Hit (3425) F-49

Peygamberimizin Rüyada Görülmesi ve Uyanıkken Görülmesi Konusunu Nasıl Anlamalıyız ?

İlim Dalı : Tasavvuf Konusu :
Soruyu Soran : Cevaplayan : Önder Nar
Cevaplayanın Mezhebi:
Ekleyen : /2007-12-14 Güncelleyen : Sümeyye Abacı/2019-05-17

Soru:Peygamberimizin rüya da görülmesi ve uyanıkken görülmesi konusunu nasıl anlamalıyız. Bu konuda Ehli Sünnetin görüşü nedir?

(Konunun çok sayıda ön bilinmesi gerekeni vardır.Bunlar;)
1-İnsan Ölünce ruhu nereye gider . Ve Müminlerin ruhlarının ve peygamberlerin Ruhlarının Ölüm sonrası yerleri ve yetenekleri nelerdir.
2-Diriler Ölüleri görebilir mi,Melekleri dünya hayatında görmek mümkün ve vaki midir.
Diriler ölülerin ruhlarını görebilirse bu keramet midir. Üzerine dini hüküm bina edilebilir mi
3-Peygamberimizin ''kim beni rüyada görürse uyanıkken de görecektir.’’ hadisinin sıhhat derecesi nedir. Sahihse bu rivayetin diğer benzer hükümler içeren nakilleriyle birlikte delil olacağı hükümler nelerdir.
Ehli sünnet alimleri bu hadisin ifade ettiği hükümler konusunda neler söylemişlerdir.
Bu hadise göre efendimizi görenler sahabi olmuş olurlar mı ?Neden ?
4-Ehli sünnete mensup mutasavvıflardan peygamberimizi uyanıkken görmelerine dair rivayetler ,nakiller var mıdır. Bu nakiller doğrumudur. Bu konuya nasıl bakmalıyız.
5-peygamberimizin zikir meclislerine katılması ile alakalı nakiller,ve tasavvuf büyüklerinin ona sormadan bir iş yapmamaları ile ilgili nakiller doğrumudur.
Bunlar doğruysa sorulan sorular hangi çerçevededir. Verilen cevaplar kur’an ,sünnet,icma ve kıyas ana delilleri varken dini açıdan nereye konulacaktır.
-Peygamberimizin ilk halife seçiminden bu yana müslümanların sağlıklı karar vermekte zorlandıkları ortam ve tarihi olaylarda niçin ''etkin bir rol oynamadığı'' sorusu sıklıkla sorulmaktadır. Bu sorunun cevabı nedir?
6-Son dönemde Fethullah hocanın sevenlerinin peygamberimizin türkçe olimpiyatlarını izlemeye geldiği şeklindeki genel kabullerini nasıl algılamamız gerekir.
Doğruysa bunun doğruluk açısı ne olabilir. Yanlışsa bu ifadeler peygamberimize iftira çerçevesinde mi değerlendirilmelidir.

1.Konu:İnsan Ölünce ruhu nereye gider . Ve Müminlerin ruhlarının ve peygamberlerin Ruhlarının Ölüm sonrası yerleri ve yetenekleri nelerdir.
İnsanın ruhu ölünce kabirdeki sorgulamanın ardından  ‘’BERZAH ALEMİ ‘’ şeklinde isimlendirilen bir aleme gider.  Bu alem dünya alemi gibi bir alemdir. Buradaki mümin ruhlar amellerine göre ikramlar içinde olur.  Günahkarlar ise durumlarına göre ya nimetsiz ya da sıkıntı hali üzere kıyameti beklerler.
Bu ruhların bedenlerinin bulundukları yerlerle bir bağlantıları vardır ve buralara gelen yakınlarını ve ziyaretçilerini görürüler ve duyarlar. (Bu konuları daha önce detaylıca ve delilleriyle yazmıştım)
Berzah alemindeki Allah’ın dünya hayatındayken rızasını kazanmış ve ''razı olunmuş kul'' sıfatını elde etmiş bazı ruhlar , bedensel olmasa da ruhsal olarak dünya hayatını yaşamakta olan bazı insanlarla bağlantı kurabilirler. Bunlar salih rüyalar ve ya keşf, keramet, istidrac  türünden sıra dışı durumlardır. 
Bu kurulan iletişimin ilmi yönünü bilenler uygun şekilde anlarlar ve ifade ederler. Burada sorun yoktur. 
İşin gerçekleşme biçimini bilmeden netice hakkında hüküm verenler ise bu berzah alemine intikal etmiş insanları gerçekten gördüklerini , etleriyle kemikleriyle onlarla oturup sohbet ettiklerini zan eder , bunu iddia eder ,hatta bunu kendilerinin ya da o şahısların kerameti ya da özellikleri olarak anlatıp yanlış nitelemelerde bulunurlar. Vakıa doğru ama vakıanın nitelemesi yanlıştır. 

2. Konu : Diriler Ölüleri görebilir mi,Melekleri dünya hayatında görmek mümkün ve vaki midir . Diriler ölülerin ruhlarını görebilirse bu keramet midir. Üzerine dini hüküm bina edilebilir mi.
-Diriler ölüleri NŞA da göremezler. Ancak bu ancak mucize (peygamberden sadır olur) keramet (Allaha isyan etmeyen salih müminlerden sadır olur) istidrac ( mümin olmayan ya da dini değerlerini yaşamayan bazı insanlardan sadır olur) olarak vuku bulabilen nadir durumlardır. 
-Peygamberimiz ölüleri görmüş, meleklerin ruhları kabz edişlerine şahit olmuş, mirac da peygamberlerin ruhlarıyla görüşmüştür. 
-Melekler dünya hayatında çok sayıda mümin tarafından görülmüştür. Sadece efendimizin görmesi bile görülmelerinin caiz olmasına yeter delildir.

3. Konu :Peygamberimizin ''kim beni rüyada görürse uyanıkken de görecektir’’. hadisinin sıhhat derecesi nedir.
Sahihse bu rivayetin diğer benzer hükümler içeren nakilleriyle birlikte delil olacağı hükümler nelerdir.
Ehli sünnet alimleri bu hadisin ifade ettiği hükümler konusunda neler söylemişlerdir. Bu hadise göre efendimizi görenler sahabi olmuş olurlar mı ? Neden ?

Peygamberimizin Görülmesiyle Alakalı Hadis Ve Rivayetler;
Hadisi İmam el Buhari rivayet etmiştir. Metni ; ''Kim beni rüyasında görürse uyanıkken de görecektir, elbette şeytan benim şeklime giremez.''  şeklindedir.[1]

من رأني في المنام فسيراني في اليقظة، ولا يتمثل الشيطان بي

 

Bu hadisin Buhari  dışındaki rivayetlerinde  ''..beni uyanıkken de görecektir '' ifadesinden hemen sonra '' veya sanki beni uyanıkken görmüş gibi olacaktır '' gibi bir ek cümle daha vardır. 
Arapça metni şudur: 


من رآني في المنام فسيراني في اليقظة أو فكأنما رآني في اليقظة


Buna göre toplu tercüme : '' Kim beni rüyasında görürse uyanıkken de görecektir,veya uyanıkken görmüş gibi olacaktır . Elbette şeytan benim şeklime giremez'' şeklinde olur.
Yani bu hadisin ravisi bu cümle de    ''Beni uyanıkken de görecektir '' mi dedi yoksa '' uyanıkken görmüş gibi olacaktır'' mı dedi …tereddüt etmiştir. 
İmam el Buhari, ravinin tereddütü olmayan rivayeti nakletmiş ,  diğer bazı muhaddisler de ravinin tereddütüyle birlikte rivayeti nakletmişlerdir.
Bu rivayetin İmam Müslim deki metni şudur: '' Kim beni rüyasında görürse uyanıkken de görecektir,veya uyanıkken görmüş gibi olacaktır . Elbette şeytan benim şeklime giremez''[2]
من رآني في المنام فسيراني في اليقظة أو لكأنما رآني في اليقظة لا يتمثل الشيطان بي 
not : üzerinde im'an edilince görüleceği üzere, rivayet sahihtir. Ravinin tereddüt etmesi rivayetin ifade ettiği hükmü iptal etmez. Buna göre : efendimizi gören, gerçekte efendimizi görmüştür, müjdesi sabittir. Ama efendimizin rüyada görülmesi, uyanıkken görülmesi gibi doğrudur ve haktır. Bu mana da sabittir. Ama bu noktadan sonra kim Buhari’nin rivayetindeki gibi efendimizi uyanıkken de görürse bu bir keramet olur. Görülen efendimizin misalidir. Bedeni değildir. 
Yukarıdaki hadis hakkında İslam ulemasının yorumlarını daha sonra ayrıca ifade edeceğim. 
Ehli Sünnet alimleri hadisin ve rivayetlerinin çerçevesinde efendimizin şemail kitaplarında tanımlandığı gibi görülmesi durumunda bu görülenin efendimiz olduğunda ittifak halindedirler. 
-Şemail kitaplarında tanımlandığının dışında bir surette görülen şahıslar veya görüntüler, yüzü görülmeden olan rüyalar, görülse bile vücudu efendimizin vücud tanımlarına uymayan rüyalarda görülenler, efendimiz değildir. Rüya  Tabircileri bu rüyaları uygun şekillerde tabir ederler. İmam Ebu Hanife’nin efendimizin mezarını kazıp kemiklerini toplaması ve onları göğsünün üstüne koyması rüyası  buna çrnektir. 
Konu hakkında efendimizin,  ''biz peygamberlerin bedenlerini toprak yemez , muhafaza olunuruz '' şeklindeki hadisine göre efendimizin kemikleri etinden ayrılmadan mezarında öldüğü halde bulunmakta olmalıdır. İmam Ebu Hanife’nin rüyası ise rüyadır ve dönemin tabir alimi İbn Sirin tarafından efendimizin ilmini toplamakla tabir edilmiştir. 

''Kim beni rüyasında görürse ...'' hadisine göre onu rüyalarında ya da uyanıkken (o vefat ettikten sonra) görenler , Sahabi olurlar mı ?.
Elbette olmazlar. Sadece rüyada efendimizi görme şerefi ve mazhariyeti kendilerine lutf edilmiş müminlerden olurlar. 
Bu meselenin en öz şekildeki açıklaması da şöylece yapılabilir. 
Sahabi : hadisçilere göre '' peygamberimizi o hayattayken gören her mümin kişidir. '' 
Sahabi yi usul alimleri : '' Men lazeme’n-nebiyye müddeten tesbutu bihi es sohbe '' Peygamberimizle onunla arkadaşlık etti denilebilecek kadar bir zaman dilimi beraber bulunanlar''... olarak tanımlamışlardır. 
Bu tanımlarım muhterezatı (çizdikleri ana çerçeve ) şudur. 
-Peygamberimizi ; denilince  ruh ve bedeni ile şahsını görmek kaydı konulmuş olur.
-O hayattayken : denilince ;öldükten sonra efendimizi görenler dışarıda  kalır. 
-Gören denilince: efendimize mirac gecesi ümmetinin tamamının gösterildiği bilgisine göre '' efendimizin gördükleri '' dışarıda kalır. Sadece efendimizi  o hayattayken görenler anlaşılır.
-Mümin Olarak kaydı  : efendimizi iman sahibi olmadan görenleri dışarıda bırakır.  Onlara sahabi denmez. Yine efendimizi daha ona iman etmeden görüp de efendimizin vefatından sonra ona iman edenler de bu tanıma göre sahabi kavramının dışında kalır. 
- Usulcülerin bu tanımı daha dakiktir. Bu tanıma göre efendimizin mücereret olarak görülmesiyle sahabilik vasfı kazanılmaz. Sadece efendimizi görme şerefine nail olunmuş olunur.  Sahabi ‘lik rütbesi ise esasta ondan kitab ya da sünnet nakledenlere verilen addır. Usulcülere göre efendimizden dini bilgi nakleden  yaklaşık 1900 kadar sahabi vardır. 

4. Konu :Ehli sünnete mensup mutasavvıflardan peygamberimizi uyanıkken görmelerine dair rivayetler ,nakiller var mıdır. Bu nakiller doğru mudur.bu konuya nasıl bakmalıyız.
İbn Arabi, Ebu’l-Abbas el Mürsi , eş Şazeli , eş Şarani, gibi tasavvuf alim ve şeyhlerinin eserlerinde yüzlerce yerde bu tür ifadeler vardır. 
İmam es Suyuti  ,Tenviru’l halek fi İmkani Ru’yet en Nebiyyi ve’l-Melek , isimli eserinde bu rivayetleri ve peygamberimiz ve meleklerin görülmesinin caiz oluşunun delillerini toplamıştır.  Kitabın matbu ve yazma nüshaları mevcuttur. 
İmam es Suyuti’nin , İnbahu’l Ezkiya bi Hayati’l Enbiya  isimli eseri de matbudur. 
Yine  ez Zahir fi Hukmi’n Nebiyyi bi’z Zahir ve’l Batın isimli eserine de müracaat edilmelidir. 
Yine  İbn el Kayyim el Cevziyye’ nin er Ruh isimli eserine de müracaat edilmelidir. 
el Kurtubi ‘nin et Tezkira fi Ahvali’l-Ahira isimli eseri de konuyla yakından ilgili onlarca rivayet içerir. 
-Ehli sünnet ulemasına göre bu mesele ,kerametler, ve ilahi lutuflar babında mütalaa edilir.  Yani ; efendimizi gören şahıs salih amelleri olan güzel yaşantısıyla maruf bir insan ise bu onun kerameti ya da ona olan keramet ;ikram olur. 
İyi ve kötü amelleri de işleyen bir iman sahibi efendimizi görmüşse bu ona ihtar ve tevbe etmesi için bir teşvik olarak algılanır. 
-Rüya da ve ya uyanıkken efendimizi gören ya da gördüğünü söyleyen bir mümin ,efendimizi gördüğünde onun kendisine nasihat ettiğini söylerse bu nasihatler fert planında onu bağlar , efendimizle edepli olmalı ve nasihatıyla amel etmelidir. 
-Efendimizi kuran da açıkça emredilen ya da açıkça nehy edilen bir fiilin tersini yapması söyler olarak gören kişi, efendimizin 1400 sene önce emanet ettiği kitap ve sünnetle amel etmelidir. Zira’’ zikri biz indirdik ve onu biz koruyacağız’’ ilahi ifadesiyle koruma altında olan İslam’ın iki aslına göre hareket etmek dindir . Rüya ya da benzeri bir yolla efendimizi vefatından sonra görmek ise  adı üstünde rüyadır,keramettir,keşiftir.
Bu şekilde bir yol izlenmesi iki sebeple gereklidir.
Birincisi ; efendimizin rüyada   görülmesi sırasında söyleyeceklerinin kuran ve sünnete göre bağlayıcılığın olmamasıdır  .
İkincisi de ; kerametle elde edilen bilginin , rüya ile elde edilen bilginin efendimiz dünya hayatındayken de vefat ettikten sonra da efendimize nisbet edilmesinin caiz olmamasıdır. . 
Yani kişilerin yaşadıkları  manevi olayların ve onlara yapılan lütufların , teşri değeri yoktur.Ve dini bilgi olma açısından bir değer ifade etmezler. 
Rüyalarına itibar edilecek tek şahıs peygamberdir.  Efendimiz de aramızdan ayrılmıştır. Din O’nun vefatıyla tamamlanmıştır. 

5. Konu  : Peygamberimizin zikir meclislerine katılması ile alakalı nakiller ve tasavvuf büyüklerinin ona sormadan bir iş yapmamaları ile ilgili nakiller doğru mudur.
Bunlar doğruysa sorulan sorular hangi çerçevededir.
Verilen cevaplar kuran ,sünnet,icma ve kıyas ana delilleri varken dini açıdan nereye konulacaktır.
-Peygamberimizin ilk halife seçiminden bu yana müslümanların sağlıklı karar vermekte zorlandıkları ortam ve tarihi olaylarda niçin ''etkin bir rol oynamadığı'' sorusu sıklıkla sorulmaktadır.  Bu sorunun cevabı nedir ?

Peygamberimizin Zikir Meclislerine Ruhaniyetleri İle Katılmaları Konusu 
-Efendimizin ruhunun bazı meclisleri ziyaret etmesi hayatındayken de vefatından sonra da bizzat kendisinden ve eşlerinden nakledilmiştir. 
-Hayattayken Cafer et Tayyar’ın şehid edilişine ruhuyla şahid olmuştur. 
Daha sonra meleklerin onu iki yanında durarak semaya yükselttiğini de efendimiz anlatmıştır.
-Hz Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilişini efendimiz, rüyasına girdiği hanımına haber vermiştir. 
- Efendimiz bedeni ve ruhuyla İsra gecesi ‘’Tayyı Mekan ve Tayyı Zaman’’ yapmıştır. 
-Peygamberlerin ruhlarıyla efendimiz daha dünya hayatındayken görüşmüştür. (Hayatta olanla vefat etmiş olanın ruhlarının görüşmelerine delildir.)
-Cinlerle ve meleklerle efendimiz defalarca bir araya gelmiştir. (İnsan türünün cin ve meleklerle görüşmesine delildir.)
-Bunların yanı sıra ‘’ Allah’ın zikir ve ilim meclislerini ziyaret eden melekleri vardır. Orada bulunanlara istiğfar ederler .... ‘’ şeklinde mana ifade eden çok sayıda hadis vardır. 
Efendimizin vefat ettikten sonra ruhunun zikir meclislerinde hazır bulunması konusu ise ehli sünnet ilim adamları arasında tartışılmıştır. 
-Yukarıda saydığım hem şeri ilimlerde uzman hem de tasavvuf eğitimi alıp şeyhlik konumuna ulaşmış ilim adamları , efendimizi uyanıkken defalarca gördüklerini ve meclislerinde hazır bulunduğunu ifade etmişlerdir. 
İbn Hacer el Askalani , İmam el Kurtubi, ve imam es Sehavi gibi hadis otoriteleri efendimizin uyanıkken de görülmesi ''iddiasının '' ve onun üzerine bina edilen efendimizden hırka almak , el almak , vs. Amellerin aslının olmadığını ifade etmişleridir. [3]
İmam el Gazali , İbn el Arabi el Maliki , İzz b. Abdisselam , es Suyuti gibi ehli sünnet büyükleri, efendimizle salih insanların görüşmelerinin çok sayıda salah ve takva sahibinden nakledildiğini , bu halin keramet olarak oluşmasının caiz olduğunu ifade edip susmuşlardır. 
Tasavvuf iddiasında olan ama inanç amel ve ahlak değerlerimize gereği üzere vakıf olmayan bununla birlikte sünni itikada sahip olduğu nu da ifade etmekten geri durmayan insanların , efendimizin elini kabrinden çıkarıp ehli beytten olanların selamlarını aldığı , uyanıkken şimdi efendimizi yanımda oturuyor ve sizi şu konularda uyarıyor şunu yapın diyor gibi iddialarda bulunanları da gözlemlenmektedir. 
Bu davranışların sahiplerinin bu söylemlerine özellikle dikkat edilmelidir. Yaptıkları ; keramet olarak varlığı ve olabilirliği caiz olan bir şeyin dindeki meşru olma sın

sınırlarının dışına çıkarılmasından başka bir şey değildir.  

Peygamberlerin Ve Evliyanın Müslümanların Dara Düştükleri Zamanlarda Niçin Onlara Yardım Etmedikleri Konusu :
-Esasen bu soru , bu soruyu kurgulayan insanlara göre hatalıdır. Ve şirktir. Sadece ilzam etmek için üretilmiş bir sorudur. 
-Cevabı ise şudur. Fayda ve zarar veren sadece yüce Allah’tır. Müminler bütün insanlık tarihi boyunca aynı durumla karşı karşıyadılar.  


إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ فِي الْأَذَلِّينَ (20) كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ (21) لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ أُولَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ وَأَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ أُولَئِكَ حِزْبُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (22). 

'', Ben ve peygamberlerim hep galip geliriz  [4] ayeti de akılda tutularak meseleye bakılırsa görülecektir ki, 
1- Allaha zor olan bir şey yoktur. O dilese her insan ayetler karşısında iman dan geri duramazdı. Kalplere hükm eden odur. O dilese herkes hiçbir kusur işlemeksizin melekler gibi dünya da yaşarlardır. 
2- Ama Allah, ruhlar aleminde kendisine iman eden bütün ruhları ;dünya hayatında onu görmedikleri halde etraflarına koyduğu ayetlerine bakarak kendisini tanımaları  sorumluluğuyla dünya alemine göndermiştir. Her insan ; Akıl ve şehvet e direnip şeytanın vesveselerine karşı koyup , varlığına iman ettikleri Allaha teslim olarak  yaşamakla  imtihan olunmak  üzere dünya hayatına gönderilmiştir. 
3- Bu dünya hayatında kim Allahın emir ve nehiylerine onun razı olacağı şekilde sarılmayı başarırsa onlar kurtuluşa ereceklerdir.
Dünya hayatında Allah’tan alınacak yardım, bireysel ve toplumsal boyutlarda farklıdır. 
-Bireysel boyutuyla imtihan şudur;  kim Allaha teslim olmayı başarırsa imanın lezzetini tadacaktır. Başa gelen sıkıntılar Allahtan imtihan vesileleridir.  Onlara bu gözle bakan sıkıntılardan kazançlı çıkar. Ve sıkıntılara Allahın kendilerini cehenneme atma vesilesi ettiği belalar olarak bakmaz. 
-Toplumsal boyutuyla imtihan  ise  şudur; bireyler ne kadar gayret ederler de kendilerini Allaha teslim ederlerse o toplumlar da Allahın emirlerini yerine getirmeye ve yaşadıkları yerlerde adaletin ve huzurun tesis edilmesinde  o kadar başarılı olurlar. Ne kadar nefislerini şehvetlerine kaptırırlarsa o kadar Allaha isyan edilen ve adaletsizliğin yaygın olduğu toplumlar oluşur.Ve Zulüm düzenleri ve liderleri ortaya çıkar ve yaşar.
‘’Nasılsanız öyle idare olunursunuz’’ sözü bu manaya işaret eder. 
4- Peygamber efendimiz çok sayıda ilahi lutfa mazhar idi.  Aynı şekilde ümmetinden çok sayıda salih insan Allah tarafından kerametler ihsan edilenlerden oldular. 
-Efendimiz hayatı boyunca bir iki yer dışında müslümanların terbiye olup , Allaha teslim olması ve kenetlenmelerinden önce Allahtan düşmanları yenme konusunda yardım istememiştir. Bunun sebebi kulluk ameliyesinin temelinin kulların ellerinden gelenleri yapmalarından sonra Allahtan yardım istemelerinin meşru olmasıdır. 
-Allah teala iman edenlere ; ''sen ve rabbin gidip savaşın biz burada sizin bizim düşmanlarınızı yenmenizi oturup bekleyeceğiz'' demeyi haram kılmıştır. 
-Peygamberimiz çok daralmadıkça dua ile savaş kazanmamıştır. 
-Sahabe i kiram da efendimizden bu kulluk bilincini aldıklarından , asla duaları kabul olunan iman sahiplerinden savaşı oturarak kazanmak için dua istememişlerdir . Ellerinden geleni yaptıktan sonra  yine de darda kalırlarsa ,duasına hemen icabet edilenlere başvurmuşlardır.
Hakkında ; ''nice tozlara bulanmış garibanlar vardır ki Allaha yemin ederek Allahtan hatır koyup bir şey isteseler , Allah onların dualarını kabul ediverir '' buyurulanlardan Bera ra' ı , hz Ömer savaşlara götürdüğünde , son çare olarak ondan dua istemiştir.  O dua edince düşman askerlerinin hemen kaçmaya başladıkları nakledilmiştir.

6. Konu  ;Son dönemde Fethullah hocanın sevenlerinin peygamberimizin türkçe olimpiyatlarını izlemeye geldiği şeklindeki genel kabullerini nasıl algılamamız gerekir.
Doğruysa bunun doğruluk açısı ne olabilir. Yanlışsa bu ifadeler peygamberimize iftira çerçevesinde mi değerlendirilmelidir. 
Bu konu esasen sıkıntılı bir konudur. Müslümanlardan birkaçını bile bir konuda idare etmeye takatı olmayan bir insanın ( benim) Fethullah hoca gibi(binlerce insanı yönlendiren ) bir şahsiyetin neyi ,niye ve neden yaptığını kritik etmeye çalışması başlı başına sıkıntıdır. 
Ve diğer taraftan da elbette bir insanı yazdıklarına ve yalın gözle gözlemlere göre eleştirmek benim gibi insanlar için çok kolaydır. 
İşte bu sıkıntı sebebiyle konuyu söyleniş sebepleri açısından değil ; yalın olarak söylenildiği basit durum çerçevesinde inceleyip kanaat izhar edeceğim . 
Fethullah hoca eserlerindeki kültürel alıntılara , kullanılan kaynaklara ve ruh ve metin diline bakılırsa büyük bir alimdir. İttilasının çapı ilkokul sonrası resmi eğitim almamış bir insan için gayet sıra dışıdır. 
- Onu seven ve ona ve samimiyetine inanan çok sayıda aklı başında ilim adamı vardır. Suat Yıldırım ve eski mısır müftüsü Ali Cuma iki ilginç örnektirler mesela.  Suat yıldırım ilginç bir şekilde hazırladığı meale ehli kitaptan dipnotlar koydu .  Ali Cuma hem Fethullah hocanın yörüngesine girdi hem de efendimizi uyanıkken defalarca gördüğünü söyledi . Hatta mısırdaki olan bitenleri  ve kendisinin oynadığı rolü ; ‘’efendimizin tevcihi doğrultusunda mısır ordusunu desteklediğini’’ , bazı yerlerde sarahaten,  bazı iddialara göre de açıktan iddia etti. 
Fethullah hoca da kendisi ve hareketinin efendimizin tevcih ve yönlendirmesi ile ilerlediği manasına gelen ifadeler kullanıyor.  Hükümet cemaat kavgasında dershaneler noktasındaki mücadelede efendimizin Tayyib Erdoğan’ı tokatlaması iddiası , ve yine efendimizin 15- 25 yaşlarındaki geç erkek ve kızların envai çeşit müzik altyapısı eşliğinde raks edip oynadıkları türkçe olimpiyatları törenlerine teşrif ettiklerini haber veriyor. 

Netice :
Yukarıda yazdıklarım çerçevesinde Efendimizin zikr meclislerinde hazır bulunması konusu ehli sünnete göre ‘’ruhi ziyaret ‘’olarak caiz görülmektedir. 
Ama , müzik dans ve raks meclislerine (müslümanlar bile organize etseler)  ruhi ziyarette bulunması kesinlikle yakışıksız bir nisbettir.  Bu ziyareti kim gördüyse onun kendisine çeki düzen vermesi gerekir. Töhmet mahallindedir. Efendimiz  hayatındayken yapmadığı bir şeyi ruhani olarak da yapmaz. 
-Efendimize bu tür nisbetler yapılması da caiz olmaz.  Ve bunu yapanların bizzat Fethullah hoca ve etrafındaki ilim adamları tarafından te’dib edilmeleri gerekir . 
-Te’dib edilmeleri bir tarafa sukut ile ve ima ile kabul gösterildiği ortada olduğuna göre ,bu konuda ehli sünnet vel cemaat anlatışı dışına taşırılmış bir keramet olgusu ve dini değer durumuyla karşı karşıyayız demektir. 
Mesele bundan ibarettir.
 


[1] el Buhari,es Sahih, h no:6592 
[2] Muslim, es Sahih,h no : 2266 
[3] İbn hacer el Askalani, Fethu'l-bari XII.385 vd. : el Kastallani,el Mevahib,V.295 ;
[4] Mücadile 20-22