Hit (3423) M-90

İstanbul Şehrini Kim Kurdu ?

Yazar Adı : İlim Dalı : Tarih
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-07-12 Güncelleyen : /0000-00-00

İstanbul Şehrini Kim Kurdu?

Evliya Çelebi'nin dünyasında tarih bir efsane, masal ile gerçek, hayâl ile hakikat iç içedir. Ben bunları ayırmaya kalkmayacağım. Bu hem benim işim değildir, hem de öyle bir ayırım Evliya Çelebi'nin dünyasının bü­yüleyici güzelliğini bozar. Alain, «efsane tarihten daha doğrudur» der. Ben de aynı kanaatteyim. Ta­biî efsanenin gerçeğini iyi yorumlamak şartıyle.

Efsanenin gerçeği fizik âlemi değil, beşeri ihtiras­ları ve özlemleri ifade eder. Bu açıdan bakılırsa, masalların ve mitlerin ne kadar derin hakikatleri ifşa ettiği açıkça görülür. Eğer kendi isteklerine uymasaydı, insanlık binlerce yıldan beri dinlere, masal­lara, efsanelere ve onların bir devamı olan sanata inanır mıydı? Kim Hamlet'in, Faust'un, Leylâ ve Mecnun'un birtakım derin hakikatleri anlattığından şüphe edebilir?

Freud ve Jung, saçma sanılan rüya ve batıl inançların insan ruhunun gizli katlarına ışık tuttu­ğundan beri, eski çağlara ait eserlere bakış tarzı da değişmiştir. Bu görüş bizi Evliya Çelebi'ye daha çok yaklaştırır.

Âlimler derler ki, istanbul başlangıçta bir balıkçı köyü idi, sonradan yavaş yavaş gelişti. Evliya Çele­bi'ye göre "gulgule-i Rûm ve tantana-i Rûm ve vel­veleci Rûm ve debdebe-i Rûm ve galebe-i Rûm bir dâr-ı diyar " olan İstan­bul'un şanına öyle bir ba­lıkçı köyünden türemiş mazi yaraşmaz. «Be-kavl-i tevârih-i Yunaniyan ve gayr-i müverrihan binâ-yı Konstantaniyye hakkında cümleten müttefik-i aley olmuşlardır ki...» İs­tanbul, Peygamber'in do­ğumundan 1600 yıl önce Davud Aleyhisselâm'ın oğ­lu Hazret-i Süleyman ta­rafından kurulmuştur ve bu iş şöyle olmuştur:

Uzak Batı'da Okyanus denizinde Ferendûz adlı bir adada yaşayan Saydun nam bir padişah vardır. Kendisini emniyet içinde sanarak, insana olduğu ka­dar cinlere, kuşlara ve vahşî hayvanlara hükme­den Hazret-i Süleyman'a bas kaldırır. Buna kızan Hazret-i Süleyman, yer götürmez askeri ve hay­van cinsleri ile Saydun üzerine vararak cümle dâr ve diyarını harab eder. Bir yığın ganimet arasında Saydun'un felekte benzeri olmayan melek yüzlü kızı da Süleyman Peygamber'in eline geçer. O sıra­larda karısı Belkıs öldüğü için Hazret-i Süleyman «mücerret» (yalnız, bekâr) dir. Bundan dolayı Say­dun'un kızı Alena'yı eş edinir (Evliya Çelebi'ye göre Hazret-i Süleyman'ın eski karısı Saba melikesi Belkıs Bursa civarında es­ki başkentlerden Edincik'de gömülüdür!)

Kötü bahtlı Alena, şey­tanın kışkırtması ile dur­madan ağlayarak Hazret-i Süleyman'ı rahatsız eder. Atina'ya geldiklerinde Sü­leyman Peygamber, Ale-na'ya neden ağladığını so­rar. Alena Süleyman'a:

«Ey Allah'ın emini, di­lerim ki burada yüksek bir

bina yaptır. Bırak ben, ka­lan ömrümü burada iba­detle geçireyim. Yalnız ba­bamın suretini (heykelini) de yaptır ki, ona baktıkça teselli bulayım» der.

Hazret-i Süleyman, Alena'nın bu isteğim yerine getirmek için «cemi üns ve cine ve perilere emirler vererek» Makedonya diya­rında yani Arz-ı Rûm ve Filibe ve Edirne ve İstanbol ve İzmit »de havası ve suyu güzel yerleri araştı­rır. Önce Atina'da Temaşalık adında harikulade bir saray bina ettirir, son­ra İstanbul'a gelir. Hün­kâr Bahçesi veya Saray-burnu denilen yerde ko­naklar. Bir gece burada uyuyan Süleyman Peygam­ber, sabah «âb ü havasın­dan taravet peyda ettiğini» görünce orada da bir saray ve çeşit çeşit bahçeler ve «maksureler» inşa ettirir ki, dillere destan olur.

Bu efsaneye göre Atina ve İstanbul Saydun'un gü­zel kızı Alena (Elena) için kurulmuştur. Evler gibi şehirleri yükselten âmilin de aşk olduğunu belirten bu masal yanlış mıdır?

Fakat Hazret-i Sü­leyman kendisine o kadar saygı gösterdiği Alena'nın babasının heykeli­ne gizlice taptığını haber alınca, "merkumeyi babası

gibi katl ettirerek", Saray-burnu'na inşa ettirdiği o-koca sarayı bırakır, asıl vatanı olan Arz-ı Mukaddes'e döner. Orada Haz­ret-i Davud'un bina ettir­diği Mescid-i Aksa'yı tamamlayarak, orada yaşar ve ölür. Hazret-i Süleyman'ın mezarı Kudüs kalesinin dı­şında büyük bir bina için­dedir.

Hazret-i Süleyman'dan sonra oğulları İstanbul'u başkent yaparak mamur hale getirirler.

İstanbul'un surlarını Madivan'ın oğlu Yanko, Buhtınasr'dan aldığı ganimetlerle inşa ettirmiş­tir. Kürdistan'dan Yahya dini üzere huruç eden ve yedi kere yüz bin Yahudi-yi öldüren Buhtınasr, Karaman sahrasında Yanko ile savaşırken yenilmiş, bu yenilgi neticesinde Yanko'nun eline pek çok ga­nimet geçmiştir.

Evliya Çelebi'ye göre, yedi ülkede yedi yüz vezi­ri olan bu Yanko, İstan­bul ve Karadeniz civarın­da pek çok kale inşa ettir­miştir. Yine Evliyâ'ya gö­re altı yüz sene yaşayan bu Yanko, yeryüzünün her tarafına imaretler yap­mağa meraklı imiş. Karde­şi Yanvan, Kudüs kayzeri imiş ve bir Yunan tarihi yazmış.

Yayınlandığı Kaynak : 1974-03-01
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :