Hit (2482) M-2207

Mustafa Sabri Efendinin Ruyeti Hilal hakkındaki Görüşü

Yazar Adı : İlim Dalı : Fıkıh
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2015-06-13 Güncelleyen : /0000-00-00

Mustafa Sabri Efendi ‘nin Ru’yet-i Hilâl hakkındaki Görüşü

Mustafa Sabri Efendi, vakitlerin, bizzat cıplak gözle gözlem yaparak tesbit edildiğini, Ramazan orucunun ve bayramının vaktinin de bu usulle belirlenmesi gerektiğini savunur:

“Arap aylarmınm başlangıçlarını tesbit etmede takvimlerin de ihtilâfa düşmesinden kat-ınazarla hilâlin görülmesi usûlünü niçin terk edeceğiz ? Ya kolaylık için veyahut teknikhesaplamalarla Ramazanı, bayramı daha doğru tayin etmiş olmak için değil mi ? Halbukibinlerce yüz binlerce İslâm ahâlîsini ihtivâ eden bir memlekette birkaç kişinin hilâligözetlemesi ile meşgul olmak gibi en kolay bir dînî vazîfeye yüksünmesi, İslâmiyet adına [1] gâyet ayıp olacağından kolaylık olduğunun savunulması bir defa kabul edilemez.”

Mustafa Sabri Efendi, Hz. Peygamber (a.s.)’ın öğrettiği ru’yet usulunu terk edip,teknik imkanlarla gözlem yaparak hesaplama usulunu kullanmayı ukalalık olarakdeğerlendirdiği açıklamalarına şöyle devam eder;

“Ramazanı, bayramı tayinde isabet meselesine gelince şurasını iyi bilmeli ki dînî işlerde veözellikle ibâdetlerde isâbet, Şâri’in emrine uygun hareket ölçüsüyle ölçülmesi lâzım gelenbir şeydir. Zaten Ramazanm, bayramın esası Şâri’in emrinin mahsulüdür. Yani dânin emriolmasa Ramazan aymm gündüzlerinde yemek ve içmek gibi oruç bozan şeylerdenkaçınılması vazîfesi de hiç ortaya çıkmazdı. Halbuki oruç farzmı tebliğ eden Cenab-ıPeygamber Efendimiz Ramazana nasıl başlanacağını ve nasıl nihâyet verileceğini de bizeşu hadîsi şerif ile ayrıca tarif buyurmuşlardır: “Hilâli görünce oruç tutunuz ve yine hilâligörünce iftar ediniz. Eğer hava size kapalı gelirse sayıyı otuza tamamlayın.” İştePeygamber Efendimiz (s.a.v.) in böyle bir sarih emri varken başka türlü hesaplar ile uğraşmaya kalkışmak ve bunda daha ziyâde isâbet tasavvur etmek, dînin sahibinin emriharicinde fazla ukalâlık yapmak olur. Sırf dînî bir vazife îfâsı nokta-i nazarından bu[2] ukalâlık hiç mâkul bir hareket olmaz. “

Mustafa Sabri Efendi, ru’yet usulunde o kadar ısrarcıdır ki gözlem yapan kişiningözleminde yanılsa bile Şari’in emrini yerine getirdiği için, bunda hem Allah, hem dekul acısından bir sorun olmayacağını savunur. Bu konudaki ısrarına destek mahiyetindeşunları söyler;

“Belki Cenâb-ı Hak, emrine fazla uygun hareket eden hatalıyı, emri dışında içtihadakalkışan isâbet edene tercih eder. Daha doğrusu dînî vazifelerde hata ve sevap Şâri’inemrine göre tayin ve takdir edileceğinden deminki tabirimizde hatalı farz ettiğimizin isâbeteden; isâbet eden farz ettiğimizin de bir şer’î hakikat halinde hata eden kabul edilmesi lâzımgelir. Dünya kânunlarında bile hâkim, kânunun açık hükmü karşısında içtihat yapamaz.” [3]

Mustafa Sabri Efendi, teknik gelişmeler olsa bile dini hükümlerin, bu imkanlarınkullanılmadığı en kötü şartlar göz önünde bulundurarak konulduğunu, örneğin üç hanelibir köydeki barakadan ıssız çöl ortasında kurulan bir çadırda oturan insanlara kadartakvimsiz, saatsiz, pusulasız, telefonsuz bir ortamdaki kişilerin, bütün bu imkanlaragerek kalmadan dini yaşayabilecekleri şekilde Allah’ın dini vaz’ettiğini, bu sebeptendolayı dinimizin “Semha-i Beyza” adıyla anıldığını söyler. Öyle ki “astronomikhesaplara başvurulmadıkca oruç ve namazın vakti pek doğru tesbit edilemiyor”şeklindeki iddiayı Mustafa Sabri Efendi;

“Ne zararı var!. Mal sahibi (Allah) böyle isterim, böylece kabul ederim dedikten sonra bizim vazifemiz taayyün etmiş ve tereddüde mahal kalmamıştır. Hilali görebilirsek tutmak[4] ve bayram yapmak, göremezsek Şaban ve Ramazan’ı otuza tamamlamak borcumuzdur” şeklinde cevaplandırarak, orucun başlama ve bitiş vaktini Hz Peygamber (a.s.)’ınbelirttiği gibi hilalin gözetlenmesi usulune göre tesbit etmeye devam edilmesigerektiğinde ısrarcı olduğunu gösterir . [5]

Mustafa Sabri Efendi, bütün bunlara sebep olarak kullardan ibadetlerde İlahi emreharfiyen uygun hareketin talep edildiğini şu sözlerle açıklar;“Çünkü, ibadet, Ma’bud’un veya Rasûlü’nün sözünü tutup tutmayanı ayırt edici birimtihandan ibaret olup, arada mutlak Ganî olan Ma’bud’un görülecek hiçbir işi yoktur ki, oişin bilahare diğer bir yolu keşfedilmiş olsun. Zaten her hususta emre tam manasıyla riâyeteden hizmetçi, emirde sebep arayan, ona mana veren hizmetçilerden daha çok makbuldür.Hele ibadette bizim yanlışlık veya eksiklik zannettiğimiz şeyden Hâlik’in hâşâ ziyân etmek ihtimali yoktur. Emir haricinde gösterilecek faaliyet ise, âmir ile memur arasındaki idrâkmertebelerinin farkı nisbetinde muhataralıdır. Meselâ çok çalışkanlık edip de sabah namazıüç rekât kılınmış olsa iki yerine de kabul olunmaz; büsbütün bozulur.” [6]

Görüldüğü gibi teknik vasıtalarla ay hareketlerini izleyerek ibadetlerin vakitlerinintespiti yolunu yanlış bulan Mustafa Sabri Efendi, nassların dışına çıkmamakta ısraretmektedir. Bu meyanda teknik iletişim vasıtalarıyla yapılacak hukuki işlemlerin dekatiyet ifade etmeyeceğinden geçersiz olduğunu belirtir. Bu teknolojik vasıtaların dinişlerinde değil de, dünyevi işlerde geri kalmamak için kullanıp itimat edilebileceğinisöyler . [7]

[1] Mustafa Sabri, “Dini Günlerimiz”, Yarın, sa: 18, 1346/1928, s. s. 3-4.
[2] Mustafa Sabri, a.g.m., s. 3-4.
[3] Mustafa Sabri, a.g.m., 3-4.
[4] Mustafa Sabri, Meseleler, 36.
[5] Mustafa Sabri, a.g.e., 35-36.
[6] Mustafa Sabri, a.g.e., s. 36-37.
[7] Mustafa Sabri, Kur'an Tercumesi Meselesi, (Çev: Süleyman Çelik), İstanbul 1993, s. 8.

Şeyhu’l-İslâm Mustafa Sabri’ninYeni Fıkhî Konulara Yaklaşımları İstanbul, 2005 s.71-74
Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :