Hit (3724) M-370

Osmanlıda Aile Kurumu

Yazar Adı : İlim Dalı : Genel
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-05-01 Güncelleyen : /0000-00-00

Osmanlı'da Aile Kurumu

Osmanlı ailesi nasıl bir kavramdır?
Şüphesiz ki "Osmanlı toplumunda aile" diye de ele alabilirdik ama bunu yapmamamızın bir nedeni var: Bu bir imparatorluktur ve gerçek anlamda geleneksel imparatorlukların sonuncusudur ve şurası da çok açıktır ki, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bu imparatorluğu oluşturan muhtelif dinlere bağlı ve muhtelif dilleri konuşan unsurların bazı ortak yönleri vardır. O ortak yönler arasında en başta gelen ailedir.
Şüphesiz ki, bu imparatorlukta bir tarafta Arabistan urbanı, yani aşiretler, bir tarafta Balkanlar'ın, Adriyatik'in kıyısındaki şehirler, en başta İstanbul gibi bir dünya başkenti yer alır. Bu kadar farklı yerleşim noktalarında insanların çok farklı yapılanmalara maruz kalacağı, farklı toplumsal çeşitlilikler göstereceği açıktır. Ama her şeye rağmen aile bu toplumda bir yeknesaklık arz eder. O kadar ki, insanların aile hakkındaki mefhumları, aile içi ilişkileri, ailenin bireyin hayatında oynadığı rol açısından ister Tuna boyundaki köylere veya şehirlere, ister Fırat havzasına gidin; ister Kafkasya kıyılarında olun. isterseniz Necef çölünde pek farklılık görmezsiniz. Daha doğrusu bazı kuralları ve kaideleri, ananeleri bildiğiniz takdirde her yerde hareketiniz için bir referans, bir demir alma noktası meydana gelmiş sayılır.
Osmanlı ailesi dediğimiz zaman, burada hiç şüphesiz ki Müslüman ve o Müslümanlığın içinde Sünnî ve diğer fıkıh mezheplerine bağlı kollardaki insanlar kadar, Hıristiyanlar! ve Musevileri de kastediyoruz. Çünkü burada aile. toplumun temelidir ve aileyi iki açıdan ele alalım: Birisi devlet, birisi toplumun kendi nezdinde. Nedir? Devletin nezdinde, aile esas birimdir, üretim birimidir, dolayısıyla vergilendirilecek birimdir. 19. asırda ahz-ı asker yani, asker toplamak için temel birimdir. Devletin tebaa ile temasa geçeceği idarî ünitedir.
Müslüman tebaanın evliliği, şer'iyye siciline, mahkeme siciline kaydedilecek deniyor. Ancak bunu herkesin yapmadığı, yapamadığı açıktır. Asıl olan insanların kendi dinlerine göre küçük bir törenle, bu da şart değil; ama ananedir, birleştiklerini cemaate ilan etmeleridir. Bundan sonra, o çift karı-koca olarak tanınır ve doğacak çocukları ve varsa evdeki daha önceki nesilden ihtiyarlarla birlikte bir aileyi meydana getirirler. Bunun kendi içinde bazı kuralları vardır. Osmanlı ailesi patriarkal, yani ataerkildir. Devlet de babayı ve oğulları vergi mükellefi olarak kaydeder. Osmanlı ailesinin bu özelliği, Müslümanlar kadar Öbür dinler için de geçerlidir.
Osmanlı ailesi dinî bir işlemle kurulur. Bu bir kayıttır. Bu nedir? İmam nikâhı çok şart mıdır? Evet, anane olarak şarttır. Hıristiyanlarda bu, mutlaka kilisenin defterine kayıtla mümkündür. Yani dinî bir nikâh yapılır ve onlar böylece aile olur. Bu ailede ölüm halinde, miras taksimi de gene dinî kurallara göre yapılır. Ancak burada karşınıza çok ilginç istisnalar çıkmaktadır. Şer'iyye sicillerine, mahkeme sicillerine baktığınız zaman bazı ahvalde ahkâm-ı feraiz dediğimiz İslâm hukuku miras kurallarına göre yapılan miras taksimlerine gayrimüslimlerin de müracaat ettiğini görüyoruz. Meselâ, Ermeni ailelerinde vefat edenlerin mirası; çocukları, kızı, oğlu, eşi arasında buna göre taksim edilir. Niçin? Anlaşılan kurallar ve yaşayış biçimi birbirine yakındır. Yani kız çocuğa çeyiz verilmektedir, evlendirilmektedir. Geriye kalan oğulların tarlayı, tapanı, bahçeyi, bir yerde eşit suretle paylaşmaları istenmektedir. Yaşam biçimindeki benzerlikler ve aynı hayatı paylaşma, hukukî müesseselerde aynı paylaşımı ve Standardizasyonu getirmektedir.
Bu toplumda kuşkusuz aileyi oluşturan en Önemli unsur kadındır. Osmanlı Türk kadınının, imparatorluktaki yaşam biçimi üzerinde eğri doğru birtakım teoriler vardır. Bunlar kısmen çağdaş kaynakların yanlışlığından, yanlış değerlendirilmesinden, kısmen de ezbere konuşmaktan ileri gelebilir. Şunu söylemek lazım: Osmanlı ailesinde kadın ikincil durumda görülmektedir. Bu Müslüman Türk için de böyledir, Arap için de böyledir, Ermeni, Rum için de böyledir. Hiç kuşkusuz ki, uzak Arabistan'daki yaşam biçimiyle Bosna'yı, Tuna kıyılarını ve Orta Anadolu'yu bir kefeye koymak doğru değildir.
Bir kere bu kafes arkası efsanesi pek doğru değildir. Çünkü bu toplumda kadın evin dışına çıkmaktadır. Kamusal alanda da görülmektedir, istisnalar vardır; ama kadın çarşıya, pazara gitmektedir. Bazı yerlerde tabii sokağa çıkılmama hassasiyeti devam etmektedir. Ama şurası çok açıktır ki, bilhassa istanbul kadını ve imparatorluktaki
küçük yerlerdeki kadınlar çarşıya, pazara da gider. Hatta türbe ziyaretleri o dereceye varır ki, Müslüman türbeleri biter, mayısta Hz. Meryem'in göğe yükselişini kutlamak bile vazife addedilir. Surlardaki kiliselerde Kara Meryem gününde Hıristiyan ve Müslüman kadınların o gün beraber olduğunu görürsünüz. Bu toplumda bu gibi şeylerin olduğunu Salomon Schweigger, Sultanlar Kentine Yolculuk adlı 16. yüzyıl seyahatnamesinde de yazmıştır.
Bu seyyahın dediğine göre; Türk, iki karı bakacak durumda değildir. Ayrıldıkları zaman çocuk bilhassa kız çocuğu kadına verilir ve kadınlar çok gezerler. Bunlar Salomon Schweigger'in gözlemidir; ama mutaassıb bir Alman Protestan'a göre bu toplum, kadının hür olduğu bir yapıdadır.
Osmanlı ailesi için "cemaat tipi aile" deniyor. .Yani büyük bir aile... Biraz yanlış bir sosyolojik önyargıdır. Tarımla geçinen bir toplumda büyük ailenin geçerli olacağı düşünülür. Oysa pek öyle değildir. Hele 19. asra gelindiği zaman İstanbul gibi şehirlerde küçük aile artık hâkimdir. Çekirdek aile, yani ana, baba ve çocuklardan oluşan aile tipi.
Vakıa şu özelliği unutmayalım: Geçmiş asırlarda da Osmanlı'da çekirdek aile görülse de mahalle en önemli rolü oynamaktadır. Osmanlı ailesi için ana unsur, ana platformdur. Bunun nedenleri vardır. Bir kere mahalleye yerleşen herhangi bir hane halkı, diğer komşuların kefaletiyle oraya yerleşebilir. Dolayısıyla diğer komşular bu aileyi kontrolde, uygunsuz hareketlerini ihtarda ve mahalleden atmakta hak sahibidirler. Bu işlem her zaman uygulanır. Yani mahallenin huzuru ve uyumu çok önemlidir. O kadar ki. 16. asır sonlarında Kraliçe Elizabeth'in. gönderdiği ilk ingiltere Büyükelçisi Edward Barton Tophane'deki bir mahallede oturuyormuş ve biraz eğlenceye düşkün bir adam olduğu için gayet gürültülü, içkili geceler tertipliyormuş. Mahalleli toplanıp, arzuhal verip onu bile oradan attırıyorlar. O zaman Vestfalya Antlaşması öncesinde diplomatik dokunulmazlıklar, muafiyetler yok; ama mahalleden atılan da bir kraliçenin sefiri. Aynı şey meselâ, bazı yabancı tüccarlara da uygulanabiliyor. (...)
(Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek)

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :