Hit (3665) M-1688

Hz. Peygamber(s.a.s)in Havarisi Zübeyr b. Avvam (r.a) (Altın Kuşak)

Yazar Adı : İlim Dalı : Biyografi
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-10-29 Güncelleyen : /0000-00-00

Hz. Peygamber(s.a.s)'in Havarisi Zübeyr b. Avvam (r.a)

Peygamberler, insanlık tabakasının tümünden ıstıfa ile, peygamberlik makamının sahibi kılınmışlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.s), peygamberlerden ıstıfa ile Makam-ı Mahmud'un sahibi, el-A'la'nın refiki kılınmıştır. Ve onun arkadaşları da diğer ümmetler içinden aynen seçilmişler ve O Yüce Resul'e refik kılınma şerefiyle serfirazlar. Bu insanlar, Peygamber Efendimiz (s.a.s), Rabbinden hangi emri aldı ve kendilerine ulaştırdı ise, 'emrin mütalaası olmaz' düsturu içinde hemen yerine getirmişlerdir. Karşılığında da hak beyan, kendilerini, 'rıza makamı'nın sahipleri müjdesiyle şereflendirdi. İşte bunlardan biri de Zübeyr b. Avvam (r.a)'dır.

İlk Hayatı

Peygamber Efendimiz (s.a.s)'le iki yönden akraba. Hem anne tarafından hem de Efendimiz (s.a.s)'in hanımı Hz. Hatice (sayfalarımızın şeref konuklarından biri de bu annemiz olacak) tarafından. Annesi Efendimiz (s.a.s)'in mübarek halası Hz. Safiyye, babası da Hz. Hatice'nin erkek kardeşi. Hz. Zübeyr bu akrabalığı iyi kullanmış, daha gençliğinin başında ve baharında iken rıza makamına talip olmuş, onu peylemeye bakmıştır. 15-16 yaşlarında iken Müslüman olma şerefiyle müşerref olmuştur. Ancak, yarasaların gözleri ışıktan kamaştığı gibi, kamaşan gözleri ile İslam'ı engellemek isteyen uyuşmuş beyin sahipleri, bu ebedi nurun yayılmasına karşı çıkmak istediler. Bu nura koşanların önlerine geçmek istediler. 'Bir şem'a ki Mevla yaka, liflemekle sönmez' fehvasını bilmedikleri için, daha sonra kendilerinden bazılarının da dahil olacağı bu aydınlığı boğmaya kalktılar.

Hz. Zübeyr'in annesi şefkatini izharda biraz cimri davranır, oğlunun daha sonraki hayatında karşılaşacağı zorluklarla mücadele edebilmesi için Zübeyr'i biraz sıkarmış. Bunu anlamayanlar da onu tenkit ederlermiş. Yaptığının doğru olduğu, Hz. Zübeyr'in ömrünün ilerleyen günlerinde belli olmuştu. Hz. Zübeyr, hayatı boyunca hep Hakk'ın ve haklının yanında yer alacak, bu uğurda hiçbir şeyden yılmayacaktır. Nitekim İslam'a girdiğinden ötürü yapılan işkence ve eziyetlere hiç aldırış etmedi.

İlk Kılıç

Merhameti engin Rabbimiz, insanlığın karanlıkta debelenmesine daha fazla müsaade etmediği için, En Yüce Peygamber (s.a.s), insanlığı 'zulüm ve zulmetten aydınlığa' çıkarmak üzere geldi. Kendisine ilk tabi olanlardan biri de Hz. Zübeyr'di. O sıralar halkanın tamamı beş veya altı kişiden ibaretti.

Hz. Zübeyr, bir gün kılıç elinde sokağa fırlıyor. Nereye gittiği ve ne yapmak istediği meçhul. Kılıç elinde ve kendisi sokakta. Birden gözleri kamaşıyor, baktığında Sonsuz Nur'un sahibi Efendiler Efendisi (s.a.s) karşısında. Şaşırıyor. Efendimiz (s.a.s)'de Zübeyr'in bu haline şaşırmış vaziyette. Sonradan anlaşılıyor ki, Efendimiz (s.a.s)'in şehit edildiği haberi üzerine sokağa fırlamış ve karşısına kim gelirse doğramaya and içmiş. Efendimiz (s.a.s) gayretini tebrik ediyor. Görüyorsunuz ya; peygambere Havari olma öyle kolay değil!

İşte İslam'da ilk çekilen kılıç budur.

İlk Hicret

Mekke halkı, nurun yayılmasına karşı çıkmayı inatla sürdürür. Efendimiz (s.a.s) de tedbir olarak, yeni bir merkez arayışına girer. İlk akla gelen yer Habeşistan'dır. Oraya, İslam'ın yayılmasına bir zemin aramak maksadıyla, Hz. Osman başkanlığında giden kafilede Hz. Zübeyr de vardır. Artık Efendimiz nereyi işaret ederse Hz. Zübeyr oradadır.

İlk Savaş

Medineliler bağırlarını Efendiler Efendisi (s.a.s)'ne açmış ve hatta sadakatlarının remzi olarak da isimlerini değiştirmeyi bile kabul etmişlerdi. Malum, Efendimiz (s.a.s) de zaman zaman maslahatlara bağlı olarak ashabının isimlerini değiştirmişti.

Müslümanların Medine'ye hicret etmeleri ve rahat hareket etmeleri Mekke'deki birilerini rahatsız etmişti. Cahiliye-i ula sakinleri ilme, irfana ve ümrana giden yola katılmadıkları gibi, bu yolda gidenleri de engellemek istiyorlardı. Bunun için Bedir, kozların paylaşıldığı, hak-batıl savaşlarının en korkunçlarından birine sahne olmuştu. Bir tarafta kara kalpleriyle karanlığın temsilcileri, öteki tarafta ise ebedi nurun aydınlattığı insanlar.

Hz. Zübeyr o gün gerçekten cansiperane savaşmış, Efendimiz (s.a.s)'in önünde öyle kahramanca vuruşmuştu ki, daha sonra kendisi, 'Yaralanmadık hiçbir yerim kalmadı, hatta apış arama kadar’’ diyerek o günleri anacaktır. Oğlu Urve, babasının boynundaki yara izine parmağını sokup oynadığını anlatır. Bu yara izleri Bedir ve Uhud duraklarının yadigârıdır. Önüne gelenle kahramanca çarpışmış, karşısına çıkmaya cesaret edenlerin bu, son cüretleri olmuştu. Çünkü o gün ölüm kalım savaşıydı. Nurla zulmetin kapışmasıydı, Firavun ruhlu insanlarla Peygamber Efendimiz (s.a.s)'in karşılaşmasıydı. Hz. Zübeyr üzerine düşeni o gün gerçekten yapmıştı. Efendimiz (s.a.s) Hz. Zübeyr'in kahramanca savletlerini seyrederken 'sarı sarıklı meleklerin Zübeyr'in yüzü gibi inip savaşa iştirak ettikleri' müjdesiyle onu tebcil edecektir.

Uhud Durağı

Yediği ilk tokattan akıllanmayan Kureyş, Uhud'a gelmişti. Efendimiz (s.a.s) de savaş taktiğini belirlemiş, tabyesini yapmıştı. Ordunun ardıçları olarak da bir tepeye elli okçu yerleştirmişti. Bunlar, ne olursa olsun, yerlerini ikinci bir emre kadar terk etmeyeceklerdi. Maalesef, bu olmadı. Emre itaatin ne kadar önemli olduğunun bilinmesi için, hikmet, o gün Müslümanların bir yara almasını murat etmiş ki, Hamza gibi, Mus'ab gibi, İslam'ın ciğerpareleri Uhud eteklerinden Cennet'e yollanmışlardı. Hatta bir ara oluşan kargaşada Efendimiz (s.a.s)'in çevresinde kimse kalmadı denecek kadar azalmışlardı. Kalanlar zümresine Hz. Zübeyr de dahildi. Heybetli yapısıyla, gelen hücumları püskürtüyor, artık kefere, onun olduğu tarafa hücum cesareti bulamıyordu.

Bir ara diyor, Hz. Zübeyr, "Bir kadının koşarak harp meydanına girdiğini gördüm. Efendimiz'in, 'bu kadını savaş meydanına sokmayın', ihtarı üzerine sahabe hemen seğirtti; onun girmesine engel olmak istediler. Dikkat edince bunun anam olduğunu farkettim. Koştum, 'ana, ne yapıyorsun? Senin buralara girmen doğru değil' dedimse de, anam celalli bir kadındı, beni elinin tersiyle itti ve 'Hamzamı arıyorum', dedi. Ben, 'ana Resul-i Ekrem (s.a.s) senin buralara girmeni yasakladı' deyince hemen olduğu yerde durdu, elinde getirdiği bez parçasıyla 'kardeşimi kefenlemek istiyorum' dedi. Dayımın (öyle dayıya bütün ruhum feda) naaşını aradık. Bir yerde, kendisine müsle yapılmış (kulakları, dudakları ve burnu kesilmiş) vaziyette ensardan bir mü'minle yan yana yatarken gördük. Vaziyeti yürek parçalayıcıydı. Önce, annemin bu vaziyeti görmesini istemedim. Özel izinle gördü. Ve O'nu kefenledik."

Savaş Devam Ediyor

Hz. Zübeyr, yapılan savaşların hepsine iştirak ediyor, Efendimiz (s.a.s)'den iltifatlar almaya devam ediyordu. Hendek Muharebesi'ne iştirak etti.

Bu savaş, Efendimiz (s.a.s)'in Arap harp tarihine yeni bir katkısı idi. O güne kadar bir harp taktiği olarak bilinmeyen, şehrin etrafına hendek kazma fikri, ilk kez bu savaşla tatbik edildi. Medine'nin bir tarafı Sel' Dağı idi. Diğer tarafında da birbirine bitişik haldeki evler yer alıyordu. Açık kalan iki taraf için hendek kazıldı. Gelen Ahzab ordusu, yeni bir şeyle karşılaşmanın şaşkınlığı içinde bir oraya seğirttiler, bir diğer tarafa. Hendeği aşıp Medine'ye girecek bir yer bulamadılar. Hz. Zübeyr, bu savaşta da cansiperane gayretler sergiledi. Ahzab ordusunun bozulduğu sıralarda, henüz durumlarının tam olarak netleşmediği bir ortam Allah Resulü, 'kim haber getirecek' diye sordu. Üç kere tekrarlanan bu soruya her seferinde Hz. Zübeyr 'ben, ya Resulallah.' dedi Bu savaş dehşetli bir savaş olmuştu. Müslümanlar hem açlıkla, hem de Ahzab ordusuyla savaştılar. Efendimiz (s.a.s), açlıktan karnına taşlar bağladı. Müslümanlara kuvve-i maneviye verecek mucizeler burada gerçekleşti. Burada, pişirilmiş, bir keçi yavrusu, tüm orduyu doyurdu. İlahi inayet, tükendik sanıldığı anda geldi.

Dost ile düşmanın ayrışması açısından Hendek'in önemi tartışılmaz. Savaş esnasında, Müslümanların işinin bittiğini düşünen Kureyza Yahudileri, anlaşmayı bozdular. Efendimiz (s.a.s)'e ihanet ettiler. Efendimiz (s.a.s) de zırhını çıkarmadan Hz. Cebrail'in işaretiyle orduyu Kureyzalıların üstüne şevketti. Kureyzalılar, biraz mukavemetten sonra teslim olmak mecburiyetinde kaldılar. Buraya ilk gelenler arasında yine Hz. Zübeyr vardı. Kale savunmasının çökmesinde Hz. Zübeyr'in gayretleri unutulamaz. Hz. Zübeyr, Efendimiz (s.a.s)'in, bu seferdeki gayretleri neticesi, Hz. Ali'nin rivayetiyle 'her peygamberin bir havarisi vardır, benim havarim de Zübeyr'dir" senasına mazhar olmuştu. Ve Efendimiz yine bu seferde pek az insana nasip olmuş bir ifadeyle Hz. Zübeyr'i tebcil etti: 'Anam babam sana feda olsun'. Ama O, yaptıklarını bunlar için değil, vazife olduğu için yapmıştı..

Hz. Zübeyr, Allah yolunda cesedini bırakacağı yer arayışı içinde Hayber'e de gitmiştir. Burada onların meşhur kahramanları Melhab'in oğlunun 'Müslümanlardan karşıma çıkacak kimse yok mu?' çağrısına Hz. Zübeyr kendini ortaya atarak cevap vermişti. Şiddetli bir çatışma oldu. Hatta, vuruşmayı seyreden annesi bir ara, 'yoksa oğlum ölüyor mu, ya Resulallah?' diye sordu. Efendimiz (s.a.s) de henüz bitmemiş döğüşün neticesini müjdeledi, 'hayır, Allah'ın izniyle oğlun muzaffer' buyurdu.

Hedef Merkez

Artık küfrün merkezine İslam sancağını dikmek zamanı gelmişti. Tüm hazırlıklarını bu istikamette yürüten Allah Resulü (s.a.s), onların hiçbir şeyden şüphelenmemeleri için bütün hazırlıkları gizlice sürdürdü. Mümkün olsa bir kuşun bile Mekke'ye, Medine'den geçerek gidişine müsaade edilmeyecekti. Azim bu idi, kararlılık bu idi. Bunun da bittiği bir yer vardır. Kadının biri Medine'den aldığı bir mektubu Mekke'ye götürmek üzere ve Efendimiz (s.a.s)'in bundan haberi de yok; Allah, Elçisini bundan haberdar kıldı. Ve mektuba el kondu. Tedbir kuldan, takdir Hak'dan. Bu sefer de Efendimiz (s.a.s)'in yanından hiç ayrılmayan Zübeyr, yine dar dairedeki ashab grubu içinde idi ve Efendimiz (s.a.s)'in birliğinin sancağını Zübeyr taşıyordu.

Merkezden Muhite Doğru

Küfrün merkezine el konduktan sonra, Huneyn'de bir ordunun hazırlandığı duyumu alınınca, Efendimiz (s.a.s), ordusuyla oraya gitti. Bir vadide giderken, yapılan ani bir hücumda, İslam ordusunda bir çözülme oldu, geçici bir şaşkınlık yaşandı. Hatta, Efendimiz (s.a.s)'in çevresinde bile az sayıda insan kalmıştı. Efendimiz (s.a.s)'in katırının yularını tutan Hz. Abbas gibi, Hz. Ebu Bekir ve Ömer efendilerimiz gibi az sayıdaki ashabın içinde yine Hz. Zübeyr vardı. Harikulade kahramanlıklar gösterdi. Taif Muhasarasında da Hz. Zübeyr üzerine aldığı vazifeyi ifa etti, Tebük'e kadar gidilip, Bizans'a ilk göz dağı verilen seferde de yine Hz. Zübeyr vardı. O ne emredilmişse onu yapmıştı.

Dünyalar Karardı Birden

Her fani gibi Efendiler Efendisi (s.a.s)'nin de buradan göç vakti gelmişti. Gerçi kalp gözü açıklara bu gizli değildi. Ayet daha önceden defaatle ikaz etmişti; 'Sen de öleceksin, onlar da' buyurmuştu; 'dininizi bugün kemale erdirdim' buyurmuştu; 'Sen eğer ölecek olsan...' demiş ve 'hamd ile istiğfar ile Rabbini çokça zikretmesini hatırlatmış, ümmetine O'nun da bir fani olduğunu ihtar etmişti. Ama haber aniden gelmişti. Ölümü O'na yakıştıramıyorlardı. Gökler ötesi beyanına o kadar alışan Sahabe efendilerimizde birden güneş tutulmuştu sanki. Dünyalar kararmıştı birden. Mescid-i Nebevi, ağlama sesleriyle çağlıyordu. Ta ki Hz. Ebu Bekir gelip, 'Eğer siz O'na tapıyor idiyseniz, bilin ki, O öldü. Yok, Allah'a tapıyor idiyseniz O Hayy ve Bakidir' diyeceği ana kadar da Ashabın kendilerine gelmesi mümkün olmayacaktı. Bir güneş batmıştı çünkü dünyaları kararmıştı. İnsanların sevgilisi Hakk'a yürümüştü, kendilerini insanların en fazla seveni ebedi âleme yürümüştü. Bu dayanılır bir acı değildi. Ama Hz. Zübeyr de diğer Sahabe efendilerimiz de dayandılar. O'nun davasının yerde kalmaması lazımdı. Onlar da onu yaptılar.

Seçimler Mevsimi

O ki, kendilerine ufuk açmıştı. Bazı şeyleri remzen söylemişti. Siz işinize bakın. Ne emredilirse onu en güzel şekilde yerine getirin, demişti. Başınıza kim geçerse geçsin.. diyerek idarecinin çok önemli olmadığını, Hz. Üsame'yi, Hz. Ebu Bekir ve Ömer'in olduğu orduya kumandan tayin ederek göstermişti. Hz. Zeyd'i de bir orduya tayin etmiş, kendi amcasının oğlu Cafer'i onun emrine vermişti. Halasının oğlunu da onun emrine vermişti. Hz. Halid, Müslüman olduktan kısa bir zaman sonra Hz. Ömer'in olduğu bir orduya kumandan tayin edilmişti. Aynı şey, Hz. Amr b. As için de geçerliydi. O da, emrinde ashabın ileri gelenleri olmak üzere bir sefere memur edilmişti.

Halifeler Devrinde

Hz. Ebu Bekir devrinde Medine'de kalan Hz. Zübeyr, Hz. Ömer devrinde Şam'a gitmeye memur edilmişti. Oraya, Yermük Harbi hengâmesinde ulaşmıştı. Yermük, ölüm kalım demekti. Yenseler orada kalacaklar, yenilseler Şam'ı terk etmek zorunda kalacaklardı. Bu esnada oraya gelen Hz. Zübeyr orduya taze kan olmuş, savaşın zaferle bitmesinde ciddi gayretleri görülmüştü.

Hz. Ömer, onu buradan Fustat'ın fethindeki Amr b. As'ın kumandasına vermişti. Yedi aydır muhasara edilen Fustat, henüz fethedilmemişti. Onun gelişiyle orduyu Hz. Zübeyr'e bıraktı Amr. Hz. Zübeyr, mancınıklar kurdurup kaleyi taşlamaya başladı. Kalenin etrafına ip merdivenler gerdirdi. Oradan kalenin içine girip kapıları açtılar. Bu ve benzeri kahramanlıklar onun şehadeti aradığı her savaşta sürmüştü.

Hz. Ömer'in dünyasını değişmesinden sonraki Hilafet Şurası içinde de yer alan Hz. Zübeyr, hakkından Hz. Ali lehine feragat etmişti. Hz. Osman zamanında vaktini Medine'de geçiren Hz. Zübeyr, devlet işlerine karışmamıştı. Hz. Osman'ın evinin muhasarası esnasında oğlu Abdullah'ı Hz. Osman'ın kapısında beklemeye memur etmiş, o da orada beklemişti. Onun şehadetinden sonra da namazını kılmış, Haşr-ı Kevkeb denilen mahalde toprağa vermişti.

Ve Sona Doğru

Hz. Ali halife seçilmişti, ama, Medine'deki müfsitler ortalığı karıştırmaya devam ediyorlardı. Ashaptan bazıları, bu karışıklıktan usanıp, Mekke'ye gittiler. Gidenler arasında Hz. Zübeyr de vardı. Orada, hac ifasından dönmekte olan Hz. aişe ile birleşip Basra'ya gitmeye karar verdiler. Tafsili uzun hadiselerden sonra, Hz. Ali ile Hz. Zübeyr karşı karşıya geldiler. Orada Hz. Ali bir hatırlatmada bulundu, "Ya Zübeyr", dedi, "hatırlar mısın; bir gün Medine'de ikimiz el ele tutuşmuş yürürken Efendimiz karşıdan geldi. İkimize baktıktan sonra sana dönerek, 'Ya Zübeyr, Ali ile senin aranda bir şey geçecek; ama o gün sen haksız olacaksın' buyurmuştu?" Zübeyr birden donakaldı. Evet, hatırlamıştı. Ama bugüne kadar unutturan unutturmuştu. Hemen yüz geri etti. Medine'ye doğru yola çıktı. Kendisine, 'bu kadar insanı toplayıp şimdi de bırakıp gidiyor musun?' dedilerse de büyük bir hakperestlik örneği göstererek, kınamalara aldırış etmedi. Medine yolunda iken, nurdan nasipsiz İbn Cürmüz isimli bir şahıs, peşine düşüp, onu hem de namazda iken şehit etmişti. Şehit edildiği sırada 66 (veya 67) yaşlarındaydı (Rahmetullahi aleyhi rahmeten vasia).

İbn Cürmüz, gelip Hz. Ali'ye onu öldürdüğünü söyledi. 'Şu kılıcım' dedi, 'onun başını kesti.' Karşılığında bir şeyler alabileceğini umuyordu. Gerçi istediğine nail olmadı, ama Hz. Ali onu bir şeyle, Peygamber Efendimiz'in bir sözüyle müjdeledi: 'Safiyye'nin oğlunun katiline cehennemi müjdelerim.'

İlmî Faaliyeti

Allah korkusu ve Hz. Peygambere saygısından ötürü çok az hadis rivayet etti. Rivayet ettiği hadislerin sayısı 38'dir. Oğlu, bunun sebebini sorunca, "Oğul! Diğer arkadaşlarımın şahit olduğu şeylere ben de şahit oldum. Ama ben Efendim'den şunu duydum, 'kim bana bilerek yalan isnat ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.' Ben bunun için hadis rivayet edemedim." demişti.

Ticaretle uğraştığı için Medine'nin sayılı zenginleri arasında yer almaktaydı. Nakledildiğine göre Hz. Zübeyr'in bin kadar kölesi vardı. Onların kazançlarının tamamını Allah yolunda tasadduk ediyordu. Peygamber Şairi Hassan b. Sabit bu durumunu bir şiiriyle medhetmişti. Ciddi bir serveti olmasına rağmen, orta halli bir hayat sürdü. Dünya ile işinin fazla olmasını arzu etmedi.

Hayatı boyunca beş hanımla evlenen Hz. Zübeyr, bunlardan 18 çocuk sahibi olmuştur.

Allah bizleri onların sevgisinden ve şefaatlerinden mahrum etmesin. (amin)

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :