde hadisler rivayet ediyorsunuz; sizden sonra insanlar ihtilafa düserler. Resûlullah’tan bir sey rivayet etmeyiniz; size bir kimse sorarsa sizinle bizim aramizda Allah’in Kitabi var deyiniz.”

Diger yandan Hz. Ömer’in Resûlullah’in sünnetini önce bir kitapta toplamak isteyip daha sonra “Ben sünnetleri bir kitapta toplamak istemistim. Fakat sizden önceki bir topluluk aklima geldi ki onlar bir takim kitaplar yazdilar ve onunla mesgul oldular, Allah’in kitabini terk ettiler. Allah’a yemin olsun ki ben hiç bir seyi Allah’in kitabinin yerine koydurtmam” diyerek bu düsüncesinden vazgeçmesi, onun, hadisler sebebiyle Kur’an’in geri plana itilmesi endisesi tasidigini göstermektedir.

Yine Hz. Ömer, Karaza b. K‘ab (ö. 30/670) reisligindeki bir heyeti Kufe’ye ugurlarken Medine’nin “Sirar” denilen mevkiine kadar yürümüs ve “Sizler simdi öyle bir kavme gidiyorsunuz ki, onlar Kur’ân’i tencerenin fokurdamasi ve ari vizildamasi gibi okurlar. Sizi gördükleri zaman da “ashâb” diye el pençe divan dururlar. Aman ha! Allah Resülü’nden az hadis rivayet ediniz. Beni yaninizda biliniz.” seklinde tenbih etmistir.

Diger taraftan Abdullah b. Mes’ûd (ö. 32/652) kendisine getirilen bir kitabi imhâ ettikten sonra, “Sizden öncekiler Allah’in kitabini terk edip, baska kitaplara uyduklari için helâk oldular” demistir. Ayrica Ebû Mûsâ el-Es’arî’de (ö. 51/671) Isrâîlogullarinin yazdiklari kitaplara tâbi olup, Tevrat’i terk ettiklerini ifâde ederek söz konusu tehlikeye isaret etmistir.

3. Uydurma Rivayetlerin Ortaya Çıkışı

Ilk devirlerde halîfelerin fazîletlerine dair hadisler uydurulmaya baslanmis, daha sonra firkalarin fazîletlerini, siyasi mezhepleri ve dînî gruplari destekleyen hadislerin uyduruldugu görülmüstür. Ayrica ibadetlerin fazîletlerine, beldelerin üstünlüklerine, sahislarin sereflerine, edeb ve zühde, hatta bazi yiyecek ve içeceklerin fazîletine ait hadisler uydurulmustur. Islâm düsmanlari da kasitli olarak hadis uydurma tesebbüsünde bulunmuslardir. Uydurulan bu hadisler sebebiyle bid’at ve hurafeler daha da çogalmis, müslümanlar arasinda fitne ve tefrika oldukça artmistir. Halbuki sahâbe zamaninda Resûlullah’tan bizzat isitmis olduklari hadisleri bile rivayet etmekten çekinen pek çok kimse bilinmektedir. Çünkü onlar Allah Resûlü’nün “Kim benim adima bilerek yalan söz söylerse cehennemdeki yerine hazirlansin” ve “Kisiye her duydugunu söylemesi yalan olarak yeter” tehdidini çok iyi anlamislardi. Fakat grup taassubu daha sonra pek çok siyasi ve dînî firkalari ister istemez hadis uydurma faaliyetinin içine itmistir. Bu sayilanlar ve baska birtakim sebeplerle ortaya çikan uydurma rivayetlere engel olabilmek maksadiyla çok hadis rivayetine karsi teenni ile yaklasma geregi duyulmustur.

Nitekim Zeyd b. Erkam’in hadis dinlemek için etrafina toplananlara “Biz ihtiyarladik ve unuttuk; Resûlullah’tan hadis rivayet etmek güç bir istir”, ayrica Ibn Abbas’in “Biz önceleri hadis rivayet ediyorduk; o zamanlar onun üzerine yalan söylenmiyordu. Fakat ne yazik ki, halkin durumu degisti, biz de ondan rivayet etmeyi terk ettik” sözleri, uydurma rivayetlerin zuhuru ile birlikte bazi sahâbîlerin hadis rivayetinde daha ihtiyatli davrandiklarini göstermektedir.

4. Müjdeli Haberler Sebebiyle Insanlarin Gevsemeleri

Hz. Peygamber, zaman zaman sahâbîlerden bazilarina mü’minlerin mutlaka cennete gireceklerine dair bilgiler vermistir. Ancak gerek Hz. Peygamber’in kendisi, gerekse onun bazi arkadaslari, bir takim endiseler sebebiyle bu haberlerin her yerde söylenmesini isabetli bulmamislardir. Bu endiselerden biri de insanlarin sözkonusu haberlere güvenerek kulluk vazifelerini ihmal etmeleridir. Nitekim Muâz b. Cebel’in (ö. 18/639) rivayet ettigi su hadis müjdeli haberlerin insanlari ibadetlere karsi gevseteceginin en güzel örnegini teskil etmektedir:

Muâz b. Cebel söyle anlatiyor: Ben bir gün Allah Resûlü’nün terkisinde idim. Hz. Peygamber’in bindigi bu merkebe “Ufeyr” denirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki; “Ey Muâz! Allah’in kullari üzerinde hakki nedir, bilir misin?” Ben, “Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine Resûlullah, “Allah’in kullari üzerindeki hakki, Allah’a ibadet edip O’na hiç bir seyi sirk kosmamalaridir; Kullarin Allah üzerindeki hakki ise, kendisine sirk kosmayan kuluna azap etmemesidir” dedi. Ben, “Bunu insanlara müjdeleyim mi?” dedim. Resûlullah; “Hayir! o zaman gevserler” buyurdu. Ancak Muâz b. Cebel’in, vebalde kalmamak için bu hadisi ölüm aninda haber verdigi bildirilmektedir. Benzer bir durum Übâde b. Sâmit (ö. 34/654) için de anlatilmaktadir.

Ayrica Hz. Peygamber’in, Ali b. Ebî Tâlib’e (ö. 40/660), Hz. Ebû Bekir ve Ömer’i kastederek “Bu ikisi nebî ve resûller hâriç cennet ehlinin büyüklerindendir, fakat onlar hayatta olduklari müddetçe bunu sakin onlara haber verme ya Ali!” dedigini bildiren rivayetlerden de bu tür haberlerin yayilmasinin istenmedigi anlasilmaktadir.

Diger taraftan Hz. Ömer’in, Abdullah b. Mes’ûd’a, Ebû’d-Derda’ya (ö. 32/652) ve Ebû Mes’ûd el-Ensârî’ye (ö. 40/660) haber göndererek çok hadis rivayet etmelerinden dolayi onlari ikaz etmesini ve daha sonra Medine’ye çagirarak kendi vefatina kadar orada göz altinda tutmasini Hatîb Bagdâdî (ö. 463/1070) söyle açiklamaktadir: Hz. Ömer’in sahâbenin hadis rivayetine karsi takindigi bu tavir, onun dînî konularda ihtiyatli davranmasindan ve müminlerin müjde içeren hadislere güvenerek gevsemeleri endisesinden kaynaklanmaktadir. Hatîb Bagdâdî’nin, Hz. Ömer’in bu tutumunu tek bir sebebe baglamasi ayrica tartisilabilir. Ancak burada konumuz açisindan üzerinde durulmasi gereken nokta, Hatîb Bagdâdî’nin böyle bir kaygiyi ifade etmis olmasidir.

5. Hz. Peygamber’e Yalan Isnat Etmek

Sahâbîler sünnetin önemini çok iyi biliyorlardi ve Allah Resûlü’nün sözlerinin oldugu sekliyle korunmasi gerektigine inaniyorlardi. Onun sözlerini naklederken yanlis ve hata yapmaktan son derece sakiniyorlardi. Iste bu yüzden bir çok sahâbî hadis rivayeti konusunda çekingen davraniyordu. Nitekim Imrân b. Husayn’in (ö. 52/672) hadis rivayetinden çekinmesinin sebebini açiklayan su sözü bu konuda çok net bir fikir vermektedir: “Allah’a andolsun ki, eger istesem iki gün pes pese hiç durmadan Hz. Peygamber’den hadis nakledebilirim. Ancak sahâbeden bazi kimselerin içine düstügü durum beni bundan alikoydu; onlar benimle beraber isittiler; benimle beraber müsahede ettiler; ancak öyle hadisler naklettiler ki, gerçek dedikleri gibi degildir. Onlarin karistirdigi gibi ben de karistirmaktan korkuyorum. Sunu da belirtmeliyim ki, onlar bu isi kasten yapmiyorlardi; fakat hata ediyorlardi.”

Hata ve yanlis yapma korkusu birçok sahâbîyi hadis rivayetinden uzaklastirmistir. Öyle ki, Enes b. Mâlik’ten (ö. 93/711) hadis rivayet etmesi istendiginde, o çok hadis rivayet edenin hata edecegini söyleyerek bundan kaçinmistir. Ayni düsünce hadis rivayeti ile meshur olmus Ebû Hüreyre’nin (ö. 58/677) üzerinde de etkili olmustur. Ebû Hüreyre yaslandigi zaman fetva vermeyi terk etmistir. Kendisine bu durumun sebebi soruldugunda söyle cevap vermistir: “Vücudum zayifladi, kalp de vücuttan bir parçadir. Vücudumun zayiflamasi gibi kavrayisimin da zayiflamis olmasindan korkuyorum.”

Bazi sahâbîler hadisleri aynen kendi lafizlari ile degil, mânayi bozmayan baska lafizlarla rivayet ettiklerine dikkat çekmek için, hadisin sonunda “bu mânaya yakin” veya “buna benzer sekilde” anlamlarina gelen, “ev dûne zâlike”, “ev fevka zâlike”, “ev karîben min zâlike”, “ev sebîhen bi zâlike” gibi lafizlar kullanmislardir.

Görüldügü gibi sahâbîler, hadislerin Kur’an’la karistirilmasi, Kur’an’in ihmâli, uydurma rivayetlerin ortaya çikmasi, müjdeli haberler sebebiyle insanlarin ibadetlerden uzak durmasi, yanlislikla da olsa Hz. Peygamber’e söylemedigi bir sözü isnat etmek gibi endiseler sebebiyle hadis rivayeti konusunda duyarli davranmislar ve bu sebeple asagida zikredilen tedbirleri almaya gayret etmislerdir.

B. HADIS RIVAYETININ ARTMASINA KARSI ALINAN ÖNLEMLER

Hz. Peygamber döneminden itibaren sürekli artarak devam eden hadis rivayeti basta Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer olmak üzere sahâbenin ileri gelenleri tarafindan kontrol edilmis ve bu konuda çesitli önlemler alinmistir. Sahit istemek, yemin teklif etmek, râvilerin hifzini kontrol etmek, az hadis rivayet etmeye özendirmek seklinde özetlenebilecek bu önlemleri müstakil basliklar halinde ele almak uygun olacaktir.

1. Sahit Istemek

Sahâbe bir haberin dogrulugunu anlamak için iki ya da daha çok râvi tarafindan rivayet edilmis olmasina dikkat etmislerdir. Herhangi bir sahâbî hadis naklettiginde, bununla bir hüküm verilmesi gerekiyorsa o takdirde, haberi rivayet edenden kendisi gibi bilen ikinci bir sâhit getirmesi istenmis, eger sâhit getirememis ise yemin teklif edilmistir. Sayet bunlardan hiç biri yoksa bu durumda rivayet edilen haber kabul edilmemistir. Nitekim Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber’in nineye mirastan altida bir hisse verdigini bildiren Mugîre b. Su’be’den (ö. 50/670) sahit getirmesini istemis, o da Muhammed b. Mesleme’ye (ö. 43/663) sahitlik yaptirmistir.

Hz. Ömer, huzuruna girmek için üç defa izin isteyen, ancak izin verilmeyince dönüp giden Ebû Mûsâ el-Es‘arî’ye (ö. 44/664) sinirlenerek bu davranisinin sebebini sormustur. Ebû Mûsâ, Hz. Peygamber’in “ Izin istemek üç defadir; üçüncüde izin verilmezse artik geri dönersiniz” dedigini haber verince Hz. Ömer sahit getirmesini istemis, nihayet onun sahit getirmesinden sonra Hz. Ömer, “Demek öyle, ben bu sekilde bilmiyordum” demistir.

Diger taraftan Abdullah b. Ömer (ö. 73/692), cenaze namazi kilmanin ve onu tesyi etmenin faziletine dair Ebû Hüreyre’den nakledilen bir hadis duydugunda, rivayetin dogrulugunu arastirmak üzere bir arkadasini Hz. Âise’ye (ö. 58/677) göndermistir. Hz. Âise’nin bu haberi tasdik etmesi üzerine, Abdullah b. Ömer kendi bilgisinin hatali oldugunu itiraf etmistir.

2. Yemin Teklif Etmek

Hz. Ebû Bekir ve Hz. Aise’nin, Ebû Hüreyre’nin bazi rivayetlerini kabul etmedikleri bilinmektedir. Diger taraftan Hz Ali’nin hadis rivayetini tesvik etmesine ragmen, yine de ihtiyatli davranarak bazan hadis rivayet edene yemin ettirdigi nakledilmektedir. O hadis rivayet edenlere yaptiklari isin önemini vurgulamak için olmali ki, “And olsun, gökten düserek ölmem bana Peygamberin dilinden yalan uydurmaktan daha sevimlidir” demektedir.

Hz. Ali’nin hadis rivayeti esnasinda râvinin yemin etmesini istemesi, sahâbenin de birbirlerinin yanilabileceklerini göz önünde bulundurmalarindan ya da o rivayetin bir baska hüküm ile çelistigini görüp, râvinin hadisi yanlis anlamis olabilecegini düsünmelerinden kaynaklanmaktadir.

3. Râvilerin Hifzini Kontrol Etmek

Sahâbe arasinda isitilen sözlerin rivayetinde ihtiyatli davranmak da rivayet kadar önemli bir görev sayilmaktaydi. Nitekim bir hac esnasinda Hz. Aise, yegeni Urve b. Zübeyr’e (ö. 93/711) Abdullah b. Amr’a (ö. 65/684) gidip ona Hz. Peygamber’den çok sayida ögrenmis oldugu hadislerden sormasini istemistir. Urve, Abdullah’tan ögrendigi hadisleri Hz. Aise‘ye rivâyet ettiginde, Hz. Aise “Yeryüzünde ilmin ortadan kalkacagi..” hakkindaki hadisin rivayetinden tedirgin olmus, aradan bir yil geçtikten sonra Urve’yi tekrar ayni hadisi sormasi için Abdullah’a göndermistir. Urve Abdullah’in önceden oldugu gibi tekrar ayni sekilde rivayet ettigini haber verdiginde ise, Hz. Aise “Onun bu hadise bir sey ilave edip etmedigini ya da eksik söyleyip söylemedigini kontrol etmek istedim” demistir.

Hadis kitaplarinda buna benzer olaylari görmek mümkündür. Nitekim Ebû Râfî‘ de (ö. 40/660), Abdullah b. Ömer’in kendi rivayetine karsi çikmasi üzerine, Medine’ye gelen Abdullah b. Mes’ûd’a, Abdullah b. Ömer’in de bulundugu bir mecliste ayni hadisi sormus, dolayisiyla ona kendi rivayetinin dogru oldugunu ispat etmistir.

4. Hatali Rivayetlere Müdahale Etmek

Hadisleri rivayet eden sahâbîler sürekli birbirlerini kontrol etmisler, kendi isittiklerinin aksine ya da eksik veya fazla söyleyen birini duyduklarinda, hemen ikaz edip düzeltme yoluna gitmislerdir. Nitekim Ebû Hüreyre’nin cennet ve cehenneme dair rivayet ettigi uzunca bir hadisi, Ebû Saîd el-Hudrî’nin (ö. 64/683) hiç bir müdahale etmeden sonuna kadar dinledigi, ancak hadisin son cümlesinde yer alan“Bunlarin hepsi ve bir o kadari senindir” sözünün, “Bunlarin hepsi ve daha on misli senindir” seklinde olacagini ileri sürdügü haber verilmektedir.

Diger yandan “Süphesiz ölü, ehlinin arkasindan aglamasi sebebiyle (kabrinde) azap görür” seklindeki hadisi Abdullah b. Ömer’in rivayet ettigini isiten Hz. Âise buna itiraz etmis ve söyle demistir: “Allah Ibn Ömer’e selâmet versin, yemin olsun ki Hz. Peygamber ölünün arkasindan aglamaktan dolayi onun kabirde azab görecegi konusunda hiçbir söz söylememistir. Hz. Peygamber kafirin ailesinin aglamasi sebebiyle Allah’in kabirde azabini artiracagini söylemistir. Kur’an size yeter, bakiniz! “Hiçbir kimse baskasinin günahini yüklenemez” buyrulmaktadir.” Sözkonusu hadisin devaminda Ibn Ömer’in bu söze karsilik hiçbir cevap vermedigi de zikredilmektedir. Ancak hemen belirtelim ki, Hz. Âise hadisi yanlis rivayet eden Ibn Ömer’i hiç bir zaman yalan söylemekle itham etmemis, sadece yanildigini ifade etmekle yetinmistir.

5. Az Hadis Rivayet Etmeye Özendirmek

Hz. Ömer’in, “Sizden biriniz herhangi bir âlime âit daha önceden isitmedigi bir kitap bulursa onu siyahi beyazina karisincaya kadar suya koysun (silsin)” dedigi nakledilmektedir.

Ebû Hüreyre kendisinden en çok hadis rivayet edilen biri olmasina ragmen, Nebî’den (sallallahu aleyhi ve sellem) iki kap dolusu ilim belledim. Bunlardan birini size aktardim. Digerine gelince onu meydana çikaracak olsam benim su bogazim kesilir, demektedir. Öte yandan Ebû Hüreyre’ye, “Hz. Ömer zamaninda da böyle hadis rivayet edebiliyor muydun?” denildiginde O, “Eger Ömer zamaninda böyle hadis rivayet etseydim kamçi ile beni döverdi.” karsiligini vermistir.

Sâib b. Yezîd (ö. 91/709), “Sa’d b. Ebî Vakkas (ö. 55/675) ile bir sene arkadaslik ettim, sohbetlerinde bulundum. Resûlullah’tan sadece bir hadis rivayet ettigini duydum” demektedir. Amr b. Meymûn da (ö. 75/694), Abdullah b. Mes’ud (ö. 32/652) için ayni sekilde söylemektedir. Hatta onun bir gün hadis rivayet ederken alnindan terlerin bosandigini ve “Insaallah Resûlullah bunun gibi, ya da bu mânada buyurdu” dedigini nakletmektedir. Diger yandan Muâviye de (ö. 60/679),“Resûlullah’tan hadis rivayet ederken dikkat edin! Hadis rivayet edecekseniz Hz. Ömer zamaninda bilinen hadisleri rivayet edin; çünkü o, insanlarin en çok Allah’tan korkani idi.” demektedir.

Bu konuda diger bazi sahâbîlerden gelen haberler de göz önünde bulunduruldugu taktirde, hadis rivayetinin azaltilmasi hakkinda ortaya çikan görüsün Hz. Peygamber’in rivayeti tesvik eden sözleriyle çelismedigi anlasilacaktir. Esasen bu görüs rivayeti azaltmak ve ona engel olmak anlaminda degil, hadisin degerine paralel olarak fazla rivayet edilmesi halinde zuhur edebilecek hata ve kusurlari önlemek seklinde degerlendirilmelidir. Bir baska ifade ile, henüz yaziyla da tespit edilmemis olan ve hâfizadan sifâhî olarak rivayet edilen hadisi korumak arzusunun bir neticesidir. Nitekim Zeyd b. Erkam’in (ö. 66/685) hadis dinlemek için etrafina toplananlara “Biz ihtiyarladik ve unuttuk; Resûlullah’tan hadis rivayet etmek güç bir istir” demesi, ayrica Ibn Abbas’in “Biz önceleri hadis rivayet ediyorduk; o zamanlar onun üzerine yalan söylenmiyordu. Fakat ne yazik ki, halkin durumu degisti , biz de rivayet etmeyi terk ettik” tarzindaki sözleri, aslinda hadisi korumak arzusunun en açik delilini teskil etmektedir.

Sahâbe’ye hadis rivayetini azaltmalarini tavsiye eden ve hatta bu konuda biraz da siddet gösteren Hz. Ömer’in “Feraiz ve sünneti, Kur’ân-i ögrendiginiz gibi ögreniniz” demesi de meseleye bir baska yönden isik tutacak mahiyettedir. Hz. Ömer’in bu son derece titizliginin yanisira Hz. Peygamber’den sonra sadece on üç sene yasamis olmasina ragmen, hadis kitaplarinda ondan pek çok hadis rivayet edilmis olmasi, onun rivayete tamamen karsi olmadigini, ancak bu isin öneminden dolayi dikkatli davrandigini göstermektedir.

Hadis râvileri her ne kadar âdil, güvenilir ve emin olsalar bile, insan olmalari sebebiyle yanilma, unutma, karistirma ve tevehhüm halinde bulunabilecekleri bir gerçektir. Fakat bu illet ve kusurlari onlarin yalan söylemis olmalarini gerektirmez. Bu hatalar baska dogrularla mukayese edilerek düzeltilme imkânina sahiptir. Kaldi ki daha sonraki muhaddisler büyük çaba ve gayret sarfederek bu konulari arastirmislar ve kendilerinden sonra gelen nesillere sunmuslardir. Hadis rivayeti konusunda sahâbe döneminde baslayan sözkonusu bu tedbirlerin neticesi olarak tâbiûn döneminde isnâd sistemi dogmus, daha sonra da hadis râvilerinin durumlari arastirilmak ve degerlendirilmek suretiyle cerh ve ta‘dîl ilmi ortaya çikmistir.

BIBLIYOGRAFYA

Accâc, es-Sünne kable’t-tedvîn

Muhammed Accâc el-Hatîb, es-Sünne kable’t-tedvîn, Kahire 1383/1963.

Ahmed Naim, Tecrid Tercemesi,

Ahmed Naim, Sahîh-i Buhârî Muhtasari Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve Serhi, I-III, Ankara 1984-85.

Ahmed b. Hanbel

Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I-VI, Istanbul 1982.

Âsik, Sahâbe ve Hadîs Rivayeti

Nevzat Âsik, Sahâbe ve Hadîs Rivayeti, Izmir 1981.

A’zamî, Dirâsât

Muhammed Mustafa el-A’zamî, Dirâsât fi’l-hadîsi’n-nebevî ve târîhi tedvînih, I-II, Beyrut 1405/1985.

Buhârî

Ebû Abdillâh Muhammed b. Ismail b. Ibrahim el-Buhârî, el-Câmi‘u’s- sahîh, I-VIII, Istanbul 1981.

Cezâirî, Tevcîhü’n-nazar

Tâhir el-Cezâirî ed-Dimeskî, Tevcîhu’n-nazar ilâ usûli’l-eser (nsr. Abdülfettah Ebû Gudde), I-II, Haleb 1416/1995.

Dârimî

Ebû Muhammed Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî, es-Sünen, Istanbul 1981.

Dihlevî, Huccetullahi’l-bâliga

Sah Veliyyullah b. Abdirrahîm ed-Dihlevî, Huccetullahi’l-bâliga, I-II, Beyrut 1410/1990.

Ebû Dâvûd

Süleyman b. Es’as b.

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki : http://www.mustafakaratas.com/makale_oku.do?id=17