Hit (2746) M-1788

Fethi Mübin

Yazar Adı : İlim Dalı : Tarih
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-11-24 Güncelleyen : /0000-00-00

Feth-i Mübin

Müslümanlar'ın İstanbul'u fetih arzuları¸ çok erken tarihlerde başlar. Fâtih vakfiyelerinden birinde; "nice melikler bu işe el uzattılar" der. Hz Muhammed'in "İstanbul elbet birgün fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan¸ onu fetheden asker ne güzel askerdir" hadisi bu arzuyu kuvvetlendirmiştir. Hicrî 52'de (672) Hz. Muhammed'in mihmandarı olan Ebu Eyyub el-Ensarî ile başlayan fetih hareketi¸ Fatih Sultan Mehmed'in Bizans'a giriştiği son hamle ile neticelenecek¸ İstanbul Müslüman ordularına¸ Osmanlı askerine kapılarını açacaktır.1

Fethi Haber Veren Gelişmeler
Rumelihisarı'nın Yapımı

İstanbul'un fethi Fâtih'in büyük rüyasıydı. Sınırları hergün büyüyen bu devlete bir devlet merkezi hediye etmek¸ genç sultanın ilk hedefiydi. Fâtih bu rüyayı gerçekleştirmek için bir ön hazırlık olarak Rumelihisarı'nı yaptırdı.

Bizans'ta Mezhep Kavgaları
Bizanş böyle bir ortamda bildik mezhep kavgaları içinde sürükleniyordu. İstanbul'un sukut edeceği bilindiği halde¸ mezhep ihtilafı sönmemişti. Ayasofya'ya mağara ve rafizilerin mezbahı (kurban kesim yeri) adı veriliyor¸ içinde kiliselerin birleşmesini isteyenler tarafından ruhani ayin icra olunduğundan¸ Dukas'a göre kirlenmemek için hiçbir Bizanslı bu mâbede girmiyordu.2 Bizans Tarihi yazarı Dukaş sözkonusu mücadeleyi şöyle anlatır;
"Mezhep kavgaları da nihâyet bulmadı. Salahiyetli ruhanilerin bu hususta takındıkları tavır zikre değer. Mesela günahlarını itiraf için bunlara müracaat eden Hristiyanları¸ daha evvel Katolik papazlarından Hz. İsa'nın kanını ve cesedini temsil eden ekmek ve şarabı alıp almadıklarını¸ birleşme taraftarı bir papazın icra eylediği ruhani ayinde bulunup bulunmadıklarını soruyorlardı…..Büyük kilise (Ayasofya)¸ şeytanların ilticagahı ve putperestlerin mâbedi telakki ediliyordu. …."Gennadios her gün birleşme taraftarları aleyhine vaaz etmekten ve yazılar yazmaktan geri kalmıyordu….Senatodan baş amiral büyük duka (Bizans Devleti'nin en saygın kişilerinden Leon Notaras)¸ Gennadios ile hemfikirdi ve işbirliği yapıyorlardı. Bizans'ın aleyhine toplanmış olan sayısız Türk askerlerini gören halka hitaben bu büyük duka¸ Latinler aleyhine şunları söylemeğe cesaret etti: İstanbul'un içinde Türk sarığını görmek¸ Latin serpuşunu görmekten daha iyidir".

Abdurrahman Erzincanî'nin Ayasofya'da Hristiyan Rahipler İle Münazarası
Abdurrahman Erzincanî'nin¸ Bizans Devleti'nin izni ile İstanbul'a geldiği ve Ayasofya'da Hristiyan ruhanileri ile tevhid konusunda bir münazara yaptığı ve bu münazara sonunda kırk kadar Hristiyan ruhanisinin Müslüman olduğu ve kendisinin daha sonra Taşköprü'den geçerek Amasya'ya döndüğü söylenir. Mecdî Mehmed Efendi'nin Hadâiku'ş-şakâik adlı eserinde şu bilgiler yer alır;
"Müellif-i Şakâ'ik¸ merhûm Hatîb Kâsım oğlu demekle meşhûr olan Mevlânâ Muhyiddin'den¸ onlar dahi Şeyh Abdurrahîm Merzifonî halifelerinden Ali namındaki bir sofiden hikaye eyledi ki¸ uzaktan bir karartı halinde Osmanlı ülkesinden görülen İstanbul şehrinin fethinden önce¸ Şeyh Abdurrahman Erzincanî Hazretleri ile ikimiz (yani Sofi Ali ile Abdurrahman Erzincanî Hazretleri)¸ Bizans tarafından izin alarak İstanbul'a geldik. Eskiden beri zamanın şaşılacak bir mâbedi olarak bilinen Ayasofya'da Hristiyan ruhanileri ile Şeyh Abdurrahman Erzincanî Hazretleri tevhid ile alakalı karşılıklı konuşmalar yapıp¸ Hristiyan ruhanilerini ilzam ve ifham eyledi. Bu sonuca binaen 40 kadar Hristiyan ruhanisi Müslüman olup¸ … Şeyh Hazretleri¸ şahid-i fetih ve zafer¸ İstanbul'a ayak basmak mukadder ve müyesser olduğunu müjdeledi. Lakin Bizanslılar¸ cevr ü cefaya tutarlar diye¸ ihtida edenlerin korkuya kapılmalarına binaen onların ihtidalarını açığa çıkarmadı. Onlar da imanlarını göğüslerinde gizlediler. Eskiden olduğu gibi libaslarını giyerek görevlerine devam ettiler. İstanbul feth olunduğu zaman¸ daha önce Müslüman olan ruhbanlardan altısı halen hayatta bulunmaktaydılar.3

Türk Sarığını Tercih Eden Halk
Bizans'ı fethedeceği şayiası daha şehzadeliği zamanından beri duyulan Fatih'in tahta çıkışıyla Bizanslılar derin bir teessüre kapılmışlar¸ son Bizans İmparatoru Konstantin Dragasiş Hristiyanlık namına Papa V. Nicolas'dan imdat dilemiş¸ hatta asırlardır birbirine düşman olan Bizans ve Roma Kiliseleri'nin birleştirilmesine bile razı olmuştur. 12 Aralık 1452 günü Rum Patriği Grigorios Mammas ile beraber Ortodoks ve Katolik mezheplerinin birleştirildiği ilan edilmiştir. Mezheplerine vatanlarından daha fazla bağlı olan Bizanslılar¸ imparatorun bu faaliyetini küfür saymışlar ve İstanbul sokaklarında Türk sarığı görmeyi kardinal şapkası görmeye tercih ettiklerini konuşmaya başlamışlardır.

Sığınma Yeri Ayasofya
Dukas'ın anlattıklarına bakılırsa¸ Bizans'ın fethinin yaklaştığını ve şehrin düşeceğini anlayan yerli halk¸ bütün kadın ve erkekler¸ rahip ve rahibeler Büyük Kilise'ye¸ yani Ayasofya'ya sığınmışlar¸ iltica etmişlerdi.


Bunun sebebi bir efsaneye dayanıyordu; bazı yalancı falcılar¸ istikbalde şehrin Türkler'e teslim olunacağını¸ Türkler'in askeri kuvvetlerle şehre gireceklerini¸ Bizanslılar'ı keseceklerini ve Türkler'in bu yürüyüşlerinin¸ büyük Konstantin (Çemberlitaş) sütununa kadar varacağını¸ ondan sonra gökten inen eli kılıçlı bir meleğin¸ sütunun yanında bulunacak olan ismi meçhul¸ sadedil ve fakir bir adama imparatorluğu ve kılıcı vererek; "bu kılıcı al ve Allah'ın kavminin intikamını al" diyeceğini¸ o zaman Türkler'in geri gideceklerini¸ Bizanslılar'ın bunları takip ve telef edeceklerini¸ bunların şehrin¸ doğu ve batısından İran hudutlarında bulunan bir yere kadar kovulacaklarını söylüyorlardı.

Ayasofya'da Yapılan Son Ayin
İstanbul'un fethinden bir gün önce¸ Ayasofya'da imparator ile bütün devlet ve saray erkanının göz yaşlarıyla katıldığı büyük bir ayin yapılır. Bu tören¸ Ayasofya'da yapılan son ayindir. Ayrıca sokaklardan papazların idare ettiği ayin alayları geçirilmiş¸ bütün halk bu alaylara katılmış¸ İstanbul'un içi "Kyrie eleison" yani "Ya Rabbi bize merhamet et" dualarıyla çınlamış¸ kadın ve çocukların vaveylaları içinde yoluna devam eden alay¸ surlara kadar ilerleyerek Bizans'ın son tahkimatını takdis etmişlerdir.4
Alphonse de Martine¸ fetihden bir gün önce halkın duygularını şöyle anlatıyor; "son günün korkunç şafağını gören bütün Bizans o geceyi ayakta¸ dua ederek ve ağlayarak geçirdi. Rahipler¸ rahibeler¸ kadın ve her sınıf halk Tanrım bizi kurtarmak için gel! ilahisini hıçkıra hıçkıra söylüyorlar¸ Akropol'a giderek cesaretlerinden fazla medet umdukları Bakire'nin ortaya çıkması için yalvarıyorlardı. Gelenler Bakire'nin heykelinin ayaklarına yüzlerini sürüyorlar¸ günahlarını itiraf ederek affını kazanmak istiyorlardı. Ancak hiç biri¸ yurtseverlikten yoksun bir milletin affedilmez günahı olan korkaklıklarını itiraf edemiyordu. Bütün kent halkı kiliselere koşuyor¸ ancak imparator ve yanındaki birkaç cesaretli askerin dışında kimse silaha sarılmıyordu".5

Feth-i Mübîn
Devrin Bizanslı bazı görgü tanıkları¸ hatıra kaleme alan müellifleri¸ haberleşme içinde oldukları kişilerin acıma hislerini harekete geçirebilmek için¸ Türkler'in şehre girdikten sonra yaptıklarını bir katliâm olarak vasıflamaktan kaçınmazlar. İstanbul'un fethine şahit olanların mektup ve hatıralarını biraraya getiren İtalyan araştırmacı Prof. Agostino Pertusi hatıra müelliflerini mübalağalı davranmakla suçlar.


Türkler¸ genel kabule göre 29 Mayıs 1453 günü Bizans'ı zaptettikleri zaman¸ müdafaasız halk¸ gökten inecek bir meleğin kendilerini kurtaracağı beklentisi ile Ayasofya'ya sığınmıştı. Fakat Türkler mâbedin kapılarını açarak içeri girmişler ve orada korkudan birbiri üstüne yığılmış olan erkek ve kadınlardan istedikleri kadar esir almışlardır.


Cebren içeri girmek mecburiyetinde kalan Türk askerleri¸ hiç kimsenin hayatına dokunmamış¸ yalnız esir almakla yetinmişlerdir. Türk ordusu¸ değil Ayasofya'ya sığınanları öldürmek¸ Bizans'a girdiği vakit¸ Fernand Grenard'ın ifadesiyle yalnız silahla mukavemet gösterenleri ve vaziyetleri şüpheli görülenleri öldürmüşler¸ mütebakisini esir etmişlerdir. Bizans Rumları¸ katliama maruz kalmamıştır.6 Andre Clot¸ "öyle görünüyor ki büyük kilisede çok az kan döküldü. Türkler¸ orada bulunanları tutuklayıp sonradan köle yapmakla yetindiler der. Yine aynı yazar¸ Fatih'in¸ akşam sivillerin tutuklanmasının durdurulmasını ve yağmalamaya son verilmesini emrettiğini¸ orduya mensup her kişiye¸ her askere¸ kent halkını¸ kadınları ve çocukları öldürmeyi veya köle almayı ve bunlara karşı kötü davranılmasını yasakladığını¸ bu emre karşı gelen herkes öldürülecektir dediğini nakleder.7


Ayasofya da dahil olmak üzere¸ sanat ve kültür eserlerini tahrip edenler Türkler değil¸ bir kısım Batılı kaynakların da teslim ettiği gibi¸ Türkler'den iki buçuk asır önce¸ güya Kudüs'ü Müslümanlardan kurtarmak gibi kutsal bir gaye ile yola çıkan¸ ancak seferin yönünü (Dördüncü Haçlı Seferi) İstanbul'a çeviren ve İstanbul'u Bizanslılar'dan zaptederek korkunç bir şekilde şehri yağmalayan ve tahrip eden Haçlılar'dır. Şurası unutulmamalıdır ki¸ Osmanlılar Ayasofya'nın çan kulesini bile yıkmamıştır. Gerek Venedikli Doj O. P. Grelot'un gravürlerinde (bunlar 1680 yılında yayınlanmıştır) gerek 1710'da İstanbul'da bulunan İsveçli Cornelius'un çizimlerinde çan kulesi görülmektedir. Rus müelliflerinden Uspenski¸ Müslüman Türkler'in¸ sanat ve kültür eserlerine karşı¸ 1204 Haçlıları'ndan bin kat insaflı ve insanca davranmış olduklarını söyler. Birçok Batılı tarihçi de Müslümanlar'ın Kudüs'e girdiklerinde oradaki Hristiyanlar'a¸ kendilerini İsa'nın askerleri sayan Bizans'ı talan eden bu adamlardan daha bir insanca davrandıklarını yazarlar.8 Orta Çağ'da yaşamış Fransız tarihçi Villehardouin¸ 1204 Haçlı yağmasını "Dünya yaratıldı yaratılalı bir kentten bu kadar çok ganimet kazanılmamıştır" diye anlatır. Nicetas Choniateş Haçlılarla Müslümanları (Türkleri) karşılaştırıyor ve diyor ki¸ "onlar hiç değilse kadınlarımıza tecavüz etmiyorlar¸ insanlarımızı bu denli sefil ve aşağılayıcı bir duruma düşürmüyor ve çıplak vaziyette sokaklarda dolaştırmıyorlar¸ açlığa mahkum ederek ve yakarak öldürmüyorlardı...”

Buna karşılık Fatih¸ zaten harap ve perişan bir halde olan Bizans'ı alınca¸ derhal imar faaliyetlerine başlamıştır. Bir yöntem olarak muhtelif bölgelerden ahali nakledilerek İstanbul'a iskan edilmiştir.9 Rodos'da bulunan Sen Jan şövalyelerinin başı Giovanni de Lastic¸ fethi müteakip¸ Papa V. Nicolo'ya yazdığı mektupta¸ Fatih'in İstanbul'u canlandırmak için Anadolu'dan yetmiş yedi bin aileyi İstanbul'a naklettiğini belirtir. Türk fethi¸ Bizans'ı yıkmış ama tarihi bir başkenti kurtarmıştır.10

Fatih'in Ayasofya'ya Gelişi¸ Kilisenin Camiye Çevrilişi ve İlk Cuma Namazı
Osmanlılar'da gelenek olarak¸ bir memleket veya kale fethedildiği vakit¸ ordu içeriye girip burçlara bayrak çekerken¸ surların üstünde ezan sesleri yükselir ve şehrin en büyük kilisesi derhal camiye tahvil edilir¸ sonra ilk Cuma namazı burada kılınırdı. Fâtih de¸ vakit geçirmeden Ayasofya'yı camiye çevirmek gayesiyle buraya yönelmiş¸ mâbedin azametini görünce hayran kalmıştır. O sırada bir Türk askerinin mâbedin mermerlerinden birisini kırmakta olduğunu görünce¸ askere bu tahribatı neden yaptığını sormuş¸ Fatih burada¸ "servet ve esirler size yeter¸ şehrin binaları bana aittir" diyerek askerin tahribatına mani olmuş ve onu yakın korumalarıyla dışarı çıkarmıştır. Lamartine'nin beyanıyla¸ yine Fatih'in mimarları kubbedeki renkli mozaikleri sökmeye başladıklarında¸ Fatih müdahale ederek¸ Durun! Mozayiklerin üzerini alçıyla örtün ki¸ müminler rahatsız olmasın! Fakat bu şaheseri parçalamayın demiştir. Fatih Ayasofya'nın mimari düzenine ve dekorasyonuna büyük saygı göstermiş¸ dini açıdan büyük sakınca meydana getirmiyorsa bunlara dokunmamıştır.


Devrin Osmanlı tarihçilerine göre Fatih¸ tören alayı ile şehre girince¸ doğruca Ayasofya'ya gitmiştir. Tursun Bey¸ "Bihişt ister isen eyâ sûfiyâ/Bihişt-i berîndür Ayasofya" beyitleriyle Ayasofya hakkındaki takdirini ifade eder ve Fatih'in Ayasofya'ya gelişini şöyle anlatır;

"İstanbul daru'l-eman oldu. Fatih¸ Ayasofya nam kiliseyi görmeye rağbet etti. Ayasofya'ya geldiğinde bu binay-ı hasînün tevabi ve levahıkın harab u yebab gördi ve Sadî'nin aşağıdaki meşhur Farsça beytini söyledi;
Perde-dârî mî guned der tâk-ı kisrâ ankebût /Bûm-i nevbet mî zened der kal'a-ı Efrâsiyâb
Yani;
Örümcek Kisrâ'nın penceresinde perdedarlık yapıyor/Baykuş Efrasiyab'ın kalesinde nevbet vuruyor/bekliyor.11


Müverrih Âlî¸ "Fatih'in¸ hemen şehre girmesindeki isticalinin¸ Ayasofya nam kenise-i azimeyi mâbed-i ehl-i İslam etmeğe mütehâlik (acele ile koşmuş)" olduğunu söylüyor ve bu niyetle mâbed-i kadime doğru yöneldiklerini belirtiyor. Cenabi Mustafa Efendi¸ "Sultan Mehmed¸ Ayasofya'ya girüb anda ezan okutdu ve namaz kıldı" der. Fatih¸ yaya olarak Ayasofya'ya girmiş ve müezzine ezan okutarak maiyeti ile beraber namaz kılmıştır. İstanbul'un zabtı hakkında bir vekayiname¸ Fatih'in Ayasofya önüne gelince atından indiğini ve yere kapandığını¸ sonra Ayasofya'ya girdiğini yazar.


Fethin üçüncü gününe tekabül eden Cuma günü Fatih¸ tekrar Ayasofya'ya gelip ilk Cuma namazını askerleriyle beraber kılmıştır. İmamete İstanbul'un fethinin manevi mimarı Akşemseddin geçmiş¸ ilk olarak Fatih namına hutbeyi de bu nurani zat okumuştur.


Fatih'in iradesi ile Cuma gününden evvel¸ Ayasofya'daki tasvirler¸ heykeller ve putlar kaldırılıp¸ kıble tarafına mihrâb yapıldığı¸ minber konulduğu¸ bütün hazırlıkların Cuma gününe kadar ikmali için mimarlarla ustaların gece gündüz çalıştıkları rivâyet olunur.12 Solakzâde¸ Cuma namazından önce mihrâb¸ minber ve mahfil hazırlandığını¸ duvarlarda bulunan tasvirlerin kaldırıldığını¸ Cuma hutbesini Akşemseddin'in irad ettiğini ve imameti de yine bu zatın yaptığını belirtir.13 Yeniçeri Kanunnamesi'nde "ol zaman kim¸ sa'âdetle İslâmbol'u feth eyledikleri zamanda Eğrikapı kurbünde Tekfur-ı makhûrun sarayına konub¸ Ayasofya Câmii'nin çanların yıkub¸ minârelerin binâ edüb¸ cum'a namazına azîmet buyurub geri saraylarına döndüklerinde…." ifadesi geçmektedir.14


Okunan bu hutbe¸ Osmanlılar içinde okunan hutbelerin belki de en mukaddesi¸ en sevinçlisi¸ en büyük şan ve şerefe sahip olanı idi. Çünkü o güne kadar sekiz buçuk asırdan beri bütün Müslümanlar'ın ulaşmayı şiddetle arzu ettikleri bir fethi¸ Cenab-ı Hak tarafından Osmanlı padişahlarına ve onun tebasına verildiğini ilan etmekte idi. Fethin komutanı ve gazileri¸ Sahabe-i kiram'ın bile şiddetle arzu ettikleri büyük bir saadete ve Hz. Peygamber'in "ne güzel komutan ve ne güzel asker" övgüsüne mazhar olmuşlardı.15


İstanbul'un fethini müteakip şehirde bulunan yüzden fazla kilise ve manastır¸ cami ve ibadethane haline getirilmiş¸ bir çoğu da medrese ve hangâh yapılarak ehli tarikata barınak olmuştur.16 Fetihle birlikte¸ ilk Müslüman ibadetinin gerçekleştirildiği Büyük Ayasofya Kilisesi de artık Ayasofya Camii olmuş¸ adının değiştirilmesine gerek görülmemiştir. Fakat bina¸ Bizans İmparatorluğu'nun son zamanlarında bakımsız kalmış olduğundan¸ Fatih Sultan Mehmed¸ derhal yoğun onarım çalışmalarına başlamıştır.17 Tursun Bey¸ Fatih'in¸ Ayasofya'daki ilk teşebbüsleri müteakip¸ harap hallerine binaen Ayasofya ve daha sonra surları onardığını kaydeder. Müverrih Âlî ise¸ "elhak tab?-ı pâdişâhî cümleden ziyade¸ ol mâbed-i kadîmin ihyasına mütehalik oldu..." diyerek Fatih'in Ayasofya'nın ihyasına önem verdiğini anlatır.

Ayasofya'da Osmanlı İzleri
İstanbul'un fethinden sonra Ayasofya her kesimin yakın ilgisine mazhar olmuştur. Başta Osmanlı sultanları Ayasofya'ya büyük ihtimam göstermiş¸ çevresine yaptıkları ilavelerle Ayasofya'yı bir külliye haline getirmişlerdir. Halk da¸ tesis ettiği çeşitli vakıflarla bu fetih sembolü eserin ihyasına çalışmışlardır.


Fatih¸ Ayasofya'ya mihrâb¸ minber¸ kütüphane¸ medrese yaptırmıştı. Mihrâbın önünde duran iki şamdan¸ Kanunî zamanında Macaristan seferinde Maryas'ın sarayından alınıp getirilmişti. Daha önce başlayıp¸ III. Murad zamanında iki kalın minareyi tamamlayan Sinan¸ aynı zamanda camii yıkılmaktan kurtarmış¸ Marmara'ya bakan arka cephesine payandalar eklemek suretiyle mâbedi takviye etmişti. Minber¸ müezzin mahfili¸ ana mekânda ayrıca bulunan dört mermer mahfil¸ mermer vaiz kürsüsü ile Bergama küpleri III. Murad devrine aittir. Şahnişinli mahfil ile kubbede asılı büyük şamdan¸ III. Ahmed'in eseridir. Üst katta bulunan mahfil¸ imâret¸ şadırvan¸ sıbyan mektebi ve kütüphane¸ I. Mahmud'un ihyakerdesidir. Büyük kubbede yazılı olan Besmele ve Nûr sûresinin 35. ayeti¸ Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin sekiz levhası ve camide bulunan diğer hat levhalar¸ Ayasofya'yı süslemektedir. Bugün ibadet yeri olarak açık tutulan¸ hünkâr dairesi ile içeride bulunan hünkâr mahfili ve dışarıdaki muvakkithane¸ Sultan Abdülmecid devrine aittir ve Fossati tarafından yapılmıştır. Altı adedi mihrâbın olduğu duvar tarafında bulunan alçı pencereler¸ içeride ve Ayasofya'nın dış çevresinde bulunan sebiller¸ dört minare¸ 1935'de yıktırılan medrese¸ beş türbe¸ alemler¸ yazılar¸ çiniler¸ maksureler¸ şebekeler¸ kandiller¸ tezyinat¸ padişah hattı levhalar¸ sair cami eşyası gibi daha onlarca sayacağımız Osmanlı eseri vardır.


Süheyl Ünver¸ "Ayasofya¸ medresesi¸ türbeleri¸ I. Mahmud'un kurduğu pek zarif kütüphanesi¸ mahfilleri¸ şadırvanıyla¸ sebili¸ ilk mektebi ve muvakkithanesi ile en mühim İslâmî sitelerimizden biri olmuştur" der. Halim Baki Kunter ise¸ "Ayasofya¸ Osmanlılar vesilesiyle varlığını bugüne kadar sürdürmüştür. Bu milletimiz için bir iftihar vesilesidir. Fatih¸ ayağının tozu ile Ayasofya'da namaz kılmıştır ve onun ebediyete kadar vakfettiği camiidir. Ayasofya üzerine Türk milletinin emeği çoktur. Onu bir Türk eseri kabul etmek lâzım gelir" der.18


2005 yılında müştereken neşrettiğimiz "Üç Devirde Bir Mabed Ayasofya" adlı eserimizin hitama erişine düştüğümüz notları bir yâd-ı cemil olması için buraya alıyoruz.

Ayasofya'ya Tarih
Alemde ne mümkün görmek bir mislini
Asmışlar sanki semaya o ulvî kubbesini
Nice eyyâma şahid oldu Billah yemin
Yazıldı tarihi o "mübarek" Ayasofya'nın
***
Nice eyyâma şahit olsan da göremezsin mislini
Sanki çizmişler melekler semaya pâk resmini
Bin beş yüz yıldır gönül verenler yazdı tarihini
Hitama erdi sergüzeşti o "mübarek" Ayasofya'nın
***
Çok söz söylendi bu âlemde¸ nice kitaplar yazıldı
Anlatamadılar hiç biri onun ulvî haşmetini
Yorulduk amm⸠hitam buldu tarihi
Kıyamete dek okunsun inşallah¸
hikayesi Ayasofya'nın
Said Öztürk

Dipnotlar:

1- Gelibolulu Mustafa Âlî Efendi¸ Kitabu't-Târîh-i Künhü'l-Ahbar¸ c. 1¸ s. 472 vd.
2- Dukaş Bizans Tarihi¸ Çev. VL. Mirmiroğlu¸ İstanbul 1956¸ s. 179¸ 158.
3- Mecdî Mehmed Efendi¸ "Hadâiku'ş-şakâik"¸ Şakaik-ı Nu'maniye ve Zeyilleri¸ Neşre Haz. Abdülkadir Özcan¸ İstanbul 1989¸ c. 2¸ s. 78¸ 141.
4- İsmail Hâmi Danişmend¸ İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi¸ c. 1¸ s. 252; İlhan Akçay¸ Ayasofya Camii¸ Ankara 1968¸ s. 19.
5- Alphonse de Martine¸ Osmanlı Tarihi¸ Çev. Serhat Bayram¸ İstanbul 1991¸ s. 259.
6- İsmail Hâmi Danişmend¸ İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi I-V¸ İstanbul 1971-1972¸ c. 1¸ s. 257-258.
7- Andre Clot¸ Fatih Sultan Mehmet¸ Çev. Necla Işık¸ İstanbul 1991¸ s. 65¸ 67.
8- İsmail Hâmi Danişmend¸ İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi¸ c. 1¸ s. 258; Andre Clot¸ Fatih Sultan Mehmet¸ s. 88.
9- Halil İnalcık¸ "Ottoman Metods of Conquest"¸ Studia Islamica II (1954)¸ s. 103-129. Türkçesi¸ "Osmanlı fetih yöntemleri"¸ Söğüt'ten İstanbul'a¸ Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar¸ Ankara 2000¸ s. 443-472.
10- İsmail Hâmi Danişmend¸ İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi¸ c. 1¸ s. 258; Agostino Pertusi¸ İstanbul 2004¸ s. 29¸ 34¸ 371.
11- Tursun Bey¸ Târîh-i Ebu'l-Feth¸ Haz. Mertol Tulum¸ İstanbul 1977¸ s. 63.
12- İsmail Hâmi Danişmend¸ İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi¸ c. 1¸ s. 262-263; Ahmed Muhtar Paşa¸ Feth-i Celîl-i Kostantiniyye¸ s. 387-390.
13- Solakzade Mehmed Hemdemî Çelebi¸ Solakzade Tarihi¸ Haz. Vahid Çabuk¸ Ankara 1989¸ c. 1¸ s. 286-287.
14- Yeniçeri Kanunnamesi¸ Neşreden Ahmed Akgündüz¸ Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukuki Tahlilleri I-IX¸ İstanbul 1991-1996¸ c. 9¸ s. 135-136.
15- Ahmed Muhtar Paşa¸ Feth-i Celîl-i Kostantiniyye¸ s. 389-390.
16- Hoca Saadettin Efendi¸ Tacü't-Tevarih¸ I-V¸ Haz. İsmet Parmaksızoğlu¸ Eskişehir 1992¸ c. 2¸ s. 293.
17- Jane Taylor¸ İstanbul İmparatorlukların Başkenti¸ Çev. İnci Türkoğlu¸ İstanbul 2000¸ s. 72¸ 73.
18- A. Süheyl Ünver¸ İstanbul Risaleleri¸ c. 2¸ İstanbul 1995¸ s. 60-61; Halim Baki Kunter¸ "Ayasofya Meselesi"¸ Yeni İstanbul Gazetesi¸ 10-23. 04. 1966¸ s. 6.

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi : http://www.somuncubaba.net/
Makale Linki :