Hit (851) Y-4280

Ahmed Kamil Akdik

Künyesi : Reîsü'l-Hattâtîn Lakabı : Kâmil, Hâşim
Tabakası : 20.Yüzyıl E-Posta :
D.Yeri : İstanbul/Fındıklı D.Tarihi :
Ö.Yeri : İstanbul/Fatih Ö.Tarihi : 24.07.1941
Görevi : Hattat Uzm.Alanı : Hat Sanatı
Görev Aldığı Kurumlar : Mezuniyet :
Bildiği Diller : Mezhebi : İtikad : , Amel : , Ahlak :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-07-27 Güncelleyen : /0000-00-00

Ahmed Kâmil Akdik

29 Kasım 1861 tarihinde İstanbul/Fındıklı’da doğdu.

Tersane başkâtibi Hacı Süleyman Efendi'nin oğludur.

İlk tahsilini Zeyrek'de Sâliha Sultan Sıbyan Mektebi'nde sürdürürken, oranın yazı hocası Hacı Süleyman Efendi'den hüsn-i hat öğrenmeğe başladı.

1877 yılında Fatih Rüşdiyesi'ni bitirip, 1881 yılında Dâhiliye Muhâsebesi'ne memuriyetle girdiğinde, genç hattat namzedi -kalem efendilerinin mahlas kullanmaları teamülünden dolayı- asıl ismi olan Ahmed'in yanına Kâmil mahlasını aldı.

Bu sırada meşhur hattat Sami Efendi'yle (1253/1838 - 1330/1912) derse başladı.

Dört seneyi aşkın devamlı çalışmanın sonunda, 23 yaşındaki hattat bir hilye-i saadet yazarak, hocasından sülüs-nesih hatları için icazetname aldı.

Bu icazetnameyi, usûlü veçhile devrin sayılılarından Hattat Şevki Efendi de tasdîk etti.

1301/1884 tarihli olan bu levha, hâlen Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi - G.Y. 325 numaralı yazı albümünde mahfuzdur.

Memuriyeti 1894'de Dîvân-ı Hümâyûn Mühimme Kalemi'ne nakledilen Ahmed Kâmil Efendi, orada Kâmil mahlasını -hocası Sami Efendi'nin arzusuyla- Hâşim'e çevirdi.

Bu devrine ait (1303-1307 hicrî yılları) Ahmed Hâşim imzalı yazılarına rastlanır.

Sonra tekrar eski mahlasına dönen sanatkârımız, artık yazılarında Ahmed Kâmil veya Kâmil imzalarını kullanmağa başlamıştır.

Dîvân-ı Hümâyûn'a girdikten sonra bu dâirede kullanılması şart olan tuğra, dîvânî ve celî dîvânî yazılarını da üstadından öğrenen hattat, ertesi yıl aynı kalemin nâmenüvîsliğine (Babıali'de Osmanlı hükümdarlarının, yabancı devlet başkanlarına, Kırım Hanlarına ve Mekke Kenti şeriflerine yazdıkları mektupları yazmakla görevli kimse) getirildi (1895).

Bu işle vazifeli olan kimse, muâhedenâmeden menşura, berâta kadar bütün resmî yazıları hazırlardı.

1327/1909'da üstadı Sami Efendi'nin Nişân-ı Hümâyûn Kalemi mümeyyizliğinden ve Hutût-ı Mütenevvia muallimliğinden emekliye ayrılması üzerine, bu vazifeye nâmenüvîslik de uhdesinde kalmak kaydıyla Kâmil Efendi tâyin edildi.

Kendisi icazetname alışından itibaren gerek Fatih'in Gelenbevi semtindeki evinde, gerekse resmi vazifesi icabı Dîvân-ı Hümâyûn'da hüsn-i hat öğretmeğe başladı.

Eski Türk sanatlarının ihyâsı maksadıyla 1333/1915'de açılan Medresetü'l-Hattâtîn'e sülüs-nesih yazıları için muallim tâyîn edilen Kâmil Efendi 1337/1918'den sonra, Galatasaray Sultanîsi'nin de rik'a hocası oldu.

Millî Hükümet'in teşkiliyle (1922) lağvedilen Babıâli'den emekliye ayrılan hattat, medreselerin kapatılmasından sonra Hattat Mektebi (1925) ismini alan hattatlar medresesindeki vazifesine devam etti.

Yetiştirdiği birçok talebe arasında en önde geleni Halim Özyazıcı (1315/1898-1384/1964) olmuştur.

Yeni harflerin kabulünde faaliyetine ara verip 1929'da Şark Tezyînî Sanatlar Mektebi ismiyle tekrar açılan bu müessesede yazı öğretilmediği için, buranın müdürlüğüne getirildi.

Nihayet bu mektep de 1936 ders yılında Türk Tezyînî Sanatları Şubesi olarak Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne bağlanınca, burada hüsn-i hat öğretilmesine tekrar müsâade verildi.

Kâmil Akdik, vefatına kadar sanat hayatının en verimli ve mütekâmil devresini D.G.S.A.'de yaşamıştır.

Biri 1351/1933'de, diğeri 1358/1940'da olmak üzere, Prens Mehmed Ali Paşa'nın davetiyle Mısır'a giden Akdik, bu ülkeye aşağıda anılacak birçok sanat eseri kazandırdı.

Prens'in Nil nehri üzerinde bulunan Ravza adasını karaya bağlayarak yaptırdığı Menyel Kasrı'ndaki hat müzesini, İbnülemin Mahmud Kemâl İnal (1870-1957) ile birlikte ikinci gidişinde tanzim ve tertip etti.

1941 yılı Temmuz’unun 24. gecesi (29 Cemâziyelâhir 1360), seksen yaşındayken Fâtih'deki evinde vefat eden hattat, ertesi gün Eyüpsultan sırtlarındaki Gümüşsüyü kabristanına defnolundu.

Kabir kitabesini celî sülüsle oğlu ressam Şeref Akdik (1899-1972) yazmıştır.

Kâmil Efendi, 1333/1915'den sonra Reîsü'l-Hattâtîn unvanıyla anılmağa başladı.

Eserleri:

Resmî vazifesinde, Dîvân-ı Hümâyûn teşrifatına göre dîvânî, celî dîvânî veya rik'a ile yazdığı menşur, berât, muâhedenâme, tasdikname, mektup gibi resmî evraktan başka, hüsn-i hat muallimi olarak hazırladığı yazı meşkleri pek çoktur.

Sülüs-nesih kıt'aları, hilye-i saadetleri, murakkaaları, yazdığı tek Kur'ân-ı Kerîm'den başka bâzı sûre veya cüz'ler (En'âm, Amme, Yâsîn ...) ve celî sülüsle levhaları meraklılarınca revaçta olup, bunlara müze ve husûsi koleksiyonlarda rastlanmaktadır.

Fâtih Camii hazîresinde hocası Sami Efendi'nin ve hanımının, ayrıca Ahmed Midhat Efendi'nin; Maçka mezarlığında da Şeyh Cemâleddin Afgânî'nin kabir kitabeleri ve Topkapı Sarayı'ndaki (Seferli koğuşu, Akağalar mescidi) taşa mahkûk iki bina kitabesi ilk akla gelenlerdir.

Abdülhak Hâmid'in "Türbe-i Fâtih'i Ziyaret" manzumesi de Kâmil Efendi'ye tokça sülüsle levha olarak yazdırılıp Hâmid'e de imzalatıldıktan sonra 1916'da merasimle Fâtih'in türbesine konulmuştur.

Akdik sipariş üzerine Kâhire'de, Prens Mehmed Ali'nin yaptırdığı Menyel Kasrı'ndaki cami ve türbenin, ayrıca Mahmud Muhtar Paşa ve Hıdiv İsmail Paşa ailesi türbelerinin celilerini de yazmıştır.
Eski hat üstadlarının eserlerini toplamağa çok meraklı olan sanatkâr, Sami Efendi'den sonra, "ikinci hoca ve mektep" saydığı bu koleksiyonu, vefatını müteakip, Topkapı Sarayı Müzesi'ne alınmıştır.

Merhumun topladıkları arasında, Yâkûtü'l-Musta'sımî'den (ö. 698/1298) bu yana yetişen üstâdların eserlerinden başka, Sami Efendi'nin celi sülüste devrin hattatlarına rehberlik eden Yenicami Sebili kitabesi kalıpları da mevcuttur.