Hit (3045) M-1757

Ölüm Bir Nimettir

Yazar Adı : İlim Dalı : Din Felsefesi
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-11-08 Güncelleyen : /0000-00-00

Ölüm Bir Nimettir

"Ölüm ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ölen ruh değil¸ bedendir. İnsan ise asıl olarak ruh cevheriyle insandır. Beden onun hanesi yahut elbisesi hükmündedir. Elbisenin değişmesiyle yahut parçalanması¸ yok olmasıyla kişinin varlığına bir zarar gelmez. Bu dünya hayatında bize bu bedeni giydiren ve kâinatla olan münasebetimizi böylece kuran Rabbimiz¸ bizi bu âlemden göç ettirdiğinde ruhumuzu bu elbiseden ayırmakta¸ bu binadan çıkarmaktadır."

"Ölümün yüzü soğuktur" atasözü ne kadar manidardır. Yani¸ ölümün yüzü soğuktur¸ hakikati değil. Zahiren korkutucu¸ ürkütücü ve istemeyen bir gerçektir ölüm. Hakikatte ise¸ sevimli¸ tatlı ve büyük bir nimettir. Çünkü Yüce Rabbimiz¸ Kur'an-ı Kerim'de ölümün mahluk olduğunu beyan etmekte hatta bir nimet olduğunu ifham etmektedir. "O Allah ki ölümü ve hayatı¸ hanginiz daha iyi ameller yapacaksınız diye bir imtihan vesilesi olarak yarattı." [1] Demek hayat nasıl ki bir nimettir¸ ölüm de öyle bir nimettir. Nimet¸ iyilik¸ lütuf¸ ihsan¸ saadet gibi anlamlara gelir. Yani ölüm; bir lütuftur¸ bir ihsandır¸ bir mutluluk ve bir ikram-ı İlahidir. Oysa biz ölümü ayrılık¸ acı¸ keder ve elem olarak kabul etmekteyiz. O halde nedir ölümün hakikati?

Ölüm ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ölen ruh değil¸ bedendir. İnsan ise asıl olarak ruh cevheriyle insandır. Beden onun hanesi yahut elbisesi hükmündedir. Elbisenin değişmesiyle yahut parçalanması¸ yok olmasıyla kişinin varlığına bir zarar gelmez. Bu dünya hayatında bize bu bedeni giydiren ve kâinatla olan münasebetimizi böylece kuran Rabbimiz¸ bizi bu âlemden göç ettirdiğinde ruhumuzu bu elbiseden ayırmakta¸ bu binadan çıkarmaktadır. Berzah dediğimiz kabir hayatından sonra¸ insanlar ebedî bir hayat için yeniden diriltildiklerinde¸ yani ruhlara o âleme uygun bedenler verilecektir.

Ölüm yokluk değildir. Hiçlik değildir. İdam değil; tebdil-i mekândır. Kabir ise¸ karanlık bir kuyu ağzı değil; nuraniyetli âlemlerin kapısıdır. Dünya ise¸ bütün güzelliğiyle âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir. Elbette zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana çıkmak ve belalarla dolu dünya hayatından âlem-i rahata yani huzur-ı Rahman'a gitmek; bin can ile arzu edilir bir seyahattir¸ hatta bir saadettir.

Mevlana'nın eşi vefat edince oğlu Sultan Veled¸ annesinin ölümüne çok üzülmektedir. Oğlunu teselli etmek isteyen Mevlana¸ üzerine bir aslan postu alıp¸ canavar sesleri çıkararak oğluna doğru saldırır gibi koşar. Bunu gören oğlu¸ "galiba babam da annemin üzüntüsünden kendini kaybetti" diye düşünüp¸ babasına "ne yapıyorsun sen¸ delirdin mi yoksa" diyerek gülümser. Bunun üzerine Mevlana¸ üzerindeki postu atar ve oğluna dersini verir: "Bak oğlum¸ üzerimdeki canavar postu¸ ses de canavar sesi olduğu halde¸ postun altındakinin baban olduğunu bildiğin için korkmadın¸ kaçmadın¸ güldün. Aynen öyle de ölüm postunun altındaki Allah'ın rahmet elini gör¸ ona öylece gülümse." Bu hakikati Üstad Necip Fazıl ne güzel ifade etmiş:

Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber? [2]

Öleceğiz müjdeler olsun müjdeler olsun

Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun… [3]

Hayatın büyük bir nimet olduğunu herkes biliyor da ölüm nasıl nimet olur?

Evvela; ağırlaşmış olan dünya hayatının teklif ve yükümlülüklerinden kurtulup¸ yüzde doksan dokuz ahbabına kavuşmak için âlem-i berzahta bir kavuşma kapısı olduğundan¸ en büyük bir nimettir. Ölüm¸ saadet-i ebediyeye başlangıçtır; bu itibarla da nimet sayılabilir.

İkincisi; dar¸ sıkıntılı¸ dağdağalı¸ zelzeleli dünya zindanından çıkarıp¸ rahat¸ sürurlu¸ ıztırapsız¸ bâki bir hayata mazhariyetle¸ Mahbûb-u Bâkînin rahmet dairesine girmektir. Ölüm¸ muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahraya çıkmak gibidir. Binaenaleyh¸ ruh¸ ceset kafesinden çıkarsa necat bulur.

Üçüncüsü; ihtiyarlık ve hastalıklar gibi¸ hayat şartlarını ağırlaştıran birçok sebep vardır ki¸ ölümü¸ hayat gibi nimet olarak gösterir. Mesel⸠insana ıstırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validesiyle beraber¸ ceddin cedleri¸ onların da cedleri o sefil halleriyle hep beraber şimdi bulunsaydı¸ hayat ne kadar azap¸ mevt ne kadar nimet olduğu bilinecektir. Çünkü ölüm olmasaydı¸ küre-i arz sadece insan türünü bile istiab edemezdi ve insanlık müthiş perişaniyetlere maruz kalırdı.

Dördüncüsü: Uyku¸ nasıl ki bir rahat¸ bir rahmet¸ bir istirahattir özellikle musibetzedeler¸ yaralılar¸ hastalar için. Öyle de¸ uykunun büyük kardeşi olan ölüm de¸ musibetzedelere ve intihara sevk eden belâlarla müptelâ olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir. İhtiyarlık yüzünden öyle bir dereceye gelenler var ki¸ yaşamak için şartlarını yerine getirmeye kadir olamaz¸ daima ölümünü isterler.

Hz. Yusuf (a.s)'un¸ Kur'an-ı Kerim'de şu duasındaki hikmete bakalım niçin ölümü istemiş? "Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat." [4]

Bu ayete göre anlıyoruz ki Yusuf (a.s)¸ Mısır'a sultan olmuş¸ anne-babasıyla kavuşmuş¸ kardeşleriyle bir araya gelmiş¸ maddi manevi en büyük saadetli ve ferahlı bir zamanda¸ itibarı halk tarafından da kabul görmüş bir halde ölümünü istemiştir. Bu şu demektir:

Demek¸ o dünyevî lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet¸ kabrin arkasında vardır ki¸ Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi her şeyi hakkıyla bilen bir zat¸ o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde¸ gayet acı olan mevti istedi¸ tâ öteki saadete mazhar olsun. Yani şöyle demektedir: Kabrin arkası için çalışınız; hakikî saadet ve lezzet ondadır.

Dipnotlar

[1] 67/Mülk ¸2

[2] N. Fazıl Kısakürek¸ Çile¸ İstanbul 1998¸ s.153¸

[3] Çile¸ s. 152

[4] 12/Yusuf¸101

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :