Hit (891) MM-293

Yollar

Eser Sahibi : Ahmed Haşim Medya Türü : Şiir
İlim Dalı : Konusu :
Link :
Ekleyen : /2008-12-14 Güncelleyen : /0000-00-00

Yollar

Bir lamba hüznîyle
Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi;
Söndü göllerde aks-i girye-veşi
Gecenin âvdet-i sükûniyle
 
Yollar
Ki gider kimsesiz, tehî, ebedî,
Yollar
Hep birer hatt-ı pür sükût oldu
Akşamın sine-i gubârında.
 
Onlar
Hangi bir belde-i hayâle gider,
Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi?
 
Meftûr
Ve muhterîz yine bir nefha-i hayâl esiyor;
Bu nefha dalları bîtab ü bîmecâl uyutur.
Sonra eyler kiyâhı nâlende,
Sonra âgûş-u ufk içinde ölür…
Ey kalb!
Seni öldürmesin bir sâye-i şeb,
İşte bir dest-i sâhir ü mahfî
Sana nûr-ı nücûmu indirdi.
 
Kuruldu işte, mesâfât içinde, lâl-i mesâ
Bütün meâbid-i hiss ü meâbid-i hulyâ
Bütün meâbid-i mechule-i ümmîd-i beşer…
Gurûb içinde bir eşkâl-i bîhudud-ı zehep
Zücâc-ı san’at ü fikretle yükselirler hep;
Büyük denizlere benzer eteklerinde sükût,
Sükût-ı namütenâhi, sükût-ı namahdût,
Sükût-ı afv-ı emel…
Bir el
Derîçelerde bir altın ziya yakıp indi,
Aktı âb-ı sükûta yıldızlar
Bütün sular zehebî lerzelerle işlendi.
 
Tâ öteden
Şimdi zer gözleriyle tâ öteden
Gam-ı ervâhı vecde davet eder
Bütün meâbid-i mechule-i ümid-i beşer.
Bütün meâbid-i vecdin soluk ilâheleri
Birer birer iniyor, gözlerinde rüyâlar;
Dudaklarında ziyâdâr ve muhteriz titrer
 
Akşamın buse-i huzû-eseri.
 
Soluk ve gölgeli sîmâlarında reng-i mesâ
Nakşeder bir teheyyüc-i rüyâ:
Biri yorgun sema-yı lâle bakar,
Biri bir gölge meşy ü gâşyîle
Miyâh-ı râkideye samt ü hâb içinde akar;
Biri bir erganûn-ı eb’âdı
Dinliyor gölgelerde ser-bezemin,
Biri altın gözüyle, gûyâ ki,
Sana ey kalb-i müphem ü bâkî
´´Gel!´´ diyor.
Lâkin
İniyor
İşte leylin zalâm-ı bîdâdı…
 
Yollar
Ah ey kimsesiz giden yollar,
Yolların ey sükût-ı hüzn-eseri,
Bugünün inmeden şeb-î kederi,
Meâbid-i emel ü histe sönmeden bu ziyâ,
Ölmeden onların ilâheleri,
Ah gitmez mi, kimsesiz, sessiz
Yollar,
Ah gitmez mi hatt-ı sâkitiniz,
Şimdi zer gözleriyle, tâ öteden
Tâ öteden
Gam-ı ervâhı vecde dâ’vet eden
Uzak meâbid-i pûr-nûr-ı vecd ü rüyâya
Ki câ-becâ kapıyor bâb-ı vâ’dini sâye.
 
(Göl Saatleri, 1921)