Hit (3928) M-1650

Matbaanın Osmanlıya İlk Kez Girişi

Yazar Adı : İlim Dalı : Basın
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2010-03-16 Güncelleyen : /0000-00-00

Matbaanın Osmanlı'ya İlk Kez Girişi


Türklerden Matbaayı İlk Kuran Mühtedî: İbrahim Müteferrika
Matbaanın en çabuk geliştiği yer, Orta Avrupa’da Macaristan olmuştur. Zikri geçen coğrafyada doğan İbrahim Müteferrika (1674-1745), başlangıçta basım sanatıyla olmasa da basımeviyle uğraşan bir mühtedîdir. Nitekim İstanbul’da basımevinin açılmasında kendisine yardımcı olup kolaylık gösteren Sadrazam İbrahim Paşa ve Yirmi Sekiz Mehmet Efendi’ye basımevi açılması düşüncesini getiren de o olmuştur.
Macaristan’ın Kolozsvar şehrinde (bugünkü Romanya’da Cluj) 1674’te doğan Müteferrika, Hıristiyan Kalvinist mezhebine bağlı fakir bir aileye mensuptur. Kalvinist okulunda rahip olmak için 1672 yılında Thököly İmre’nin, şehri ele geçiren Habsburglara karşı isyanı sırasında Osmanlı ordusunca esir alınmış, akabinde İstanbul’da esir olarak satılmıştır. Bir müddet sonra, asıl adı bilinmeyen Müteferrika Müslüman olmuş ve İbrahim ismini almıştır.
İslâmî ilimleri kısa zamanda öğrenen İbrahim, ilmiye ve kalemiyede hızla yükselmiştir. Hatta Müslümanlığı savunmak amacıyla Risâle-i İslâmiye ismiyle bir eser telif etmiştir. Sonunda müteferrikalığa (padişah, sadrazam ve vezirlerin emirlerini götüren kimse) ve hacegân (yüzbaşı rütbesinin karşılığı olan sivil bir rütbe) rütbelerine kadar yükselmeyi başarmıştır.
Müteferrika’nın 1719 yılından itibaren matbaa alanında bazı denemeler yaptığı ve bu çerçevede Yahudi harf dökümcüleri, basımcı ve dizgicilerle bir takım görüşmelerde bulunduğu ihtimal dahilindedir.

Türkiye’de Matbaanın Kısa Serüveni
İbrahim Müteferrika, basma sanatının gerekliliği ile ilgili hazırladığı raporunda, bu sanatın Osmanlı’da çok eskiden beri var olduğunu bildirir. Arap harfleriyle eserlerin basıldığını ve bunlarda bir takım yanlışlıkların bulunduğundan da bahseder. O, basma sanatının Osmanlı coğrafyasında yaygınlık kazanmasının ve gecikmesinin sebeplerini bilmektedir. Zira bu sanat sayesinde, Müteferrika’dan çok önce (en aşağı 234 yıl kadar önce) Osmanlıca’dan başka bir dille, 218 yıl önce Arap harfleriyle Avrupa’da; 130 yıl önce de İstanbul’da, Osmanlıca olarak eserler basılmıştır. İstanbul’un fethinden kısa bir süre sonra matbaacılık, Yahudiler tarafından başlatılmıştır. Nitekim ilk matbaanın teşkili, II. Beyazıt döneminde Yahudiler tarafından gerçekleştirilmiştir.
İtalya’da İbranî harflerini 1480 yılında döken Yahudiler, 1493 yılında İstanbul’da kurdukları matbaalarda eserler basmışlardır. Bu eserlerden örnekler, günümüzde Yahudilere ait olan 500. Yıl Müzesi’nde sergilenmektedir. Yine, birkaç yıl sonra 1500 veya 1515 yılında Selanik’te İbranî basımevi açılmış, arkasından 1579 yılında İstanbul’da başka basımevleri faaliyete geçirilmiştir. Bununla birlikte, Sivaslı Apkar isminde bir Ermeni de, Venedik’te matbaa sanatını öğrendikten sonra, 1567 yılında İstanbul’da bir basımevi kurmuştur. 1627 yılında ise, Nicodimus Metaxaas ismini taşıyan bir Rum papaz da bir matbaayı işler hâle getirmiştir. Bu zatın ilk bastığı eser, Yahudiler Aleyhinde Küçük Risâle adını taşıyan bir kitap olması, matbaanın neden Osmanlı coğrafyasında yeterince gelişmediğinin de işaretlerini verir.
Matbaaya Karşı Yapılan Hareketler Dinî Olmaktan Ziyâde Siyasîdir
Osmanlı’da matbaaya karşı yapılan eylemlerin merkezinde hiçbir zaman din mensupları ve kurumlarının varlığı söz konusu olmamıştır. Bu cenahtan matbaaların kapatılmasına veya yaktırılmasına yönelik bir talep vaki değildir.
Matbaaların açılması için gerekli olan bürokratik iki işlem hiçbir sıkıntı yaşanmadan hayata geçirilmiştir. Bunlar Şeyhülislâm’ın fetvası ile padişahın fermanıdır. Matbaanın kurulması padişah ve sadrazamın desteği ve himayesinde gerçekleştiği için fetvanın ve fermanın çıkmasında herhangi sorun çıkmamıştır. Bununla birlikte ulemadan gelen bir direnç de vaki olmamıştır.
Şeyhülislâm Abdullah Efendi’nin fetvası gecikmeden çıkmış ve ulema çevresinden on bir kişi de ilk eserin başına takrizler yazmışlardır. Hatta Şeyhülislâm, İbrahim Müteferrika’ya basılmasını arzu ettiği iki eserin de isimlerini vermiştir. Yani matbaalarda kitap basılmasının İslâm’la veya İslâm hukukuyla bir aykırılığının bulunduğuna dair kimse bir söz söylememiş ve eylemde bulunmamıştır.
Matbaanın tashih/düzeltme (muhtemelen Arapça çevirilerin kontrolü) işlerini yürütmek amacıyla ulemadan üç kadı ve biri de Mevlevî şeyhi olmak üzere dört kişi vazifelendirilmiştir. Matbaanın açılma ve faaliyete geçme aşamalarında ulemadan veya seyfiyeden (ordudan) bir baskı ve tazyik gelmemiştir. Ancak fetva ve fermanda, matbaalarda sadece din ilimlerinin dışındaki ilimlerin, yani fen ya da pozitif ilimlerin üzerinde kaleme alınmış eserlerin basılması zikredilmektedir.
Matbaaların Osmanlı’ya geç gelmesinin sebepleri içerisinde sıkça geçen bir hususta, ülkedeki sayısı 80.000’i bulan (6.000’i İstanbul’da) hattatların işlerinin kaybedeceği ile ilgili kaygıdır. Bu endişenin temellerini ve köklerini Fransa’da aramak mümkündür. Zira Paris’te 6.000 müstensih ve kitap ressamı işlerini kaybetme kaygısıyla matbaayı “şeytanî bir sanat” olarak niteleyerek karşı çıkmışlardır.
Osmanlı’da ise böyle bir endişeyi gerektirecek bir ortam yoktur. Çünkü matbaalarda basılacak eserlerin, şer’î ilimlerle alakalı olmaması gerekmektedir. Yani basımevlerinde basılacak olan kitaplar Kur’ân, hadis, tefsir, kelâm ve fıkıh ile ilgili alanların dışındaki eserler olmak zorundaydı. Dolayısıyla hattatların işsiz kalması gibi bir mesele söz konusu değildi.
O halde matbaanın Osmanlı’ya geç gelmesi ve yeterince gelişmemesinin sebebi nedir? Bu sorunun cevabı, dinî bir mesele olmaktan ziyade siyasî bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.
Azınlıklar (Yahudi, Ermeni ve Rum) ve Matbaa
Matbaacılığa karşı getirilen sınırlamalar, dinî olmaktan ziyâde, azınlıklar (Yahudi, Ermeni, Rum) ve bunların mensup olduğu dinlerin arasındaki rekabetten kaynaklanmaktaydı. Dolayısıyla matbaa, azınlıkların birbirlerine karşı kullandıkları siyasî bir propaganda aleti/enstrümanı haline dönüşmekteydi.
“İbranice kitap basımının, İspanya’da zorla Hıristiyanlaştırılan ve “Marrano” denilen Yahudilerin Portekiz’den yeniden eski dinlerine dönenlerden birçoğunun Türkiye’ye, bir kısmının Portekiz’den Amsterdam’a, bazılarının İtalya yoluyla İstanbul’a ve Selanik’e geldiği biliniyor. Yeniden eski dinlerine dönen Marranolar arasında Hıristiyanlıklarından kalma inançların kaldırılması, gerçek Yahudilik’in canlandırılması gibi düşüncelerin İbranî matbaacılığı üzerinde etkisi olmuştur. İbranî matbaacılığı, henüz matbaacılığı almamış olan Ortodoks Hıristiyanlara değil, 17. yüzyılda Osmanlı topraklarında yoğun bir din propagandası başlatmış olan Katoliklere karşı direnişin de etkisi altında kalmıştır. Matbaanın, 1655’ten önceki yıllarda başlayan Yahudi Mesihçiliğinin çıkışında da rol oynamış olduğu” (Berkes, 59) söylenebilir.
Diğer taraftan matbaanın Ortodoks Hıristiyanlar arasında meydana getirdiği din tartışmalarının siyasî neticeleri söz konusudur. Bununla birlikte matbaa, Ermeni cemaati arasında da benzer anlaşmazlıklar ve çatışmalara sebebiyet vermiştir. Osmanlı İmparatorluğu içindeki Yahudi ve Hıristiyan azınlıkların din işlerinde ortaya çıkan sarsıntılar, yöneticileri siyasal meseleler olarak meşgul etmiştir. Osmanlı devlet adamlarının matbaaya yönelik girişimlerini bu tür siyasal sebeplerle izah etmek daha makuldür. Dolayısıyla matbaaya karşı sınırlamaların, İslâmlılıktan ziyade Osmanlılık sebebiyle ortaya çıktığı görülmektedir. Benzer siyasal sonuçlar vaki olmadığı müddetçe, Osmanlı İmparatorluğu’nda matbaalara ve buralarda basılmış eserlere karşı olumsuz hiçbir girişimde bulunulmamıştır.
Şu halde, Osmanlı’da matbaa, dinî bir sorun değildir. Bu meseleyi, teknik, ekonomik ve siyasal bir problem olarak görmek daha gerçekçidir. Ulema veya Müslüman dinî çevrelerden matbaaya karşı herhangi bir hareket olmamıştır. Bununla birlikte ilk olarak 31 Ocak 1729’da basılmış kitapların muhtevalarına bakıldığında bu eserlerin; dil, tarih, coğrafya, müspet bilimler, askerlik sahalarında kaleme alınmış olduğu görülmektedir. Matbaada basılan ilk on kitabın, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri bir yandan İran’la, öte yandan Avrupa devletleriyle olan ilişkilerinin tarihini inceleyen eserler olması da dikkat çekicidir.
Ayrıca Osmanlı’da matbaanın girişinin gecikmesinin sonra da yeterince gelişme göstermemesinin de bir takım teknik ve toplumsal sebepleri bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi, basım sahasında yeterince teknik ilerlemelerin bulunmamasıdır. Diğer yandan İmparatorlukta yeterli kağıt üretiminin olmaması da bir handikaptır. Bu ikisiyle birlikte diğer hayatî bir husus da, basım sanatının gelişmesi ve ilerlemesi için yeterli sayıda bir okuyucu kitlesinin bulunmamasıdır.
Son olarak bahsi geçen problem, bugün de yaşadığımız toplumun ve zamanın en önemli sorunudur. İnsanımızın kitap okumaya olan merakı ve ilgisi gün geçtikçe daha da azalmaktadır. Bu durum eser müelliflerinin azmini zayıflattığı gibi, yayınevlerinin ekonomik olarak güçlerini kaybetmesine yol açmaktadır.


Kaynakça
1 Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Yay. Haz: Ahmet Kuyaş, II. baskı, İstanbul 2002.
2 A. Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, V. baskı, İstanbul 1991.
3 Beydilli, “Matbaa” mad, TDVİA, XXVIII, 105-110, Ankara 2003.
4 Jale Baysal, Müteferrika’dan Birinci Meşrutiyete Kadar Osmanlı Türklerinin Bastıkları Kitaplar, İstanbul 1968.
5 O. Ersoy, Türkiye’ye Matbaanın Girişi ve İlk Basılan Eserler, Ankara 1959.
6 Avram Galanti, Türkler, Yahudiler, İstanbul. ts.
7 Selim Nüzhet Gerçek, Türk Matbaacılığı, İstanbul 1939.
8 T. Halası Kun., “İbrahim Müteferrika” mad, İslâm Ansiklopedisi, V/2, 896-900, İstanbul 1993.
9 Ferit Devillioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, yay. haz: A. S. Güneyçal, XIII. baskı, İstanbul 1996.

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki :