Hit (4051) M-29

Kuranın Muhafazası İçin Hz. Osman Zamanında İstinsah ve Teksiri

Yazar Adı : İlim Dalı : Ulumul Kur'an
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2010-10-31 Güncelleyen : /0000-00-00

Kur'an'ın Muhafazası İçin Hz. Osman Zamanında İstinsah Ve Teksiri

Ashâb (ra), Hz. Peygamberden sonra, çoğunlukla, İslâm hudutları içerisinde yeni giren beldelere dağılmışlardı. Onlar oralara, bazan cihâd için, bazan İslâm'ı tebliğ ve talim için gidiyorlardı. Herkes bulunduğu merkezde Kur'ân okutuyor, Hz. Peygamber (sav)'den görüp işittiği sünnet-i seniyyeyi öğretiyordu. Basralılar Kur'ân'ı daha ziyâde Ebu Mûse'l—Eş'ari'den öğrendiler. Onun mushafına Lubâbu'l—Kulûb adını verdiler. Kûfeliler Kur'ân'ı İbn Mes'ud'un okuyuşuyla okuyorlar ve kıraatimiz en sahih kıraattir, diyorlardı. Kur'ân'ı Mikdâd'dan alan Humuslular, kendi kıraatlerinin daha iyi olduğunu iddia ediyorlardı. Bu farklılık Kur'ân'ı farklı telâffuzlu kaynaklardan alarak değişik lehçelerle okumaktan ileri geliyordu (1): Kur'ân Arapça nazil olmuş (Yusuf,2; Şuarâ, 7), Arap kabileleri arasında çabucak yayılıp tutulması için de ilk zamanlar değişik Arap lehçeleriyle okunmasına müsâade edilmişti (2). Bu lehçelerin en fasihi Kureyş lehçesidir.
Hükmü değiştirmeyen bu küçük lâfız farklarıyla okuyuşlar kendi bölgelerinde kabul görüp şöhret buldular (3). Her bölge müslümanları, kendi kıraatlerinin en iyi olduğunu savunmada şiddet gösteriyorlardı (4). Nihâyet bütün kaynakların ittifak ettikleri şu vak'a Kur'ân'ın Hz. Osman zamanında yeniden yazılıp teksir edilmesine vesile teşkil etmiştir: Azerbeycan ve Ermenistan seferlerine katılan Iraklı ve Suriyeli askerler arasında Kur'ân okuyuşda kırâat farkları ortaya çıkmış, her iki taraf kendi kıraatlerinin doğruluğunu ileri sürerken, diğer tarafı ithâm edici sözlere varmışlardı. Kumandan Huzeyfe bin el—Yemân, sefer dönüşü önce Kufe'ye uğramış, oralıları ihtilaftan sakındırmış ve îbn Mes'ud ile görüşüp kendisiyle tartışmıştır (5). Daha sonra Medine'ye gelerek doğruca Hz. Osman'ın huzuruna çıkmış ve "Ey mü'minlerin emiri! Yahudilerin ve Hristiyanların ihtilaf ettikleri gibi, kitaplarında ihtilâf etmeden önce bu ümmetin imdâdına yetiş!" demiştir (6). Durumun nezaketini kavrayan halife Hz. Osman, Zeyd bin Sâbit başkanlığında, Said bin el—As, Abdullah bin Zübeyr, Abdurrahman bin el—Haris el— Hişâm'dan müteşekkil bir heyet kurmuştur (7). Mus-ab: "Rasulullah (sav)'in ashabından birçok kimseden (Zeyd'in başkan seçilmesi için) "Vallahi Osman iyi yaptı" dediklerini işittim" demiştir (8). Hz. Osman Kur'ân'ı istinsah ve teksir ederlerken bir şeyde ihtilâf ederlerse "Onu Kureyş lisânı ile yazmalarını, çünkü Kur'ân'ın Kureyş lisânı ile indiğini" heyete emretti (9). Bu heyetin Zeyd hâriç diğerleri Mekkeli idiler. Hey'et bir rivâyete göre dört nüsha, bir rivayete göre yedi nüsha istinsah etti (10). Hey'et istenilen nüshaları tamamladıktan sonra, asıl nüsha Hz. Hafsa'ya iâde edildi. Hz. Osman bu nüshaları o zamanki ileri gelen merkezlere Örnek mushaf olarak gönderdi. Bir nüshayı Medine'de alıkoydu ki, bu mushafa rehber mushaf mânâsına "el—Mushafu'l—İmâm" denmiştir. Bunların dışındaki şahsi sahifelerin ve mushafların yakılmasını emretti (11). Ahmet Cevdet Paşa, İbn Ebi Dâvud'un, Hz. Osman'ın, bu istinsah hey'etini, içlerinde Ubey bin Ka'b ve Zeyd bin Sâbit'in de bulunduğu Kureyş ve Ensardan 12 kişiden oluşturduğuna dâir rivâyetini (12), "İşin başı Zeyd ve Said 'in idi. Sonra bölgelere gönderilecek mushafların sayısına göre yazı işinden yardım edecek kimselere ihtiyaç duyulunca, zikredilen kimseler ve Kasır bin Eflah, Enes bin Mâlik vb. lerini Zeyd'e kattılar" şeklinde izah eder (13). Gerek Hz. Ebu Bekir'in ve gerekse Hz. Osman'ın cem'i ve istinsahları, sahâbeyle istişâre ve Hz. Ali'nin tasvib ve rızasıyla olmuştur (14).

İSTİNSAHDA TA'KİB EDİLEN METOD
Gerek Hz. Ebu Bekir'in cem'inde ve gerek Hz. Osman'ın teksirinde görevli Zeyd bin Sâbit ve heyet çok titizlikle çalışıyordu. Hz. Ebu Bekir(ra)'in cem'inde Zeyd (ra), Hz. Ömer kendisiyle birlikte çalışmadığı takdirde bu işi üzerine almayı reddetmiştir. Hz. Ebu Bekir, Zeyd'e aslâ hâfızasına güvenmemesini, her âyet için iki şahıstan yazılı belge aramasını emretti. Kendilerinde Kur'ân parçaları bulunan herkesin onları Zeyd'e getirmesini ilân etti. Bir rivayette bu ilân büyük mescidde vuku bulmuştur. Şöyle rivâyet edilir: Hz. Osman (ra), Kur'ân'ı cem'i etmek isteyince, insanlar içerisinde hitab etmek üzere kalkıp şöyle söyledi: "Ey insanlar! Bildiğiniz gibi Peygamber (sav) 'in irtihâli üzerinden on sene geçmiştir. Siz Kur'ân hakkında şüphe ediyorsunuz. Sizden yanında Allah'ın kitâbından birşey bulunan herkese kesinlikle onu getirmesini emrediyorum".
Bunun üzerine herkes içerisinde Kur'ân âyetleri bulunan yaprak ve derileri getiriyordu. Nihâyet onlardan çok şey toplandı. Sonra girip onları tek tek çağırıyor ve onlara "Allah aşkına, bunu Rasulullah'dan işittiniz mi? Bunu size o mu yazdırdı?" diye soruyor, o da "Evet" diyordu. Bu şekilde bitirince halka "İnsanların en iyi yazı yazanı kimdir?" dedi. Onlar: "Rasulullah'ın kâtib i Zeyd bin Sâbit'tir" dediler. "Onların en fasihi kimdir?" dedi. Onlar da: "Said bin el—As'dır" dediler. Bunun üzerine Osman (ra) da "Said yazdırsın, Zeyd de yazsın!" dedi. Mushafları böylece yazdırdı ve insanlara onları dağıttı. Said'in lehçesinin Rasulullah'ın lehçesine çok benzer ve insanların en fasihi olduğu zikredilir "(15). Bir rivayette şöyledir: Hz. Ömer, şâhitlerden, Allah adına ellerindeki nüshaların Hz. Peygamber (sav) tarafından kontrol edilip edilmediğini bildirmelerini istemiştir (16). Buna göre iki şâhit, bir âyetin kabulü için, hâfızadan değil; fakat bizzat Hz. Peygamberin huzurunda onun yazdırmasıyla yazıldığı ve Kur'ân'ın son mukâbelesinde bulunup bulunmadığını isbatlamak için isteniyordu (17). Bu şartlara sonuna kadar sâdık kalınmıştır. Bu şartla taşımayan yazılı hiç bir metin kabul edilmemiştir. Bizzat Hz. Ömer tarafından getirilen, zinâ edenin recmedilmesi hakkındaki metin Kur'ân'a dercedilmemiştir. Çünkü kendisinden başka şâhidi yoktu (18). Hattâ Ahmed bin Hanbel' den bir rivayette Hz. Ömer'in "Kur'ân-ı Kerim'e bir şey ilâve etmek ithâmından korkmasaydım oraya zinâ edenlerin taşlanması mevzuundaki âyeti yazdırırdım" sözü yer alır (19). Eğer bu rivâyet sahih ise (20), mânâsı, Hz. Ömer, insanlardan korktuğu için onu yazmamış değildir. Hz. Ömer'in asıl korkusu, Allah'ın kitâbına bir şey ilâve etme korkusudur. Eğer yazsaydı veya yazdırsaydı, herkes onu Kur'ân'dan zannedecekti. İşte Ömer'in korkusu asıl bundandır. Bu onun Kur'ân'dan olmadığını gösterir. Eğer Kur'ân'dan olsaydı, onu yazdırmaktan korkmayacaktı. Yoksa, o, Kur'ân'dan olan bir şeyi insanlardan korktuğu için terkedecek bir insan değildi. O Allah yolunda hiç bir kınayanın kınamasından korkacak şahsiyette değildi. Demek ki, O İslâm'da bulunan Hz. Peygamberin tatbik ettiği recm haddinin bir Kur'ân âyeti olduğunu zannediyordu. Onu getirmiş; fakat âyet olarak isbat edememişti. İşte bundan dolayı onun endişesi, Kur'ân'dan olmayan bir şeyi Kur'ân'a ilâve etmek endişesi idi. Emirü'l—Mü'minin olmasına, recmin Allah'ın farzlarından olduğunu bilmesine ve hattâ âyettir, diye iddia etmesine rağmen Kur'ân'a ilâvede bulunamamıştı (21). Şu halde hiç kimse Kur'ân'a kendiliğinden bir harf bile katamamıştır. Kur'ân'ın muhafazası için Hz. Ebu Bekir'e bizzat kendisi başvuran Hz. Ömer'den başka hangi niyet beklenir?
Bazı kimselerin, Rasulullah (sav)'e, tebliğ ve risâlet bakımından inen bazı ahkâmı, okunan ve yazılan Kur'ân zannettikleri görülmüştür. Halbuki her şey Kur'ân'la teşri’ edilmemiştir. Recm âyeti diye ileri sürülen hüküm ve Hz. Aişe (ra)'nın, "On emzirme haram kılar, sonra beş ile değiştirildi" rivayeti ve bazı hadislerin Kur'ân'dan zannedilmesi bu kabilden olabilir (22).
Bu olay, bazı râfızilerin ve müsteşriklerin "Kur'ân Hz. Ömer ve Osman gibi Mekkeli aristokratların otoriter baskılarıyla kabul ettirilmiştir" şeklindeki iddialarının ne kadar asılsız ve çürük olduğunu gösterir.
Demek ki müslümanlar, müsteşriklerin, İslâm'ın açığını aramak için ters taraftan gösterdikleri titizliğin kat kat fazlasını Kur'ân'ın muhâfazası için göstermişlerdir.
Kur'ân'ın tamamı işte bu metoda uyularak yazılmıştır. Ancak yukarıda da işâret ettiğimiz gibi, Hz. Osman (ra) 'ın istinsâhında "Tâbut" kelimesinin yazılışında hey'et ihtilâf etmiştir. Durumu Hz. Osman'a arzettiler. Zeyd "he" ile "et—Tâbuh" dedi, Kureyşliler, açık "te" ile "et—Tâbut" dediler. Hz. Osman onu "et—Tâbut" yazın, çünkü o Kureyş'in lisânı ile indi" dedi (23) ve açık "te" ile "et—Tâbut" olarak yazıldı.
Hz. Osman onlarla anlaşmıştı. Bir şeyde ihtilâf edince sonraya bırakıyorlardı, İbn Sirin "öyle sanıyorum ki onlar, onu arza-i ahirede zaman bakımından en yakın kimseye bakmak için sona bırakıyor ve onun sözüne göre yazıyorlardı" der (24).
Yazım esnasında bir ihtilaf çıkarsa, o âyetin yerini açık bırakır, onu Hz. Peygamberin kime okutup yazdırdığını araştırırlardı. O kimse Medine'den üç fersah uzakta bile olsa, ona birini gönderirler ve "Sana şu âyeti Rasulullah (sav) nasıl okuttu?" diye sorarlardı. O zâtın şöyle şöyle, şeklinde tarifine göre açık bıraktıkları yere o âyeti yazarlardı (25).
Rivâyete göre bu yazım bittikten sonra, hâfızalarında olan iki âyet bulunamıyor. Bunlardan birisi Tevbe sûresinin son iki âyeti, diğeri de Ahzâb sûresinin 23. âyetidir. Buhâri'nin rivâyetine göre bu durum Hz. Ebu Bekir'in ilk cem'indedir. Tevbe'nin son iki âyeti daha sonra Hz. Peygamber tarafından şâhitliği iki kişinin şahitliği yerine kabul edilen Ebu Huzeyme el Ensâri'de bulunur ve Berâe sûresinin sonuna yazılır (26). Subhi es—Salih'in belirtiğine göre, Tehzibu't Tehzib'de ise Huzeyme bin Sâbit el—Ensâri'nin iki şehâdet sâhibi olduğu kaydedilir. O zaman bu Huzeyme bin Sâbit, Ebu Huzeyme'den başkasıdır (27). Bu şahıslar ve âyetler bize biraz karışık geldi. Halbuki Taberi'deki rivayet daha kolay anlaşılıyor ve her ikisi de Hz. Osman'ın cem'inde gösteriliyor. Zeyd bin Sâbit (ra), dedi ki: "Yazım işini bitirince onu bir kontrol ettim ve Ahzâb süresinin 23. âyeti olan "Mü'minlerden öyle erkekler vardır ki, Allah'a verdikleri sözlerde durdular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi, kimi de sözünü yerine getirmeyi) beklemektedir; sözlerini aslâ değiştirmediler'' meâlindeki âyeti bulamadım. Muhacirlere sordum, onlardan kimsede bulamadım. Sonra Ensâra arzettim, onlardan da kimsenin yanında bulamadım. Nihâyet Huzeyme bin Sâbit'te buldum ve yazdım. Sonra bir daha karşılaştırdım Tevbe sûresinin son iki âyetini bulamadım, Ensâra sordum, kimsede bulamadım. Nihâyet yine Huzeyme denilen bir adamda buldum. Onu da Berâe sûresinin sonuna yazdım. Eğer üç âyete ulaşsaydı onları müstakil sûre yapacaktım. Sonra son bir daha kontrol ettim, bu sefer (eksik) bir şey bulamadım (28).
Sayın Prof. Dr. Süleyman Ateş Kurtubi'nin işâretiyle "Demek ki, birinci derlemede Berâe sûresinin sonundan iki âyet, sâdece Ebu Huzeyme'nin, ikinci derlemede de Ahzâb sûresinin 23. âyeti sâdece Huzeyme İbn Sâbit'in yanında bulunmuştur" (29) der.

HZ. EBU BEKİR'LE HZ. OSMAN'IN YAPTIĞI CEM'LERİN FARKI
Yukarıda belirttiğimiz gibi, Hz. Peygamber (sav)'den sonra Hz. Ebu Bekir (ra), dağınık sayfalarda bulunan Kur'ân parçalarını, âyetleri sûreler içerisinde tertipli olarak bütün Kur'ân'ı iki kapak arasında toplamıştır. Bir kitap ve bir cilt hâline getirmiştir. O'nu kaybolmaktan korumuştur. Bu cem'de âyetler sıralı, fakat sureler düzenli değildi.
Hz. Osman (ra) ise, Hz. Ebu Bekir'in mushafını esas alarak (30), âyetler gibi bugünkü sırayla (tertibde) yâni daha ziyâde uzunluklarına göre yeniden yazıp çoğaltmıştır. Burada göz önünde tutulması gereken en önemli bir nokta, Hz. Osman mushafının Arapçanın en gelişmiş lehçesi olan Kureyş lehçesine göre yazılmış olmasıdır (31). Bu sefer Hz. Ebu Bekir mushafının yazısı biraz daha tekemmül ettirilmiştir (32).
Hz. Ebu Bekir de Hz. Osman da yaptıkları bu cem' işlerinde ashab ile istişâre etmiş ve onların tasviblerini almışlardır. Binâenaleyh Hz. Osman mushaflarında icma vâki olmuştur. Bugün elimizdeki mushaflar, işte o mushafların aynısıdır.
Hz. Ebu Bekir (ra) dağınık sayfalarda ve hâfızalarda bulunan Kur'ân metinlerini bir kitapta toplamıştır. Hz. Osman (ra) da kıraat ihtilâflarıyla dağılma tehlikesi gösterebilecek olan ümmeti bir mushafta toplamıştır. Her ikisinin yaptığı da Allah'ın Kur'ân'ı muhafaza va'dinin bir muktezâsıdır.
Hz. Ali (ra), Hz. Ebu Bekir (ra) için "Mushaflar hakkında ecirlerin en büyüğü Ebu Bekir'indir. Allah rahmet etsin, O Allah'ın kitabını ilk cem'edendir" (33) demiştir.
Hz. Osman mushafları, âhâd rivâyetlere yer vermemiş, tevâtürle sâbit olanlara münhasır kalmıştır. Tilâveti neshedilip son arzada bulunmayanları almamıştır. Ayet ve sûreleri bugünkü şekilde tertib edilmiştir. Kur'ân'dan olmayan her şeyden tecrid edilmiştir. Çünkü sahâbeden bazılarının özel mushaflarına mânâyı açıklayıcı veya nâsih ve mensuhu belirten bazı küçük notlar aldıkları bilinmektedir. O zaman ki Arap yazısında nokta ve hareke bulunmadığı için, Hz. Ebu Bekir'in ki gibi Hz. Osman mushafları da değişik bazı kırâat vecihlerine uygun geliyordu (34).

Dipnotlar:

1) Ahmet Cevdet Paşa, Hulâsatü'l-Beyân fi Te'vili'l—Kur'ân, s. 7, Kur'ân Tarihi ve Kur'ân Okumanın Edepleri, adıyla çev. Ali Osman Yüksel, İstanbul (Biz içinde bulunan asıl metnin sahifelerini verdik) 1989.
2) Buhârı, Salâtü'l—Kur'ân, 5; Müslim, Salâtü'l—Müsâfirin, 818, 821; Taberi, aynı eser, 1,
3) Mukaddemetân, s, 274.
4) İsmâil Cerrahoğlu, a.g.e., s. 72.
5) İbn Ebi Dâvud, a.g.e., s. 14-15; A. Cevdet Paşa, a.g.e., s. 9.
6) Buhâri, Fezâilü'l-Kur'ân, 2-3; İbn Ebi Dâvud, aynı eser, s, 19; Taberi, aynı eser, I, 20-21.
7) el—Bâkıllâni, aynı eser,s. 358.
8) Mukaddemetân, s. 52.
9) Buhâri, Fezâilu'l—Kur'ân, 2; et—Taberi, Tefsir, I, 26.
10) İbn Ebi Dâvud, aynı eser, s.34.
11) Buhâri, Fezâilü'l, 3; Zerkeşi, el—Burhan, I, 23 7.
12) Kitâbu'l-Mesâhif, s.25-26.
13) Hulâsatü'l—Beyân, s. 11.
14) Zerkeşi, I, 235.
15) İbn Ebi Dâvud, aynı eser, s. 22-23;Bakıllâni, aynı eser, s. 379.
16) İbn Ebi Dâvud, aynı eser, 31; Şuyuti, el—İtkân, I, 59; M. Hamidullah aynı eser, s. 49.
17) Suyuti, aynı eser, I, 58; M. Abdullah Draz, aynı eser, s. 31; Zerkâni, 1, 272.
18) Suyuti, /, 58.
19) M. Hamidullah, s.49 da Müsned'den 156, 197 ve 352 nolu hadisler olarak nakleder; Mukaddemetân, s. 82.
20) Osman Keskioğlu, Kur'ân-ı Kerim Bilgileri, Ankara, 1987 kitabının 311. s.sında "Recm âyeti diye ileri sürülen şeyin Hz. Ömer'e nisbet edilmesinin hiç aslı yoktur" der.
21) Mukaddemetân, s, 80-82; 36-38; Bakılâni, s. 418; M. A. Draz, s. 31.
22) Mukaddemetân, s,88. Ubey bin Kâ'b'in "Adem oğlunun iki vâdi altını olsa (...)" diye başlayan hadisi âyet zannetmesi gibi. Çünkü onun Rasulullah (sav)'dan duymuştu. Mukaddemetân, s. 24.
23) Mukaddemetân, s.21; İbn Hacer el—Askalâni, Fethu'l—Bâri fi Şerhi Sahihi'l—Buhâri, X, 394, Mısır, 1378/1959.
24) İ. Ebi Dâvud, 25-28; Suyuti I,59.
25) Bâkıllâni, s.380; Suyuti, I, 59;
O. Keskioğlu, s. 97.
26) Fezâilü'l—Kur'ân, 3-4; Zerkeşi, el-Burhân, I, 234. Krş. İbn Ebi Dâvud, s. 29-30.
27) Mebâhis fi Ulumi'l—Kur'ân, s, 75'deki 1 nolu dipnotu.
28) Câmiu'l—Beyân, I, 26-27; Mukaddemetân, s.21 -22.
29 Yüce Kur'ân'ın Çadaş Tefsiri,
I, 9-10, İstanbul, 1988 . . .
30) T. Nöldeke, s. 109; Regis Blachere, Introduction au Coran, s.54t Paris, 1959.
31) Suyuti, I, 60.
32) M. Hamidullah, s. 48.
33) Zerkâni, I, 282.
34) Bâkılâni, s.376, 377, 400, 414; Suyuti, 1,60; Subhi es-Sâlih, s. 85; M. A. Draz, s. 40.

 

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi : Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası
Sanal Dergi :
Makale Linki :