Hit (1240) M-2208

Yemini Gamus Risalesi

Yazar Adı : İlim Dalı : Fıkıh
Konusu : Dili : Osmanlıca
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2015-06-13 Güncelleyen : /0000-00-00

Yemîn-i Gamûs Risalesi (Transkrip)

Cenab-ı Hak ve feyyaz-ı mutlak emiru’l-mu’minin ve halifetun bi’l-hakkı Seyyidu’l-murselin padişah-ı şeriat medar u şehnişah-ı mulhemiyyet-i şiar efendimiz hazretlerini madame’l-melevan taht-ı muallayı hilafette daim ve berkarar buyursun.Amin.

Bi’l-cumle me’mur’in-i devlet-i ebed-i muddet Osmaniyyelerini rızayı kudsiyyeti ihtivay-ı hilafet-penahileri, daire-i munciyyesinde ifayı vazife-i sadakat u muadelete sevk edecek usul-i mustahsine ve meşruadan olmak uzere mahza meşrık-ı tecelliyat-ı hikmet u keramet olduğu musellem bulunan kariha-i munevvere-i şahanelerinin en muhim ve en mulhiman asar-ı aliyye ve mumtazesinden addolunmağa layık olan “ tahlif’ usul-i muttehizesine dair hasbe’l-vesile nacizane olduğu kadar sadıkane bazı mulahazat-ı daiyanenin nazargah-ı akdes-i humayunlarına arz-ı vaz’ı ile bir hizmet-imucibu’l-mefharet ibraz eylemek niyyet-i halisanesinde bulunuyorum.

Şimdiye kadar icrayı tahlif icin murettep ve mukarrar olan llZat-ı şevket simat hazret-i Padişahiye ve devleti-i aliyyelerine sadıkane ifayı hizmed edeceğine” ibaresi, kavaid-i fıkhiyye nokta-i nazarından tetkik ve tahlil edildikde aksam-ı yeminden Yemin-i mun’akideye, yani kaili yemininde bar ve sabit olmazsa itay-ı keffaretle tahlis-i nefs edebilmesi mumkun olan bir yemine raci olduğu goruluyor. Gerci rızay-ı meyamin-i irtizay-ı zıllullahileri, daire-i felah-ı bahşasmda hudane-gerde ifay-ı vazife-mefruda eylememek zaten dunya ve ahirette mutecassenin yakasına mehlik-i yılan gibi sarılan bir vebal-i azimi, bir mesuliyet-i muhakkayı mustelzim olmak icin kafi ise de aynca yemini ile de merkez-i metin, sıdk-u sadakadden ser-i mu inhiraf edememeğe mecbur eylemek, multelzim-i ali bulunduğu cihetle eşedd-i azab-ı İlahiye ducar olmağı mucib olan yemin-i gamus suretinde icrası muvafık-ı maslahat olacağı varid-i hatır-ı kemteranemdir. Emr-i tahlifte murettep ve mukarrar olan ibare-i sabıka ise mustakbele ait olduğundan yemin-i gamus bulunamıyor. Cunki Yemin-i gamus, fukahay-ı izam hazeratınm ta’riflerine nazaran amden kizb uzerine yemin eylemektir. Halbuki istikbalde yapmamak fikr-i itikadmda olduğu bir şeye yapacağım demek, kelamın itikada mutabık lmamasından ibaret bulunduğu icin Mutezile’den Nazzam mezhebine gore buna kizb denilebilir ise de eimme-i Ehl-i sunnet indinde bir kelamın kizbi, mutekellimin itikadına değil, vaki ve nefsu’l-emre mutabık olmamasına mutevakkıfdır.

İstikbale ait mevadda ise vaki ve nefsif 1-emr henuz tayin edilemeyeceğinden velev fıkru itikadının hilafına olarak telaffuz olunan yeminde vakıa mutabakat ve adem-i mutabakat nazarından - halifm kizbiyle hukmolunamaz ki yemin-i gamusun ta’rifi bunun hakkında kabil-i intibak olsun. Anın icundir ki fenni celil-i fıkıhta yemin-i gamusun mahluf-u aleyhi yalnız mazi ile hal suretlerine hasredilerek suret-iistikbaliyyesinden asla bahs olunmuyor.

O halde meri’yyul-icra olan yeminlerin samimiyetten ari olduğu takdirde yemin-i gamus nevinden olmaları lazım gelecek bir tarza irca ve ifrağı icun tahlife me’mur olan zat, istikbale delalet eden ibarey-i sabıkaya bedel-i maziyi veya hal-i mufid bir ta’bir olmak uzere mesela “fikr ve rıiyyeti zat-ı şevket simat hazret-i hilafet penahiye ve devleti aliyyelerirıe sadıkane ifay-ı hizmedden ibaret olduğuna” [1] tahlif eder, yahud - hem o buyuk gunahı hem de keffareti mustelzim olmak icun - fikr-i niyyeti bundan ibaret olduğunu ibare-i kadimeye ilave ettirirse fıkr ve niyyetin - hatta vaki ve nefsu’l-emirde - neden ibaret olduğu istikbale kalmaksızın halifm kendisince teayyun etmiş olan umurumaziyye veya haliyyeden bulunduğu ve nitekim “edeceğine” kelimesine muntehi olan bir cumle ile “olduğuna” kelimesine muntehi olan bir cumle arasındaki farkın da bu hakikati muvazzahan gosterdiği gibi, bu suretde kailin itikadı her ne ise, vaki ve nefsu’l-emirde onun aynı olduğundan evvela adem-i mutabakat-ı saniye adem-i mutabakatı istilzam ederek matlub olduğu uzre Ehl-i sunnetin ta’rif eyledikleri kizb dahi tahakkuk eder ve binaenaleyh Yemin-i gamus nev’inden olmasında hic şübhe kalmaz.

Tahlifin el-haletu hazihi mer’i olan suret-i icrasıyla abd-i daiy-i kemterlerinin istihrac ettiği ibare arasındaki farkın hulasası, şimdiye kadar tahlif, bir fıil-i istikbali uzerine icra edildiği halde daiy-i ahkarlannm usulunde, fiil-i mezkurun mazi haline getirilmesi ve usul-i kadimeye nazaran halifin itikadıyla vaki ve nefsu’l-emir başka başka şeylerden ibaret iken usul-u maruza-i fakiranemde itikadı halifle nefsuT-emrin tevhidine muvaffakiyet hasıl olmasıdır ki bu vechile meal-i ibarede husule gelen fark ve tefavut dakik olduğu nisbetinde şayan-ı ehemmiyettir.

Bundan sonra Yemin-i gamustan da tevbe ve istiğfar ile tahallus edebilmek ihtimaline gelince bu babda tevbe ve istiğfar tarik-i dalal-u i’vicacdan nedamet-i sahiha ile katiyyen tashih-i niyet ve kesb-i salah u istikamet eylemekten ibaret olmakla matlub husule gelmiş bulunacağından, bu ihtimal, usul-i maruza-i acizanemin noksanını değil, belki kifayet ve muhassenatım isbat edecek umurdandır.

Heman-ı Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim ve şer-i kavimi hurmetine mubarek yed-i mueyyide-i hilafet-penahilerine bir vediay-ı İlahiye olan kaffe-i ibadm hukuk ve mesalihi ictin ila yevmi’l-kıyam bir daman-ı bi imtinan hıfz u himayet, bir timsal-i alu’lal adl-u merhamet olmak uzere vucud-i nusret-i mev’ud-u zıllullahilerini uzerimizde şems-i taban-ı fuyuzat gibi daim ve ber karar buyursun Allahumme. Amin.

Huzur-i humayun-i cenab-ı mulukaneleri ders-i şerifımuhatablarından el-abdu’d dai ez- zaif
Mustafa Sabri


[1] Bu ibareye bir de “ile’l-ebed” kaydı ilave eylemek faideden hali değildir. Maamafıh “ibaret”kelimesinden mustefad olan hasr buna hacet de bırakmaz. Halbuki tahlifm lafz-ı kadimi işbu “ile’l-ebed” kaydı-ı ihtiyatisinin makamına kaim olmak meziyyetini haiz olan “ibaret” kelimesinden dahi halidir.

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :