Hit (3047) M-774

Zekat ve Kurbanda Kıymet Ödemesi

Yazar Adı : İlim Dalı : Fıkıh
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-06-29 Güncelleyen : /0000-00-00

Zekat Ve Kurbanda Kıymet Ödemesi

Fıkhın ibadetler bölümünün bir kısmını malî ibadetler teşkil eder. Zekat ve kurban bu malî ibadetlerin ilk sırasında yer alır. Zekata konu olan malların kendileri mevcut iken kıymetlerinin ödenip ödenemeyeceği klasik fıkıh müdevvenâtında tartışılmıştır. Bu tartışmaların yansımaları günümüzde de mevcuttur. Aynı şekilde kurbanlık hayvan mevcut iken, kıymetinin tasadduk edilip edilemeyeceği veya bunların hangisinin daha faziletli olduğu tartışmaları yanında özellikle günümüzde kurbanın aynî bir ibadet olup olmadığı hatta İslâm’da böyle bir ritüelin bulunup bulunmadığı tartışılmaya başlanmıştır.

Böyle bir çalışma yapmamızın nedeni konunun, toplumun büyük bir bölümünü ilgilendirecek güncellikte olmasıdır. Bu noktadan hareketle biz problemi sadece “caizdir veya caiz değildir” çerçevesinde bırakmayıp, olabildiğince geniş yelpazede ele almayı düşündük. Bu cümleden olarak her iki meseleyi de olabildiğince ayrıntılı olarak incelemeye çalıştık. Özellikle zekatta “kıymet”ten ne anlaşılması gerektiğine açıklık getirmeye çalıştık. Her iki konu etrafındaki görüş ve düşünceleri tartışan tarafların gerekçeleriyle sunmaya çalıştıktan sonra kendi tercih ve kanaatlerimizi ve bu kanaatlerimize temel teşkil eden gerekçeleri sunmaya çalıştık. Ayrıca, makalenin hemen bütün okur kitlesi tarafından anlaşılabilmesi amacıyla bazı terimlerin “kavramsal çerçeve” başlığı altında verilmesini uygun gördük.

Kavramsal Çerçeve

Makalede doğal olarak konuya ilişkin ıstılahlar kullanılacaktır. Ağırlıklı olarak kullanılacak kavramların tarifleri şöyledir:

a)Ayn: Bu kelime fıkıh literatüründe üç anlamda kullanılmıştır. a) Mevcut, hazır ve belirlenmiş mal anlamında. Mecelle’nin 159. maddesinde ayn “muayyen ve müşahhas olan şeydir.” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı maddede verilen örnekler aynın tek çeşit mala özgü bulunmadığını; canlı-cansız, ölçülen –tartılan belirlenmiş mallar ile sayılıp ayrılmış para ve belirlenmiş ticarî eşyayı da ifade ettiği belirtilmektedir. b) Deyn mukâbili olarak, c) Çıplak mal/rakabe anlamında. Bu kabule göre maldan elde edilen kâr tanım dışı bırakılmıştır1.

b)Kıymet (value, price): Eksik ve fazla olmaksızın bir şeye (mala) kendisiyle değer biçilen mi’yâr (ölçüt)dır2. “Bir malın bahâ-yı hakîkîsi”3; bir şeyin eksiksiz olarak tam karşılığı, gerçek değeri demektir4. Bir başka tanıma göre, bir ticaret malına veya başka bir eşyaya uzmanları tarafından biçilen malî değer (semen) demektir5.

c) Semen: Satılan malın zimmete taalluk eden değeridir6. Bir başka ifadeyle semen, bir nesnenin kıymetine ve bahâsına denir. Bazen mutlak bedel manasına da kullanılır7. Semen terimi aynı zamanda para; dinar-dirhem karşılığı olarak da kullanılmaktadır8. Yaygın olarak semen nakit cinsinden olur9. Her semen olmaya elverişli olan şey ücret olmaya da elverişlidir10. Müsemmen ise semen mukâbilinde satılmış şeydir11. Mecelle’de kıymet, semen-i misil karşılığında kullanılmıştır12. Buna göre kıymet ve semen-i misil bir malın gerçek değeri olup eksiklik ve fazlalığın olması söz konusu değildir. Çünkü kıymet, ölçüt (mi’yâr) konumunda olup bu ölçütte eksiklik ve fazlalık olmaz13.

d) Bedel (replacement): Bir şeyin yerine ikâme edilen başka bir şey14 veya “halef” gibi “ivaz” demektir. Ama aralarında fark vardır15. Bazı ibadet ve borçlarda aslî şekliyle îfânın mümkün olmaması durumunda onun yerini alan îfâ şekli. Meselâ, toprakla teyemmüm su ile abdest almaya, fidyenin oruca bedel olması gibi16. Kasten adam öldürme suçunda kısasın herhangi bir nedenle uygulanamaması durumunda kısas yerine tertip edilen diyet ile ta’zîr veya keffâret yerine tertip edilen oruç gibi cezalar da bedel cezalardır17.

e) İrâke-i dem: Kan akıtmak, boğazlamak demektir ki kurbanın rüknü olarak kabul edilir18.

A-ZEKATTA KIYMET ÖDEMESİ

Zekatta kıymet ödemesi ifadesiyle nasslarla belirlenen zekata tâbi malların kendileri mevcut iken, ödemenin söz konusu bu maddelerin kendilerinden yapılmayıp bahse konu malların nisaplarına tekâbül eden kıymetlerinin, maddî değer ifade eden başka bir nesneyle ödenmesi kastedilmektedir. İllet ve gaye birliği nedeniyle fıtır sadakasının da bu kapsamda olacağı açıktır. Bu nedenle fakihler, bahse konu meseleyi daha çok zekata tâbi malların zikredildiği yerlerde tartışmışlar, fitrenin ele alındığı yerlerde de buraya atıflarda bulunmuşlardır19. Biz de makalemizde “zekatta kıymet ödemesi” derken hem zekat hem de fıtır sadakasını birlikte kastetmiş olacağız20.

1- Geçerli Kabul Etmeyenler

Cumhuru oluşturan Şafiî21, Mâlikî22, Hanbelî23 ve Zâhirî24 mezhebi hukukçuları zekat (veya fitrenin) aynı yerine kıymetinin ödenmesine cevaz vermemişlerdir. İbn Rüşd, Ebû Alî ve el-Bennânî gibi Mâlikî hukukçuları aynın yerine kıymetin edasının mekruh olduğu görüşünü taşırlarken25, Ahmed b. Hanbel’in, fitrede değil de, zekata tâbi mallarda kıymetin ödenebileceğine dair bir görüşünün bulunduğu zikredilmektedir26.

Bu genel bilgilerden sonra zekat ve fitrede hiçbir şekilde kıymet ödemesini kabul etmeyen ve cumhûru oluşturan fukahânın başlıca gerekçelerini şöyle sıralayabiliriz:

a) Hz. Peygamber, Muaz’ı Yemen’e gönderirken ona, zekatı, zekata tâbi malın kendisinden yani buğdaydan buğday, koyundan koyun, deveden deve ve sığırdan da sığır almasını söylemiştir27. Bu hukukçulara göre mezkûr hadiste zekat alınacak kalemlerin cinsleri –hayvan ve hubûbât gibi- ayrı ayrı zikredilmiştir. Böyle bir tayinin yapılmış olması bu cinslerin kendileriyle değil de kıymetleriyle ödenmesine imkan vermemektedir. Yani hadis metni, başka bir tercihin yapılmasına kapalıdır. Bu nedenle metinde zikredilen eşyanın bizzat aynlarının edası gerekmektedir28.

b) Hz. Peygamber, fitre matrahları bağlamında hurma veya arpadan bir sa’29 ödenmesini farz kılmıştır30. Mezkûr hadiste Hz. Peygamber sadece buğday ve arpa arasında bir tercih serbestliği tanımıştır. Dolayısıyla bu tercihin diğer eşyaya da teşmil edilmesi caiz değildir31.

c)Hz. Ebûbekir, zekat matrahlarının yer aldığı mektubunda Hz. Peygamber’in, “25 devede bir bintü mehâd (bir yaşını doldurup iki yaşına basan deve), bulunmadığı takdirde yerine bir ibn lebûn (iki yaşını tamamlayıp üç yaşına basan yavru erkek deve) verilmesi gerektiği32” yönündeki hadisini de zikretmiştir. Bu fakihlere göre Ebûbekir’in hadisteki hayvan ve sayılarını özellikle zikretmesi zekatta aynın ödenmesi gerektiğinin somut göstergesidir. Diğer taraftan zekat, fakirin ihtiyacının kapatılması ve zenginin elindeki nimete karşı şükür borcunun ödenmesi gayesiyle vâcip kılınmıştır. Nimetin şükrünün eda edilebilmesi için zenginin, zekatını, elindeki nimet yani mal cinsinden ödemesi gerekir. Bu nedenle aynın yerine kıymetin ödenmesi geçerli değildir33

d) Kur’an’da zekat verilmesi emredilmektedir. Fakat ayetlerde zekatın hangi şeylerden verileceğine dair bir açıklık mevcut değildir. Ayetlerdeki bu kapalılık (mücmellik) Hz. Peygamber’in “her kırk koyunda bir koyun ve iki yüz dirhemde beş dirhem gümüşün zekat olarak verileceğini” 34 ifade eden hadisi ile açıklığa kavuşturulmuştur. Yani bu hadis Kur’an’da zekatla ilgili mücmelliği tefsir etme bağlamında vârid olmuştur. Dolayısıyla farz olan, zekatın, hadiste açıklanan ve tayin edilen maddelerin bizzat kendilerinden verilmesidir. Aksi davranış nassın hilâfına bir davranış sergilemek demektir. Oysaki bu konudaki hadislere uyulması, daha isabetli bir davranıştır35.

e)Zekat, “kurbetün lillâh”; Allah’a yakınlaşmayı sağlayan bir tâat ve ibadettir. Allah’a yakınlaşma ve rızasını kazanma ise bu tayin edilen miktar ve cinslere harfiyen uymaktan geçmektedir36.

f) (Mâlikî hukukçularına göre) zekatta aynın ödenmesinin gerekli oluşu, işlenen bir suç karşılığı keffâret olarak azâd edilmesi istenen ve muayyen özelliklere sahip bir kölenin durumuna benzemektedir. Bu kıyasa göre, keffâret olarak hürriyetine kavuşturulması istenen kölenin kendisi yerine takdir edilen kıymetin ödenmesiyle, keffâret borcu nasıl ödenmiş olmaz ise, zekat olarak verilmeleri nass yoluyla ayrı ayrı tayin edilen eşyada da aynı hüküm geçerlidir37. Bu nedenle gerek altın gümüş gibi ayn olsun gerek ekilen-biçilen tarım ürünü cinsinden olsun gerekse hayvan cinsinden olsun bu sayılanların yerine kıymetlerinin ödenmesi caiz değildir38.

Genel gerekçeleri bu şekilde olmakla birlikte Mâlikî39 ve Hanbelî40 fukahâsı, ödemenin altın yerine gümüş, gümüş yerine de altınla yapılmasına cevaz vermişlerdir. Bu kabulün temelinde her iki nesnenin de aynı cins kapsamına girmesi düşüncesi bulunmaktadır41. İnek-manda, koyun-keçi gibi aynı cins altında yer alan hayvanlar bakımından da bu tür ödemeye cevaz verilmiştir42. Bununla birlikte Şafiî ve Zâhirî fakihler ödemenin altın yerine gümüşten veya gümüş yerine altından yapılmasını tecviz etmezler. Çünkü mezkûr cins ve miktarlar nasslarla belirlenmiştir. Aksi bir icraatta bulunmak Allah’ın hudûdunu çiğnemek demektir43.

2- Geçerli Kabul Edenler

Kıymet ödemesine cevaz veren fukahâyı iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grupta kıymet ödemesinin her durumda caiz olduğunu iddia eden Hanefî hukukçuları yer almakta, ikinci grupta ise ancak bir takım özel durum ve şartlar nedeniyle böyle bir ödemeye cevaz veren diğer mezheplerin bazı hukukçuları yer almaktadır.

a) Mutlak Anlamda Kabul Eden Görüş

Hanefî fukahâsı zekatın kıymetinin mutlak anlamda ödenebileceğine hükmetmişlerdir. Bu yaklaşıma göre zekat verilmesi gereken nesnenin kendisinin mevcut olması, ihtiyaç, zarûret veya başka bir gerektirici durumun bulunup bulunmaması bu sonucu değiştirmez. Hanefî hukukçuları zekat dışında, öşür, fitre, haraç, nezir44 ve keffâretlerde45 de aslın yerine kıymetin tediyesine cevaz vermişlerdir46. Ayrıca Hz. Ömer (23/644), Abdullah b. Ömer (73/692), İbn Mes’ûd (32/653), İbn Abbas (68/687), Muâz (18/639) ve Tâvûs (106/724)’un da zekatta kıymet ödemesinin cevazına hükmettikleri görülmektedir47. Yine Mâlikî fakîhleri İbnü’l-Kâsım (191/807), Eşheb (204/819) ve Kâdî Ebû Muhammed (422/1031)’in de zekatın kıymetinin ödenmesine cevaz verdikleri nakledilmiştir48.

Hanefî fakihleri, zekatın illetinin fakirin ihtiyacını karşılama olduğunun altını çizdikten sonra, bu ihtiyacın şart ve durumlara göre bazen ayniyle bazen de kıymetiyle49 karşılanabileceğini ifade ederek fıkhî açıdan, zekata konu bir malın kıymetiyle eda edilebilmesinin önünde her hangi bir engel bulunmadığına dolayısıyla zekatın bu iki yoldan biriyle îfâsının Şâri’in amaçlarına uygun olacağına işaret etmektedirler50. Hanefî fukasının bu görüşlerine temel teşkil eden naklî ve aklî gerekçeleri şöyledir51:

a) Zekatın konu edildiği “Zenginlerin mallarından sadaka al.”52 ayetinde “sadaka” lafzı mutlak olarak zikredilmiş; takyid edilmemiştir. Hal böyle olunca malî değeri bulunan her şey diğerinin yerine ikâme edilerek ödenebilir. Çünkü ayette konu edilen nesne maldır. Kıymet de maldır. Dolayısıyla aynın yerine kıymeti de ödenebilir53.

b) Hz. Peygamber’in “her kırk koyunda bir koyunun zekat verilmesi gerekir” meâlindeki hadisi54 hayvancılıkla iştigal eden mal sahiplerine kolaylık sağlama amaçlı olup yoksa vâcip olan yani zekat verilmesi gerekli olan malı kayıtlama amaçlı değildir. Çünkü hayvancılık yapanlar açısından zekatlarını hayvan cinsinden eda etmeleri kolay olup nakit cinsinden ödemeleri (özellikle de dönemleri itibariyle) daha zordur55.

c)Hanefî hukukçuları ayrıca zekat vb. ibadetlerde kıymetin de ödenebileceğinin temellerinin bizzat Hz. Peygamber’in hadislerinde mevcut olduğunu ifade etmişlerdir. Bu hadislerden birinde Hz. Peygamber, “beş devede bir koyun zekat vermek gerektiğini””56, bir diğerinde “yirmi beş devede zekat olarak bir bintü mehâd yani bir yaşını doldurup iki yaşına basan dişi deve, bulunmadığı takdirde ise bir ibn. lebûn yani iki yaşını tamamlayıp üç yaşına basan yavru erkek deve verilmesini”57, bir başka hadislerinde de “zekat olarak cezea yani dört yaşını doldurup beş yaşına basan bir deve vermesi gereken bir mükellefin elinin altında bu hayvanın bulunmaması durumunda bir hıkka yani üç yaşını tamamlayıp dört yaşına ayak basan dişi deve ile birlikte iki koyun veya yirmi dirhem gümüş vermesini” 58 emretmiştir. Bu rivayetler, zekatta kıymetin ödenebileceğine cevaz verme noktasında nassdır; hadisin sevk nedeni budur. Çünkü kıymetin ödenmesi olayında bir şeyin başka bir şeyin yerine ikâmesi söz konusudur. Bu ikâme de hadislerde sarahaten belirtilmiştir59.

d)Hz. Peygamber, bir defasında, zekat develeri arasında değerli ve iri cüsseli bir devenin zekat olarak alındığını görmüş, bunun üzerine sorumlu zekat âmiline çıkışmış, zekat âmilinin bu deveyi iki normal deveye karşılık olarak aldığını ifade etmesi üzerine ise onun tasarrufunu onaylamıştır60 Bu hadisten de zekatın kıymetinin ödenebileceği anlaşılmaktadır. Çünkü bir devenin iki deveye mahsûb edilmesi ancak onun kıymetinin esas alınması şekliyle veya kıymetine kıyas şekliyle olabilir (itibâr-ı kıymet)61.

e)Muâz b. Cebel, Yemen’de îrâd ettiği hutbede “Bana elbise ve giyecek getirin, zekât yerine onları alayım. Bu sizin için daha kolay, Medine muhacirleri için daha faydalıdır.” şeklinde bir ifade kullanmıştır62. Böyle bir ifadenin kullanılmış olması, kıymetin dikkate alınmasından başka bir şey değildir63. Bir başka ifadeyle Muaz, Yemen’de genelde elbise sanatı gelişmesi nedeniyle malların aynları yerine onlara muâdil elbise vermelerini isteyerek yöre halkı ve yükümlüler için kolay olanı tercih etmiştir. Çünkü Hz. Peygamber’in zekatın sadece ilgili cinsin aynından alınmasını ifade eden hadis bağlayıcılık ve zorunluluk arz etmeyip üreticilere kolaylık sağlayıcı niteliktedir. Ödemenin üretilen malın cinsinden yapılması üretimi yapan bu sanat erbâbı bakımından daha kolaydır64.

f) Hz. Ömer’in, dirhem cinsinden tahakkuk eden bir zekata mahsûben ticaret malı aldığı rivayet edilmiştir65.

g) Hanefî fukahâsının zekatta kıymet ödemesinin cevazı bağlamında bir diğer dayanakları da kıyastır; meseleyi cizyeye kıyas etmeleridir. Bu kıyasa göre, cizyede aynın alınması caiz olduğu gibi ayna tekâbül eden kıymetin alınması da caizdir. Aynı uygulamanın zekatta da yapılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır66. Zekatın kıyas edildiği olaya göre, Hz. Peygamber Muaz’a her bir “hâlim” yani zimmet ehlinden bülûğa eren kişi mukâbilinde bir dinar veya alınacak dinar miktarı değerinde (Yemen’e özgü olan “meâfir” denilen) elbise alınmasını emretmiştir67.

Bu sayılan gerekçeler zekata tâbi bir malın aynı yerine kıymetinin ödenebileceğini sarahaten ortaya koymaktadır. Çünkü esas olan fakirin açığının kapatılması ve ihtiyacının giderilmesidir. Nitekim Hz. Peygamber’in “Böyle bir günde onları dilenmekten kurtarın”68 meâlindeki hadisi, bu kabil malî ibadetlerin teşrî gayesini açıkça ortaya koymaktadır. Hal böyle olunca malî değer ifade etmesi koşuluyla malların suretlerinin farklı olması vecîbenin îfâ edilmiş olmasına ve sıhhatine engel değildir. Aksine kıymetin tediyesi şekliyle bir fakirin ihtiyacının karşılanması daha fazla imkan dahilindedir69.

h) Bir malın aynından cinsine dönülerek ödeme yapılabileceğinin cevazı konusunda icmâ oluşmuştur. Buna göre bir zekat yükümlüsü meselâ nisaba ulaşan koyunlarının zekatını mevcut koyunlar içersinden değil de başka koyunlardan verebilir. Aynı şekilde “A” arazisinde yetişen mahsulün öşrünü “A” tarlasından elde ettiği üründen değil de aynı cinsten olma koşuluyla başka bir üründen verebilir. Hal böyle olunca bir cins yerine başka bir cinsin zekata mahsûp edilmesi de caizdir70.

i) Zekat kolaylaştırma ilkesi üzerine kurulmuştur. Bu ilkenin bir sonucu olarak zekatın tealluk ettiği aynın ödenmesi şart olmayıp kıymetinin ödenmesi de geçerlidir71.

Ünlü Hanefî hukukçusu Ebû Zeyd Debûsî (430/1040), yukarıda arz edilen gerekçelerin tamamını bir asıl (genel prensip) halinde şöyle formüle etmiştir: “Zekat vermekle yükümlü olan bir şahıs, zekatını, ilgili nassın gayesini gerçekleştirecek şekilde îfâ ederse zekat yükümlülüğünü yerine getirmiş olur. Şafiî’ye göre ise getirmiş olmaz.”72 Şöyle ki; dirhemleri/parası nisaba ulaşan bir şahsın zekatını dirhem cinsinden değil de meselâ buğday veya başka bir madde cinsinden ödemesi caizdir. Çünkü ilgili nass ile hedeflenen gaye fakirin açığının kapatılması ve ihtiyacının karşılanmasıdır. Bu gaye, bu şekilde yani zekat verilecek malın aynıyla değil de kıymetinin ödenmesi şekliyle de hâsıl olur. Aynı şekilde sadaka-i fıtır veya yemin keffâreti gibi Allah tarafında vâcip kılınan yükümlülükler ile, mükellefin kendi üzerine vâcip kıldığı nezir gibi yükümlülüklerde de aynı hüküm geçerlidir. Yani bu durumlarda da kıymetin ödenmesi yoluyla hedeflenen amaç gerçekleştirilmiş olur73.

Hanefîler’in gerekçelerini bu şekilde arz ettikten sonra şu hususu belirtmeliyiz ki, zekat tahakkuk eden bir malın aynı yerine kıymetinin de ödenebileceği düşüncesinde olan Hanefî fukahâsı, bu durumun aralarında ribâ cereyan etmeyen eşya bakımından söz konusu olabileceğine ayrıca vurgu yapmışlardır. Hal böyle olunca aralarında ribâ cereyan eden mallar bakımından kıymet ödemesi geçerli değildir. Bu cümleden olarak meselâ orta halli dört koyun yerine semiz üç koyunun verilmesi durumunda zekat îfâ edilmiş olur. Bununla birlikte mislî mallarda bu geçerli olmaz. Meselâ beş kafîz74 orta kalite buğdaya denk dört kafîz üstün kaliteli buğday ödese bu ödeme geçerli olmaz. Aynı şekilde iki elbiseye denk kıymette bir takım elbise verilmiş olsa yine geçerli olmaz75.

Bir zenginin, geçimini sağladığı bir yetime, zekatına mahsûben elbise giydirmesi halinde bu işlem zekat yerine geçer. Çünkü temlik gerçekleşmiştir. Aynı şekilde zekata mahsûben yetimin eline verilen gıda maddesiyle de zekat vecîbesi yerine getirilmiş olur. Fakat salt yedirmekle zekat borcu ödenmiş olmaz. Aynı şekilde zekat yerine geçmesi niyetiyle bir fakirin meselâ bir yıl iskanının sağlanması da zekat yerine geçmez. Çünkü -klasik Hanefî anlayışına göre-iskân mal değildir76.

aa)Yöneltilen Eleştiriler

Hanefîlerin bu görüşleri muhalif hukukçular tarafından farklı açılardan tenkit edilmiştir. Bu tenkitleri şu şekilde sıralayabiliriz:

a) Hanefîler tarafından “25 devede bir bintü mehâd (bir yaşını doldurup iki yaşına basan deve) verilmesi, bulunmadığı takdirde ise bir ibn lebûn yani iki yaşını tamamlayıp üç yaşına basan yavru erkek deve verilmesini âmir hadis”77 ile zekat olarak cezea (dört yaşını doldurup beş yaşına giren deve) vermesi gereken mükellefin, yanında cezea değil de hıkka (üç yaşını tamamlayıp dört yaşına ayak basan dişi deve) bulunması durumunda bu hıkka ile birlikte iki koyun veya ona denk yirmi dirhem gümüş ödemesi gerektiği78 yönündeki hadisler, Hanefî hukukçularının zekatta kıymet ödemesinin yapılabileceği yönündeki iddialarının dayanakları arasında yer almaktaydı. Buna karşın muhalif hukukçular özellikle de Şafiîler, mezkûr hadisleri şu şekilde yorumlamışlardır: Birinci hadiste önce bintü mehâd alınması, bintü mehâdın bulunmaması durumunda bedel olarak ibn lebun alınması öngörülmüştür. Yani alınan kıymet değil bedeldir. Yine hadis bu tertibe riayet edilmesini öngörmektedir. İkinci hadisin yorumu da böyledir. Yani ödenmesi istenen mezkûr dirhem vs. gibi maddeler, bedel olup kıymet değildir. Şeriatta “bedeller”in miktarları belirlenmiş olup kıymetler şer’an belirlenmez. Nitekim telef olan mallara kıymet takdirinde de aynı durum söz konusudur. Şayet kıymet takdiri yeterli ve geçerli olsaydı Hz. Peygamber bedeli takdir cihetine gitmiş olmazdı79. Dolayısıyla ödenecek cinsin bulunamaması halinde yerlerine hayvan, para vb. hangi eşyanın verileceği yine nassla tayin edilmiştir. Asıl yerine kıymetin ödenmesi caiz olmuş olsaydı “tayin”in bir anlamı kalmazdı80. Kısaca, Hanefîler’in bahse konuya ilişkin çıkarım ve temellendirmeleri bu derece isabetsizdir81. Çünkü zekata tabi malların (altının) kıymetinin ödeneceğine dair ne Kur’an ne Sünnet, ne icma, ne de sahabe sözünden bir dayanağı bulunmamaktadır82.

b) Bintü mehâd (bir yaşını doldurup iki yaşına basan deve)’ın bulunmaması halinde ibn lebun (iki yaşını tamamlayıp üç yaşına basan yavru erkek deve)

verilmesi, zekata değil cizyeye müteallik bir uygulamadır. Dolayısıyla bu hadis, Hanefîler’in bizzat kendi aleyhlerine bir delil teşkil etmektedir83.

c) Cumhûrun, Hanefîler’e yönelttikleri bir diğer ve önemli eleştiri usûl açısındandır. Bu eleştiriler, Hanefîler’in, konuya ilişkin nassların hükmünü tağyir ettikleri veya yaptıkları yorumun “uzak te’vîl” olduğu noktasında odaklanmaktadır. Bu fukahânın tenkitlerinin özü şöyledir: “Nassın aslını butlanla sonuçlandıracak bir ta’lîl caiz değildir.” Bu nedenle Hanefîler’in, hadiste meselâ “koyun”un zikredilmesinin illetinin, fakirin zenginleştirilmesi olduğu, bunun da para ile yani kıymetin ödenmesiyle daha iyi sağlanacağı yönündeki ictihadları yanlıştır84. Bir başka ifadeyle “fî erbeîne şaten şâtün” hadisinde koyun yerine kıymetinin de verilebileceği şeklindeki te’vil “uzak te’vildir.” Çünkü hadis metni son derece açıktır. O da zikredilen aynın ödenmesidir85. Diğer taraftan “koyunun kıymetinin ödenmesi vâciptir” şeklinde bir hükme varılması, koyunun aynının ödenmesinin vâcip olmadığı sonucunu doğurur. Oysa ki “koyun”un aynının edasıyla zekatın îfâ edilmiş olacağı konusunda fukahâ arasında görüş birliği bulunmaktadır. Dolayısıyla “koyun”un ödenmesinin vâcip görülmemesi şeklinde bir istinbât, nassın iptâlini sonuçlar ki böyle bir istinbât batıldır. “Bir nassın, o nassın hükmünü temelden iptal edecek bir illetle ta’lîl edilmesi bâtıldır. Bir başka ifadeyle bir hükümden (nass) istinbât edilen bir mana, o hükmü/nassı iptal ediyorsa o mana da bâtıl olur. Çünkü aslın butlanıyla fer’ de bâtıl olur.” Kısaca nassın veya nassların bu şekilde te’vil edilmesiyle Hanefî fakihleri nassın hükmünü tağyir etmişlerdir86.

Konuya ilişkin nassları ve Hanefîlerin yaklaşımlarını tahlil eden Gazâlî de, “bu karînelerin, mes’elenin taabbüdî hükümler kapsamına girdiğini tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyduğunu, taabbüdî hükümlerde de ihtiyatın esas alınması gerektiğine” dikkat çekmektedir87.

d)Yine zekatta aynın ödenmesi keffâret olarak bir köle azadına benzemektedir. Nasıl köle yerine kıymetinin tediyesi geçerli değilse burada da aynı durum söz konusudur88.

ab) Verilen Cevaplar

a) Hanefî fukahâsı, muhalifleri tarafından kendilerine yöneltilen, “nassı iptal ettikleri” veya “uzak te’vil” yaptıkları yönündeki eleştirileri kabul etmemişlerdir. Savunmaları mahiyet itibariyle şöyledir: Zekatın, fakirin sabit hakkı olduğuna dair nasslarla tayin ve tespit edilen bir durum söz konusu değildir89, yani zekat fakirin hakkı değil ki nassın tağyiri veya iptali söz konusu olsun. Dolayısıyla “nassın ta’lîl yoluyla tağyir edildiği” iddiası temelsizdir. Aksine zekat, salt Allah hakları kategorisinde yer alan ve İslâm’ın, namaz, oruç, hac umdeleri gibi salt ibadet kapsamına giren bir vecibedir. Dolayısıyla zekatın Allah için ödenmesi vücup ifade etmektedir. Fakat Allah, bir başka nassla söz konusu bu hakkını düşürmüştür. O nass da “Yeryüzünde yaşayan her canlının rızkı yalnızca Allah’ın üzerinedir.”90 meâlindeki ayettir. Bu ayet, zekatın kıymetiyle de ödenebileceğine bizzat izin vermektedir. Yoksa sadece zekatı konu alan hadislerin ta’lîli yoluyla böyle bir hüküm verilmemiştir. İfadeyi biraz daha açmak gerekirse, Cenâb-ı Hak, yukarıda geçen ayetle genelde bütün mahlûkâtın, özelde fukaranın rızıklarını tekeffül ve vaat etmiş, “Sadakalar fakirlere…mahsustur”91 emriyle de bu tekeffül ve va’di kendi adına gerçekleştirmek üzere zenginleri yükümlü tutmuştur. Fakirlerin ihtiyaçlarının ne şekilde karşılanacağı da hadislerde koyun, sığır, deve vb. bazı hayvanların tesmiye edilmesiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Fakat fakirlerin ihtiyaçlarının sadece nasslarda isimleri zikredilen nesnelerle gerçekleştirilemeyeceği açıktır. Çünkü isimleri zikredilen eşya sınırlı, ihtiyaç kapsamına giren hususlar ise sınırsızdır. Ayrıca her fakirin bir diğerine göre ihtiyaç duyabileceği şeyler de farklılık arz edebilir. Bu itibarla sınırsız ihtiyaçların salt bu tesmiye edilen eşya ile karşılanabileceğini öngörmek isabetli değildir. Aksine bu ihtiyaçlar ancak “mutlak anlamda mal” kapsamına giren eşya ile karşılanabilir. Bu nedenle hadislerde fakire ödenmesi öngörülen zekat, koyun veya başka bir hayvanın aynına/kendisine değil malî değerine yani kıymetine taalluk etmektedir. Beş devede bir koyunun zekat verilmesini öngören hadiste Hz. Peygamber, deveyi koyuna zarf (koyunu içine alan kap) kılmıştır. Oysaki deve ile koyun arasında bir cins birliği bulunmamaktadır; koyunun aynı (zâtı-kendisi) devede mevcut değildir. Hal böyle olunca bu hadisten de zekatta aynın verilmesinin şart olmadığı aksine mezkûr koyunla maliyetin kastedildiği anlaşılmaktadır92.

Edâdan amaç vaat edilen rızkın yerine ulaştırılması ve fakirin ihtiyacının karşılanması olunca bu ulaştırma mezkûr koyunun kendisinin verilmesi şeklinde olabileceği gibi kıymetinin ödenmesi şekliyle de olabilir. Kıymetinin ödenmesi daha da uygundur. Çünkü meselâ bir koyunun kendisi ile fakir, sadece et yeme ihtiyacını karşılayabilecek iken kıymetiyle çok çeşitli ihtiyaçlarını karşılayabilecektir. Bir tarafta bütün ihtiyaçların zikredilen nesnelerle karşılanmasının mümkün olamaması, diğer tarafta Allah’ın bütün fakirlerin hatta mahlukatın rızkını vaat ve tekeffül ettiği gerçeği ortada olunca, vaat olunan rızıkların sahiplerine ulaştırılması emri, zarûrî olarak nasslarda tesmiye edilen maddelerin kıymetiyle de ödenebileceğini mümkün kılmaktadır. Bir başka ifadeyle zekata konu olan eşyanın, kıymetiyle de ödenebileceği, nassın zarûrî-iktizâî (darûratü’n-nass) bir sonucudur. Nassın iktizası ile ulaşılan bir hüküm ise bizzat nassın kendisiyle sabit olan hüküm gibidir. Dolayısıyla bahse konu meselede zekata konu olan malları tayin eden nassların hükmünü iptal eden ve arzuya istinad eden bir ta’lîlin yapılması söz konusu değildir. Yapılan işlem ta’lîl kabul edilse bile bu, nassın iptali anlamına gelmemekte aksine böyle bir ta’lîl ile zekat mahalli meselâ hem koyuna hem de kıymetine teşmil edilmekte dola

Zekata konu olan malların kendileri mevcut iken kıymetlerinin ödenip ödenemeyeceği klasik fıkıh müdevvenâtında tartışılmış olup bu tartışmaların yansımaları günümüzde de devam etmektedir. Aynı şekilde kurbanlık hayvan mevcut iken kıymetinin tasadduk edilip edilemeyeceği veya hangisinin daha faziletli olduğu tartışma konusu olmuştur. Bu yaklaşımlara ilaveten günümüzde özellikle kurbanın aynî bir ibadet olup olmadığı hatta İslâm’da böyle bir ritüelin bulunup bulunmadığı tartışılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla problem toplumun büyük bir bölümünü ilgilendirecek güncellik arz etmektedir. Bu noktadan hareketle biz her iki meseleyi de sadece “caizdir” veya “caiz değildir” çerçevesinde bırakmayıp, olabildiğince geniş yelpazede sunmayı düşündük. Özellikle zekatta “kıymet”ten ne anlaşılması gerektiğine ve kurbanın aynî bir ibadet olup olmadığı hususuna açıklık getirmeye çalıştık.
Yayınlandığı Kaynak : 2006-06-01
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :