Hit (3450) M-1637

Öğr. Gör. Dr. Muhammed Abay İle Söyleşi

Yazar Adı : İlim Dalı : Söyleşi
Konusu : Dili : Türkçe
Özelliği : Makale Türü : Müstakil
Ekleyen : Nurgül Çepni/2009-10-13 Güncelleyen : /0000-00-00

Öğr. Gör. Dr. Muhammed Abay İle Söyleşi

B:Muhammed abay kimdir?Buralara kadar nasıl gelmiştir?

M: Babasının oğlu dedesinin torunu :)...Muhammed Abay’ın hayatı 1967 yılının bir yaz günü, Temmuz ayında Sakarya ilinin Hendek ilçesinin Soğuksu köyünde başlamış. Tabi bizim doğumumuza Dünya dayanamamış 20 gün sonra bir sarsıntı geçirmiş, meşhur Sakarya depremi.. Neyse.. Çocukluğum köyde geçti, izahlı istiyor musunuz? (bizden evet sesleri)...

Efendim işte çocukluk yıllarımız köyde geçmiş, köyde ne yapar bi çocuk sabahtan akşama kadar oynar. Ben ne yapmışım çocukluğumda? Efendim, benden iki buçuk, üç yaş küçük bi yeğenimle beraber çobanlık yaptım. Hep yaşıtlarım çobanlık yaptığı için birlikte çelik çomak, tıkız oynardık. Çobanlık yaparken ilginç bi olay olmuştu; Yeğenimin bi tane çoraplı koyunu vardı, ayakları kahverengi olduğu için çoraplı koyun derdik ona, o koyun bir başka sürüye karıştı.

Bende koyunu diğerlerinden ayırmaya çalışıyorum, o sürüde de çok vuran bi koç vardı, ben onu fark etmedim, bana arkadan bi tane vurdu, ben yerde bi iki takla attım, sonra yağladım tabanları, arkama bile bakmıyorum, yaklaşık bir km sonra soluğu almışımdır. Çobanlığın da böyle tehlikeleri var işte… Okula başlayıncaya kadar çobanlıkla meşgul oldum.

Babamın anlattığına göre okula başlamadan önce babamla birlikte ben üç-dört yaşlarındayken İstanbul’a gitmek için trene binmişiz. Körfezden geçerken gemiler varmış. Babam bana sormuş ‘bunlar ne?’ diye. Ben tabi daha gemi görmemişim hiç, bizim köyde sadece kayıklar vardı, ‘aa! Ne büyük kayık bunlar!’ demişim. Babamda ‘bunlar kayık değil gemidir’ demiş. Sonra köye geri dönerken babam bana gemiyi göstererek ‘aa! Ne büyük kayık!’ demiş. Ben de ‘o kayık değil, gemi’ demişim. Babam ‘senin okuyacağını o zaman anladım’ der hala. Okula başlayınca köydeki ilkokulda, Soğuksu İ.Ö.O. (Adapazarı’nın ilk ilkokulu)nda okudum.

Öğretmenim babamın dayısının da oğludur, akrabamızdır yani. Tabi akrabamız diye torpil geçmezdi, kendi kızı da bizim sınıftaydı ona bile geçmemiştir, adaletli biriydi. Biz ilkokula başlamadan önce okumayı söktüğümüz için, sınıfta üç-beş kişiydik, öğretmenimiz bize ‘siz bunları biliyorsunuz, siz dışarıda oynayın’ derdi. Biz de çıkar meşhur oyunumuz önden koşmaca oynardık. Sonra sakızların içinden çıkan Tipi tip resimleriyle falan oynardık. Tabi başka nasıl oynanacak? O zamanlar şimdiki gibi oyuncaklar yoktu. O zamanlar oynayacağımız oyuncakları bile kendimiz yapardık.

Çember çevirmece oynardık, tabi şimdiki gibi belde çevirmezdik, öyle bişey ne gördüm ne duydum, elimizde çevirirdik. Telden araba yapardık. Tabi bunlar televizyon gelmeden önceydi, TV’nin üzerimizde etkisi çok olmuştur, özellikle Amerikan filmlerindeki kovboylar bizi çok etkilerdi. Kovboyculuğu o zamanlar çok oynardık, işte kovboylar gibi giyinirdik, tahtadan silah yapardık falan. Bide lastik top vardı iki kere oynarsın, üçüncüde patlar. Patladıktan sonra hiçbir işe yaramaz, patlamadan öncede hiçbir şeye yaramaz ya. Tekmeyi vurursun gitmez öteye, çünkü içi boştur, neyse. Römorklu kamyon yapardık. Hep kendi imalatımızdı, hatta bazı oyuncakları şimdi çocuklarıma yapmışımdır. Basit ama ilgi çekiyor. Çocukluk yıllarım zevkli geçmiştir. Gençlik yıllarımın pek zevkli geçtiğini söyleyemem. Adapazarı’nda imam hatibe başladım. Okulun ilk günü gittik, binaya girdik. Adapazarı imam hatip lisesinin çok uzun koridoru vardır, git git bitmiyor, neyse sonra bitti, mahşer gibi bi meydana çıktık, bir sürü öğrenci. Hepsi sıraya girmiş, babam oradaki hocalardan birine adımı söyledi, hoca ‘1C, şuraya’ dedi ama gösterdiği yeri de anlamadım geçtim öyle. İşte 1. sınıfta teyzemlerde sonraki yıllar yurtta kaldım. Zaten evden okula, okuldan eve hep böyle geçti, yazında bağ bahçe derken lise yıllarım geçmiştir. Renkli ve ilginç değildir yani. Zaten aileden uzakta kalmışım, başlarda teyzemlerdeyim ama sonraki yıllar yurtta kaldım. Gerçi bunun faydası da yok değil. Düzen sağlıyor hayatında. Mesela ben askerliğimi otuz üç yaşında yaptım, yatılı hayatına alışık olduğum için ortam beni yormadı. Bunun dışında lise-2’de hentbol takımındaydım. İşte böyle geçti bu yıllarda. ÖSS, ÖYS falan derken sınavlara girdik.

Aslında ben bilgisayara çok meraklıydım bu yüzden bilgisayar mühendisliğini istiyordum. Ama imam hatip lisesi olduğum ve gördüğüm dersler yeterli olmadığı için sınavda sayısaldan mühendislik kazanmam çok zordu. Babamda tıp okumamı isterdi. Bende hiç sevmem tabiatıma da uygun değil. Geçenlerde çocuğumdan kan alacaklar, hemşire iğneyi sokuyor, damarı bulacak, çevirip duruyor, az daha bayılıyordum.Ama babamın zoruyla yazdık o zaman. Başlar tıp sonrakiler elektronik, ilahiyatta 16. sırada, tercihi yaptık. Sınava girdik, sonuçlar açıklanacak, babam benden heyecanlı, sabahın köründe gitmiş, bende öğlene doğru gittim gazete alacağımda bakacağım. Babamla karşılaştık, babam kazanmışsın hayırlı olsun dedi, daha sonra geldik işte monoton bi hayat:)...1989 yıllarında da mezun oldum.

B:Neden tefsir hocam?

M:Belli bi sebebi yok. Ben zaten tefsir ve hadisle ilgilenmeyi seviyordum, hani şundan dolayı diyebileceğim özel bi sebebi yok. Son yıllarda da tefsirle meşgul oluyordum. Bu yüzden yüksek lisansta tefsir seçtim.Bursa’da yüksek lisans sınavına girdim, birincilikle kazanıp orada yüksek lisansı tamamladım. Daha sonra 1993’te tefsirden doktora yaptım. 1995 senesinde ailemle birlikte Ürdün’e MEB verdiğinin burs doğrultusunda dil eğitimi için gittim orada aslında bir yıl kalacaktım ama üç ay kaldım. Düzey belirleme sınavına girdim, en yüksek kuru kazandım ama o kurdakilerin bile Arapçası benden kötü, orada ne Arapçası öğrenecekmişim bende, bir kere girdim derse bi daha girmedim. Sonra geldim, Bursa’da araştırma görevlisi sınavına girdim, kazandım, araştırma görevlisi olarak Bursa’da iki buçuk üç sene kadar kaldım. Sonra zaten buradan bilgisayar dersi vermem için çağırdılar, gelir misin dediler bende geldim.

B:Peki hocam tefsir ile ilgilenirken neden bilgisayara yöneldiniz?

M:Zaten gençliğimden beri bilgisayara bi merakım vardı. Tabi o zamanlar bilgisayar yoktu direk ama elektronik gereçler benim çok dikkatimi çekerdi. Adapazarı’nda bazı kırtasiyelerin vitrinlerine koyarlardı bilgisayarları, tabii şimdi ki gibi değil. O zamanlar hesap makinesinden biraz daha gelişmiş vaziyette. Daktiloyu andıran bişey, TV’ye bağlayarak kullanıyorsun. Sadece vitrinlerde görüyorsun, o kadar meraklıydım ki, dersten çıkınca o bilgisayarları seyretmek için vitrinlere koşardım. Dergilerde verilen bilgisayar resimlerini keserdim, o sıralar bi dergi vardı, radyo nasıl yapılır, lehim nasıl olur gibi elektronik konuları anlatırdı. Bende bişey hafif bozulsun, tamir edeceğim diyerek alır, iyice bozardım.

Meraklıydım o zamanlardan elektroniğe. İlk bilgisayarla karşılaşmam ÖSS puanımı hesaplatırken olmuştu, ikinci karşılaşmam ise arkadaşlarla bi büyüğümüzden bilgisayar dersi aldığımız zaman oldu, tabi 20 kişiye bi bilgisayar, o iş yarıda kaldı. Gerçek manada bilgisayarla tanışmam 1992 senesinde oldu, öyle işte merakım vardı bilgisayara. Zaten doktora dönemimde de Hasan Hoca’yla Mısır’a gittik, orada bilgisayar işiyle meşgul olduk. İçli dışlıydım bilgisayarla. Teklif gelince kabul ettim, hem seviyorum bilgisayarı hem de ailem adapte olamamıştı Bursa’ya. Aslında bu durum benim için bi dezavantajdı, çünkü buraya bilgisayar derslerine girmek için geliyorum, Bursa İlahiyat’ta önüm açıktı, şimdiye profesör bile olmuş olabilirdim. Ama kısmetmiş geldik.

B:Hocam din hizmetinde bulunanlara teknolojiden nasıl faydalanabilirler, neler öneriyorsunuz?

M:Din hizmetinde bulunanlar teknolojiden ne kadar uzak dururlarsa Allah’a o kadar yakın olurlar. İlk tavsiyemiz bu. Tecrübelerim sonunda ‘ teknolojiye uzak olan Allah’a yakın olur, yakın olan uzak olur’ felsefesini benimsedim. Şimdi din görevlileri şunları şunları yapsın diye özellikle belirteceğim bir şey yok, o birazda kişinin yaratıcılığına kalmış. Mesela bir vaiz bir şeyler anlatırken bilgisayar ve projeksiyon aletinden yararlanabilir. Ya da bir hoca Kur’an öğretirken aynı şekilde harfleri yansıtarak öğretebilir. Tabi bunları yapmak için ilk önce bilgisayarı öğrenmek lazım.

Yapılacak olan için uygun programı bulmak gerekir, yoksa yaptığımızın bi faydası olmaz. ‘Vusulsüzlüğümüz, usulsüzlüğümüzdendir’ dememek için ilk önce bilgisayarı öğrenelim. Öğrendikten sonra yavaş yavaş zaten projeler ortaya konmaya başlıyor. Mesela ben Kur’an-ı Kerim ve araştırmacıların işine yarayacak bilgi alt yapısı çalışmaları hazırlıyorum; her araştırmacı bir yerden başlamak zorunda, işte yapacağım çalışma onların yapacağı çalışmaların başlangıç noktası olacak. Din hizmetlerinde böyle kullanmaya çalışıyoruz ve alanımız için oluşturulan programlardan faydalanmaktayız. Yine söylüyorum, bilgisayarla mümkün olduğunca az muhattap olalım; hem insanın zihnini yorup unutkanlık, hem de insanı aceleci yapıyor. Ayarı tutturmak lazım.

B: Hocam inşallah tavsiyelerine uymaya çalışacağız, bize vakit ayırıp, sorularımızı cevaplandırdığınız için çok teşekkürler, Allah(cc) sizden razı olsun

M:Ben teşekkür ederim, cümlemizden.. .............

Merve AKKOÇ-Elif KARACA

Marmara Üniversitesi

İlâhiyat Fakültesi

Yayınlandığı Kaynak :
Yayınlandığı Dergi :
Sanal Dergi :
Makale Linki : http://www.eilahiyat.com/roeportajlar/536-gr-muhammed-abay-e-syi.html