Hit (56) Y-4896

Hüsnü Efendi (Erzurumlu)

Künyesi : Lakabı : Erzurumlu
Tabakası : E-Posta :
D.Yeri : Erzurum D.Tarihi : 1912
Ö.Yeri : Medine Ö.Tarihi : 15 Mart 2008
Görevi : Uzm.Alanı :
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2019-09-07 Güncelleyen : /0000-00-00

Hüsnü Efendi (Erzurumlu)
Hüsnü Efendi Erzurum’un Merkeze bağlı Serçeme, yeni adıyla Eskipolat köyünde 1912 yılında dünyaya geldi.
Annesi Fatima hanım babası ise Molla Abdullah’tır.
Babası medrese eğitimi sırasında kurtuluş savaşına katılmış ve şehid olmuştur.Küçük yaşlarda Annesi ve Biraderi Hattat Mustafa Necati efendi ile birlikte Erzurum’a gelen Hüsnü Efendi çeşitli medreselerde ulum-u diniyye tedrisatı görmüştür.
Ayrıca Erzurum’un Manevi şahsiyetlerinden Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi’nin sohbetlerine devam ederek feyizlenmiştir.

1940’lara gelindiğinde Türkiye’de oluşan siyasi şartların ağırlaşması karşısında peygamber aşığı olan iki kardeş Anneleri Fatıma hanım ile birlikte Medine’ye hicret kararı almışlar ve ilk teşebbüslerinde başarılı olamayıp Gaziantep’te üç yıla yakın kalmışlardır. 
1949 yılında tekrar Medine Yollarına düşmüşler   medineye ulaşailmişlerdir  . Medine’de kaldıkları dönemde Hattat Mustafa Necati Efendi Medrese-i Felahta müderrislik yapmış Ehli sünnet akidesini yılmadan tüm baskılara rağmen savunmuş ve bu konuda bir otorite olmuştur. her iki kardeşte İslam dünyasının her tarafından alim ve fazıl insanların iltifatlarına ve muhabbetlerine mazhar olmuşlardır.Gelen ihtiyaçlı insanların yardımına ayrım yapmadan koşmuşlardır. 
Hüsnü Efendi Hacca gelen hacılara ve umrecilere medine ziyaretçilerine ilmi ve irfanıyla manevi klavuzluk yapmıştır.
Hacca gelenlerin kalmaları için bir de misafirhane (Erzurum Rıbat) yaptırmışlar ve yakın bir zamana kadar bu misafirhanenin idaresiyle meşgul olmuşlardır.
Medine’de kaldıkları dönemde Başta Ali Ulvi Kurucu olmak üzere bir çok tanınmış alim ve fazıl insanla sıkı dostlukları olmuştur. 
Hüsnü Efendi Memleket sevgisini ve Erzurum’u hiç unutmamış bu sebeple defalarca Erzurum’a gelerek bu hasretini gidermiştir. Her gelişinde etrafında manevi bir halka oluşmuş,her kesimden her görüşten insan onun sade ve vakur duruşuyla kendine has uslubuyla yaptığı sohbetleriyle huzur bulmuştur. Hatta Türkiye’nin her tarafından onun Erzurum’da olduğunu duyanlar koşarak ziyaretine gelmiş ve onun manevi şahsiyetinden feyz almışlardır.Kendisinden dua isteyenlere “kendisi muhtac-ı himmet bir dede ,nerde kaldı karşıya himmet ede” der, az fakat öz, ayet ve hadislerle konuşur,İslam alimlerinin ve şairlerin veciz sözlerinden söyler, bunları orada bulunanlara tekrar ettirirdi. O’nu insanların gönlünde bir yıldız yapan İrfanı,Edebi, müstesna ve mütevazi kişiliğiydi.  

'edep ehli keremden hali olmaz,edepsiz okusada alim olmaz''diyerek ilmin tek başına insan için bir anlam ifade etmediğini söyler, kadın olsun,erkek olsun ilim almanın önemini de şu sözlerle ifade ederdi;'
'Cahil dostun olacağına Alim düşmanın olsun daha iyidir. zira insan ne kadar iyi niyetli olursa olsun eğer cahil ise çevresindekilere bilmeyerekte olsa daima zarar verir.'
' Sık sık tekrar ederek dedemin duasıdır dediği ve dilinden düşürmediği 

“Ger günahım Küh-i kaf olsa ne gamdır ya Celil, 
Rahmetin Bahrine nisbet innehu şey’un kalil”

(günahım kaf dağı kadar olsada gam değil,
senin rahmet denizinin yanında herşey küçüçük kalır) 

mısrası ile günüllere manevi umut aşılayan Hüsnü Efendi, 15 Mart 2008 Cumartesi günü vefat etmiş, Mescid-i Nebevi’de kılınan öğle namazını müteakip Cennetü’l- Baki’de toprağa verilmiştir.