Hit (1159) KUR-1973

Kütahya Mevlevihanesi

Kurum Türü : Mevlevihane Kurucusu :
Eğitim Dili : Kuruluş Tar :
Ülke / Şehir : / Kütahya Özellik :
Ekleyen : /2014-09-25 Güncelleyen : /2014-09-26
Kütahya Mevlevihanesi

XIV. yüzyılın sonunda kurulan ve XIX. yüzyılın sonlarında yeniden inşa edilen mevlevîhâne.
Kütahya
il merkezinde Börekçiler mahallesinde Dönenler (eski Kapanaltı/Tahıl-pazan) meydanının güneybatısında yer alan mevlevîhâne, erken dönem mevlevîhâneleri olan Konya ve Afyonkarahisar'dan sonra üçüncü merkezdir. Şecerelere bani ve ilkpostnişin olarak geçmiş bulunan Celâleddin Ergun Çelebi'den (ö. 775/1373) dolayı Erguniyye Dergâhı, Ergun Çelebi Zaviyesi ve Zâviye-i Erguniyye adlarıyla da bilinmektedir.
Kuruluşuyla ilgili rivayete göre mevlevîhânenin çekirdeğini, 1237-1243 yılları arasında Emîr İmâdüddin Hezâr Dînârî tarafından inşa edilen Hezâr Dînârî Mescidi meydana getirmektedir. Önce Celâleddin Ergun Çelebi'nin, ardından diğer postnişinlerin buraya defnedilmesiyle adı geçen mescid Ergun Çelebi Türbesi'ne dönüşmüş, kuzeyine de semahane inşa edilip mevlevîhânenin ilk kuruluşu gerçekleştirilmiştir.
Mevlevîhânenin şeceresi incelendiği zaman idaresinde açıklanamayan büyük boşluklar, dolayısıyla faaliyetinin kesildiği veya zayıf olduğu dönemler görülür. Şeyh vekili Hasan Ulvîel-Mevlevî'nin 1909 tarihli mektubunda, bani ve ükpostnişin Celâleddin Ergun Çelebi'den sonra oğlu Burhâneddin İlyas Çelebi ile amcazadesi Zeynüddin Çelebi'nin (ö. 827/1424) posta oturdukları, ancak Timur vak'ası, Kara-manoğullan istilâsı ve II. Yâkub Çelebi'nin ölümünün (832/1429) ardından Kütahya'nın Osmanlılar'ın idaresine geçmesi üzerine aileden mevlevîhâneyi idare eden İlyas Paşa'nın evlâtlarının Konya ve başka yerlere göçüp mevlevîhânenin bir türbe-dara bırakıldığı anlatılmaktadır. 9S0'ye (1543) kadar geçen 125 yıla yakın süre boyunca boş kalan posta Kütahyalı İbrahim ve Mehmed dedeler oturup dergâhı tekrar faaliyete geçirmişlerdir. Bundan sonra dergâh 1601-1689 arasında, Mevlânâ Dergâhı'nın on yedinci postnişini III. Muhammed (Küçük) Arif Çelebi'nin kızı mesnevîhan Kâmile Hanım ile oğlu Hüseyin Çelebi ve kızı şair Hâce Fatma Hanım tarafından yönetilmiştir. Dergâhın ilginç tarihi boyunca Karahisar Mevlevî-hânesi'nde olduğu gibi burada da Şeyh Küçük Hüseyin Çelebi'nin yerine iki kadın vekâleten postnişinlik etmiştir. Postnişin listesine göre bunun arkasından mevlevîhâneyi sonuna kadar Hüseyin Çelebi'den gelen çelebiler idare etmiştir. Ancak arada yine yönetim boşlukları olmuştur. Meselâ 1791'de Abdürrahim Atâ Çelebi'nin oğlu Mehmed Sâib Çelebi on bir yaşındayken posta geçtiğinde ve 1895'te İdris Hamdi Çelebi'nin Ölümünden sonra küçük kardeşi Ergun ve oğlu Sâkıb büyüyünceye kadar dergâh Hasan Ulvî, Âmil Çelebi, Ahmed Remzi Dede gibi vekiller tarafından yönetilmiştir. 1. Dünya Savaşı'nda Sâkıb Dede'nin Şam'daki Mevlevî alayına sadece on bir dervişle katılmış olması, komşu âsitâneler olan Bursa'nın altmış yedi ve Karahisar'ın altmış üç dervişle katıldığı göz önüne alınırsa Kütahya Mevlevîhânesi'nin bu dönemde nüfus ve faaliyet bakımından son derece zayıf durumda bulunduğunu gösterir.
Sefîne-i Nefîse-i Mevieviyân'ın yazarı Mustafa Sâkıb Dede. Ali Nutkî ve Abdülbâki Nasır dedelerin babası olan Yenikapı Mevlevîhânesi postnişini Sey-yid Ebûbekir Dede, Galata Mevlevîhânesi postnişini Kudretullah Dede'nin babası Yenikapı Mevlevîhânesi aşçıbaşısı Seyyid Ahmed Salih Dede, hattat-şair Pesendî Hacı Ali ve Cafer dedelerle şair Derviş Hü-sam bu ocakta hizmet etmiş olan ünlü simaların bazılarıdır.
XIX. yüzyıldan önce mevlevîhânenin ne tür binaları ihtiva ettiği belli değildir. Ancak Ergun Çelebi'nin kurduğu kütüphane ile (Vahîd Paşa Kütüphanesi'ne nakledilmiştir) XV. yüzyılda inşa edilen Ey-demir Vakıf Hamamı'ndan meydana gelen bir kuruluş olduğu bilinmektedir. Mevlevîhâne 1812'de onarım geçirmiş, 1814'te bitişiğindeki evin şeyhlerin ha-rem-selâmliğı olarak vakfedilip külliyeye ilâve edilmesinden sonra 1838 -1839 yıllarında yeniden inşa edilmiştir. 1841-1842'de Abdülmecid döneminde tekrar onarılmış, 1848'de postnişin Hacı Abdülkadir Efendi tarafından çeşmeleri tamir edilmiş, 1887-1889 yıllarında II. Abdül-hamid'in emri üzerine yeniden yaptırılmıştır. Zamanla harap olan yapılar topluluğundan semahane 1959'da esaslı bir onarımla ve Dönenler Camii adıyla kullanılmaya başlanmış, 1964 ve 1972 yıllarındaki onarım ve ilâvelerle günümüze intikal etmiştir.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan 1284 (1838) tarihli iki krokiye göre mevlevîhânenin yeniden düzenlenmesiyle birlikte külliyenin cümle kapısı kuzey yönünde açılmış ve güneyde yer alan eski cümle kapısı muhtemelen hareme mahsus bir arka kapı niteliğine dönüştürülmüştür. İki katlı, kare planlı bir çeşit çadır örtüsü çatının gizlediği bağdadî yalancı kubbe ile örtülü olması gereken ahşap karkasli, hımış semahanenin yan ve ön cephelerinde iki sıra dikdörtgen pencere açılmış ve kuzey cephesinin ortasındaki giriş kapısının üstüne galeri katından kullanılan, köşk denilen bir pencere yerleştirilmiştir. Semahanenin ortasında yer alan iki kat yüksekliğindeki dairevî semâ meydanı, yuvarlak kesitli ve "nezr-i Mevlânâ" sayısına uygun olarak on sekiz sütunun taşıdığı bir bağdadî kubbe ile örtülüdür. Semahaneye girişi sağlayan kapı ile eksenindeki türbeye yapışık mihrabın iki yanında kesintiye uğrayan züvvâr mahfilleri meydana göre daha yüksektir. Galeri katına çıkışı sağlayan merdivenin adı geçen krokilerde gösterilmemesine karşılık bugün olduğu gibi kapının sağ tarafında bulunduğu tahmin edilebilir.
Mevcut iki krokide ilkinde çadır örtülü, ikincisinde kırma çatılı olarak farklı örtü sistemleriyle gösterilen tek katlı, dikdörtgen planlı küçük türbenin bu tarihteki içi ve girişi hakkında yeterli bilgi yoktur. Ancak türbe girişinin semahanede olduğu gibi eski giriş yolu üzerinde ve harem bahçesine bakan doğu cephesinde bulunduğu söylenebilir Bu tarihlerde türbe ile semahanenin içten bağlantılı olmadığı anlaşılmaktadır.
Semahane- mescid dışarıdan kare planlı, iki katlı, üç tarafında iki sıra halinde pencereli, zemin katı kısmen kagir, üst katı ahşap yüksek bir yapıdır. Cephe ortasında semahaneye girişi sağlayan çıkmalı cümle kapısının üstünde İki çini levha görülür. Alttaki büyük olanında kobalt mavi üzerine beyaz iri ta'lik hatla "Yâ Hazreti Ergun" yazılı olupketebesinde Halil Mahir imzası bulunmaktadır. Bu levha 1887-1889 yenilemesinde konulmuş
olmalıdır. Alttaki küçük levhada da lâcivert üzerine mavi ve kiremit renkli rûmî spirallerle süslenmiş beyaz ta'likle "Yâ Hazret-i Mevlânâ" yazılı olup Cumhuriyet dönemine aittir. Semahanenin iki yan cephesinde sadece altlı üstlü on dört dikdörtgen pencere, arka cephede ise güney köşesine yakın dış merdivenle ulaşılan ikinci kattaki kadınlar mahfilinin giriş kapısı dışında sağır bir cephe düzeni görülmektedir. İçten bağdadî yalancı bir kubbe ile örtülü semahanenin kiremitle kaplı kırma çatısının ortasına sekizgen planlı kasnakla yükseltilmiş, her yüzünde birer basık kemerli pencere olan, piramidal çatı ile örtülü bir fener kubbe oturtulmuştur. Tepesinde ise destarlı sikkeli büyük bir bronz alem bulunur.
14,70 x 14,60 m. ölçülerinde kareye yakın bir alanı kaplayan semahanede düz tavanlı, iki katlı züvvâr mahfıliyle çevrili, sekiz ahşap direk ile taşman, yüksek kasnaklı bağdadî bir kubbe ile örtülü, 9 m. çapında dairevî bir semâ meydanı mekânın merkezini teşkil eder. Bursa, Yenikapı, II. Manisa, Kahire âsitâneleriyle II. Samsun zaviyesi de böyle dairevî planlı, galeriyle çevrili ve kubbe ile örtülü orta semâ mekânına sahiptiler. Günümüzde bunlardan sadece Kütahya ve Kahire mevlevîhânelerinin semahaneleri ayaktadır. Bu Özelliği sebebiyle Kütahya Mevlevîhânesi'nin semahanesi istisnaî bir örnek teşkil eder. Doğu ve batısından yarım daire şeklinde birer züvvâr sekisiyle çevrili, ahşap döşemeli semâ meydanının zemininin ortasında suyunun şifalı olduğuna inanılan bir kuyu bulunmaktadır. Her katta sekizgen bir kesite sahip sekiz adet mermer taklidi boyalı direk Bursa kemerleriyle bağlanmıştır. Zemin ve galeri katı arasında cümle kapısının üstünde on iki basamakla ulaşılan, ara katı biçiminde ahşap korkuluklarla çevrili balkon şeklinde asma bir mutrip mahfili bulunur. Mükebbire balkonuna İse galeri katının iki orta penceresinden çıkılmaktadır.
Beşik kemerli ve üstü çiçek nakışlı mihrap nişi semahanenin güneydoğu köşe-sindedir. Kapı ekseninde semahane ve türbe duvarlarında açılan sivri kemerler sayesinde iki mekân birbiriyle irtibatlı hale getirilerek mekânın asıl işlevi öne çıkarılmıştır. Türbe ve semahanenin bu ilişkisi nâdir görülen bir özelliktir. Mihrabın sağ tarafına sivri piramit çatılı, tepesi ve sövesi sarıya ve yeşile boyanmış, destarlı sikkeli ahşap bir minber konulmuştur. Türbe girişinin önündeki direkte, altı sivri dilimli ve yuvarlak torna işi korkuluklu bir ahşap mesnevi kürsüsü asılıdır. Semahanenin güneybatı duvarında II. Mahmud'un kabartmalı tuğrası, Halet Efendfnin 1227 (1812), Sultan Ab-dülmecid'in 1257(1841) tarihli tamir kitabeleri asılmıştır.
Semahanenin meydan çevresindeki dalgalı hareketli kemerler san, yeşil, mavi ve kiremit renkleri hâkim olan nakış ve hat tezyinatıyla çok ilgi çekicidir. Cümle kapısının önündeki ışınlı desenli, çıtalı tavanın ortasındaki oval göbeğin içinde yapraklarla çevrili, san ve beyaz natüra-list gül motifli bir kompozisyon yer alır. Mavi mermer taklitli direk başlıkları siyah zemin üzerine "C" kıvrımlı sarı yapraklı motifler ve bordo bir şeritle çevrilidir. Zemin katın yeşil zeminli direk üstü boşluklarında, alttan zarif, san ve beyaz çiçekli girlandlarla çevrilmiş sehpa üzerinde yağlı boya destarlı sikke motifleri görülür. Bu boşlukların üstündeki galeri tabanını meydana getiren san ve beyaz zeminli kuşakta, "Ey kâşif-i esrâr-ı Huda Mevlânâ" mısraı ile başlayan şiir, ta'likle yazılmış Farsça beyitler ve aralarında, destarlı sikkeli motifler üzerinde dikdörtgen kartuşlar içinde "Yâ Hazret-i Mevlânâ" ibaresi bulunur. Kubbe kasnağını taşıyan sütun üstündeki boşluklarda girlandlarla çevrili Ashâb-ı Kehf in isimleri yer alır. Galeri katında bulunan kemerin iç tarafındaki üç boyutlu yeşil - sarı zikzak ve sarı - mavi yaprak motiflerinin canlılığı dikkat çekicidir.
Süslemenin ağırlık noktasını kubbe ve kubbe kasnağı oluşturmaktadır. Kasnak eteğinde, ketebesi Ahmed Mahir Kütah-yavî Tekfurdağızâde imzalı, sülüs hatla yazılmış 1304 (1887) tarihli Âyetü'l-kürsî kuşağı dolanır. Kasnak pencerelerinin altında, perdeli yuvarlak nişler içinde sehpa üzerinde destarlı sikkeli kalem işi motifleri tekrarlanır; pencerelerin arasında kurdeleli girlandlar içinde "Allah", "Mu-hammed" isimleriyle dört halifenin adı yazılıdır. Pencere üstünde bir sıra "C" ve "S" kıvrımlı iri yapraklar arasında sehpa üzerinde vazolu çiçek motifleri vardır. Kubbe göbeğinde de 1304 (1887) tarihli İri sülüs istifli îhlâs sûresi kompozisyonu mevcuttur. Naif sarı çiçek buketleri arasında kıvrımlı üzüm .dallarının yer aldığı zikzak motifli bir şerit bu yazının çevresinde dolanır.
Türbe semahaneden daha eski olup Beylikler veya Selçuklu dönemine kadar indirilebilir. Semahane XIX. yüzyılda esaslı onarımlar ve yenilemeler geçirdiğinden Önceki durumu hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir.
Semahane-mescid mekânının güneybatısına bitişik olan türbe 7.4 x 4,5 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup ortada basit tromplarla geçilmiş bir kubbe ile örtülüdür. Türbe, S m. açıklıklı, geniş basık bir sivri kemerle semahaneye bağlanmıştır. Türbedeki duvar kalınlığı genelde 1 m. olup kalınlık doğu yönünde 1,35 metreye ulaşmaktadır. Mekân, batı ve güney duvarlarının ortasındaki beşik kemerli iki pencereden ışık almaktadır. Hamza Güner'e göre dergâhın banisi ve ilk postnişini Celâleddin Ergun Çelebi ile oğlu Burhâneddin İlyas. Zeynüddin Çelebi, Sâkıb Mustafa Dede, Kâmile, Hâce Fatma ve Havva hatunlar, şeyhlerden Mehmed Muhlis Çelebi, Ali Şâkir Çelebi ve İsmail Hakkı Çelebi ile ailelerinden Mehmed ve Ebûbekir çelebiler. Fatma ve Halime Meliha hanımlar gibi şahısların sandukaları buradadır. İki kademeli, piramidal çatılı türbe alaturka kiremitle örtülmüştür. Çok sayıda onanm geçirmiş olan türbenin mihrap nişi bulunmaması ve dikdörtgen planında mihrabın kıble yönünden hayli kaymış olması eski Hezâr Dînârî Mescidi olduğu rivayetiyle çelişmektedir.
1814'te Reîsülküttâb Galib Efendi, mevlevîhânenin bitişiğindeki evi harem-selâmlık olarak şeyhlerin ikametine tahsis ettirmişti. Arşiv vaziyet krokilerine göre 1254 (1838) tarihli yenilemeden önce harem-selâmlık bölümünü, eski tekke kapısının sağındaki küçük hâmûşânın yanındaki harem kapısından girilen, geniş harem bahçesinin güneydoğusunda, yan yana uzun yamuk dikdörtgen planlı, kırma çatıyla örtülü iki mekân meydana getirmekteydi. 1838-1839 yıllarındaki yenilemede bu iki mekân yıkılıp yerlerine iki katlı büyük bir harem selâmlık, kuzeye doğru birbirine bitişik matbah-ı şerif, hela ve derviş hücreleri inşa edilmiştir.
İki katlı ahşap harem-selâmlık bölümü "L" şeklinde bir plana sahip, üst katın şeyhe tahsis edildiği eski tekke kapısının sağındaki küçük hâmûşâna bitişik bir kapıyla ulaşılan batı bölümünün selâmlığa, doğu bölümünün hareme tahsis edildiği bir bölümlenme sergilemekteydi. Muhtemelen matbah-ı şerif ve derviş hücreleri gibi harem-selâmlık da 1887-1889 yenilemesinde farklı bir planda inşa edilmişti. Harap durumda olan bu harem-selâmlık binası 1972'den sonra yıktırılıp önündeki küçük hâmûşânla güneydeki eski tekke girişi kaldırılarak arsası park haline getirilmiştir.
Semahane İle birlikte II. Abdülhamid dönemindeki büyük onarımda değişik bir planla yeniden inşa edilen matbah-ı şerif ve derviş hücreleri birimi tekkelerin kapatılmasından (1925) sonra harap duruma gelmiş ve 1964 yılında onarılarak bazı iç değişikliklerle Kızılay aşevi haline dönüştürülmüştür. Dikdörtgen planlı bina güneydoğusundaki Eydemir Hamamı'na bitişik olarak inşa edilmiştir. Bugünkü durumda kagir cepheli yapıya, kuzey tarafa daha yakın olan kitabesi sökülmüş beşik kemerli kapı ile ulaşılmaktadır. Yapı, taşkın profil ve kilit taşlı yedi beşik kemerli pencereye ve binayı çepeçevre dolanan iki sıra silmeli taş saçağa sahiptir.
Adres :
Web :