Hit (5248) K-556

Hümayunname ( Kelile ve Dimne Tercümesi )

Yazar Adı : Alaeddin Ali Çelebi ( Vasi Alisi ) İlim Dalı : Türk Dili ve Edebiyatı
Kitap Dili : Osmanlıca Kitap Tipi : Tercüme
Konusu : Sitedeki Kayıt Türleri : Yazma,Baskı
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2008-08-01 Güncelleyen : Fıkıh Dersleri/2008-08-01

Hümâyunnâme (Kelîle ve Dimne Tercümesi)

Alâeddin Ali'ye asırlar boyu sürmüş bir şöhret ka­zandıran, çağının estetik anlayışı için­de göz kamaştırıcı bir üslûp ve imajlar­la ördüğü Hümâyunnâme adlı Kelîle ve Dimne tercümesidir.

Tarihçi Âlî'nin, yirmi senelik bir uğ­raşma sonunda meydana geldiğini söy­lediği Hümayunname’nin yazılış yeri ve tarihi kaynaklarda farklı şekillerde gösterilmiştir.

Aşık Çelebi onu Sahn mü­derrisliğinde, Beyânî II. Bayezid Medresesi'nde, Edirne tarihçisi Ahmed Bâdî de Hüsâmiye (Ekmekçi Köylü) Medresesi'nde iken yazdığını ileri sürerse de Mütercimi Hümâyunnâme Üç Şerefeli'deki Atik Medrese'de iken kaleme aldığını önsözünde bizzat bildirir.

Öteki kayıtlar ise ancak eserin bitiriliş zamanı ile ilgili olabilir.

Burada eserine başlayışı ile Bursa kadılığına tayini arasında sadece beş yıllık bir zaman mesafesi bulunması, onun yirmi senelik bir süre içinde yazıl­mış olduğuna dair Âlî'nin kaydını geçer­siz ve düzeltilmeye muhtaç kılmaktadır.

Kelîle ve Dimne'nin, Hüseyin Vâiz-i Kâşifi (ö. 910/1505) tarafından Envâr-ı Süheylî adıyla Farsça'ya çevrilmiş şek­linin tercümesi olan Hümâyunnâme, edebî değer ve muhteviyatça Farsça as­lını çok aşmış bir eserdir.

Alâeddin Ali, ifadesini çok muğlak bulduğu Envâr-ı Süheylî'yi üslûp ve imajlar yönü ile ye­ni baştan yazarcasına işlemiş, muhtevi­yatını tasvirî tablolar, âyet ve hadisler, esas metinde olmayan Arapça, Farsça yeni şiirlerden başka kendisinden ve di­ğer Türk şairlerinden ilâve ettiği man­zum parçalarla zenginleştirmiştir.

Vâ­si Alisi'nin elinde eser, Osmanlı - Türk kültüründen gelme imajlar ve yerli ha­yat unsurları kazanmıştır.

Eserdeki yer­li rengi sezen Hammer ve Krimsky, yir­mi senede yazıldığına dair Âlî'deki bilgi­den hareketle, Alâeddin Ali'nin müder­rislik hayatının mühim bir kısmını ge­çirdiği ve Hümâyunnâme'nın yazıldı­ğı yer olarak kabul ettikleri Bursa'nın çeşitli güzellikleriyle tabiat dekorunu kitabında aksettirdiğini önemle belir­tirler.

Alâeddin Ali'den bahseden bütün tez­kire müelliflerince ona gelinceye kadar Türk nesir sanatında eşi görülmemiş ve daha sonra da seviyesine erişilemeyecek bir şaheser olarak değerlendirilen Hümâyunnâme, asırlar boyu süren bü­yük bir rağbet ve takdir görmüştür.

Hü­mâyunnâme, Tâcîzâde Cafer Çelebi, Lâmiî, Kemalpaşazâde gibi şöhretlerin eserlerinden nesir sanatı bakımından çok üstün tutulduğu gibi, Nergisî ve Veysî çapında büyük üstatların bu va­dide yeni ve parlak örnekler verdikleri sonraki devirlerde de şöhret ve itibarı­nı devam ettirmiştir.

Münşîyâne nesrin tamamıyla aleyhinde olduğu halde Nâ­mık Kemal bile onu Türk edebiyatı için bir kazanç kabul eder {Bahâr-ı Dâniş Mu­kaddimesi, İstanbul 1290, s. 7).

Alâeddin Ali'nin eserine karşı duyulan yaygın ve devamlı takdir yalnız Türk müelliflerinde kalmayıp yabancı müelliflerce de paylaşılmıştır. Türk dili için yazdığı kitabına Hümâyunnâme 'den çe­şitli parçalar alan Arthur Lumley Davids, Ali Çelebi'nin bu eseriyle Türk edebiyatında edebî nesrin en güzel örneği­ni verdikten başka, ince düşünceler ve üslûp güzelliğiyle işlenmiş bu masallar ve hikâyeler dizisi içinde bir ahlâk sis­temi kurduğunu söylerken Hammer de onu ölmez bir eser diye yüceltir.

Baş­ta La Fontaine'inkiler olmak üzere Batı edebiyatlarında konusunu hayvanlardan alan masallar ile Hümâyunnâme ara­sında mukayese yapan Dora d'Istria, bu meziyetlerinin yanı sıra eserde birtakım hayvan tipleriyle devrin bazı devlet bü­yüklerinin temsil edilmiş olduğuna işa­ret eder.

Tercümeleri :

Türk edebiyatına ahlâkî, içtimaî ve si­yasî terbiyeye yönelik nasihat ve düşün­celerle örülmüş çekici bir masallar ki­tabı kazandırmış olan Hümâyunnâme, Avrupalılarca Fürstenspiegel diye ad­landırılan prenslerin, devlet idaresine namzet genç insanların terbiyesi için ya­zılmış siyasetnâme nevinin tipik bir ör­neği gibi kabul görerek fikrî muhteva­sı ve edebî meziyetleriyle Batı edebiyat âleminin alâkasını devamlı surette üze­rine çekmiş, XVII. yüzyılın ortalarından başlayarak kitap halindeki tercümeleri­nin yanı sıra seçilmiş parçaları ile de çe­şitli dillere çevrilmiştir.

İspanyolca Tercümesi :

İlk olarak Brattuti 1654-1659'da tarafındanİspanyolcaya tercüme edilmiştir. (2 cilttir.)

Fransızcaya Tercümesi :

Les contes et fables indiennes de Bidpai et de Loqman, traduites d'AH Tchelebi-ben-Saleh, auteur turc (Paris 1724).

ünlü şarkiyatçısı Galland'ın, Fransızca tercümesidir. Gördü­ğü çok yaygın kabul ile Hümâyunnâ­me 'yi Batı'da meşhur etmiş, bu yoldan Kelîle ve Dimne'nin tanınmasına da ay­rıca tesiri olmuştur.

Bununla kalmayıp 1778'de üç cilt halinde daha da genişletildikten başka, duyulan ihtiyaçla 1785, 1786 ve 1833'te yeni baskıları yapılan Galland tercümesi vasıtasıyla, aslı olan Envâr-ı Süheylî'den çok daha fazla alâka gö­ren Hümâyunnâme, ondan önce XVII. asrın son çeyreğinde Alman, İsveç, Fele­menk ve Macar dillerine çevrilmiş bu­lunmaktaydı.

Galland tercümesi üzerin­den Malaya (1866) ve Java (1879) dille­rine dahi çevrilen Hümâyunnâme 'nin XIX. asrın daha yarısı dolmamışken çe­şitli dillerdeki büyüklü küçüklü tercü­melerinin sayısı elliyi bulmuştu.

Daha sonra da yapılmış türlü seçmelerle Hü­mâyunnâme etrafındaki bu tercüme ve tanıtma faaliyeti devam etmiştir.

Rus­ça ya Tercümesi :

Eser 1876 ve 1904'teki tercümeleriyle de Rus­ça'ya girmiştir

(Hümâyunnâme'nin mü­him bir kısmı ile Garp dillerindeki tercü­meleri için bk. V. Chauvin, Bibliographie des ouurages Arabes ou relatif aux Ara-bes, Liege 1897,11,49-55).

Ayrıca eseri Batı edebiyat dünyası­na daha etraflı bir şekilde tanıtmak ih­tiyacı ile XIX. asrın başında müsteşrik E. von Diez de başlı başına bir kitap ka­leme alır:

Ueber Inhalt und Vortrag, Entstehung und Schiksale des könig-lichen Buchs, eines Werks von Regie-rungskunst, als Ankündigung einer Uebersetzung nebst Probe aus dem Türkisch - Persisch - Arabischen des Waassi Aly Dschelebi (Berlin 1811, 24-214s.).

Eski Türk edebiyatının Osmanlı saha­sında Garp dillerine en çok tercüme edilmiş eser olmak gibi bir talih ve im­tiyazı olan Hümâyunnâme, işlediği ko­nuya o derece damgasını basmıştır ki Batı'da tercümeleri yeni yeni gözükme­ye başladığı sırada D'Herbelot gibi şar­kiyatçılar Hümâyunnâme sözünü, aslı olan Kelîle ve Dimne'nin adı yerine, onun Farsça'daki umumi ismi ve müte­radifi şeklinde kullanmışlardır.

Sadeleştirmeleri :

Dilinin çok lugatlı oluşu ile kültürü yüksek seviyedekilere hitap edebilen Hü­mâyunnâme'nin vasat okuyucu züm­resi için sonraları ayrıca hulâsaları ve sa­deleştirilmiş şekilleri de ortaya konul­muştur.

XVII. asırda Şeyhülislâm Yahya Efendi'ninkini,

XVIII. asırda Osmanzâde Tâib'in Simârul-esmâr {Zübdetü'l-ezhâr) adıyla yaptığı sadeleştirilmiş hulâsa ile

çok sonra II. Abdülhamid'in emriyle Ahmed Midhat Efendi tarafından dili da­ha da sadeleştirilmiş yorumlu ve açıkla­malı yeni bir hulâsası takip etmiştir (Hulâsa-i Hümâyunnâme, 1304). (Ahmet Midhat'ın Kelile ve Dimne Tercümesi Hulasa-i Hümayunname Ahmet Midhat, [Hazırlayan: M. Ata Çatıkkaş], 1999, XII+323 S., 1,800,000 TL, Kültür Bakanlığı Yayınları: 2334, Sanat-Edebiyat Eserleri Dizisi: 251-75.)

Nazmları :

Ali Çelebi'nin eseri Osmanzâde'nin hulâsası üzerinden Ramazanzâde Abdünnâfı İffet tarafından nazma da çekilmiştir.

Nâsiu'l-âsâr Nevbâve-i Simârü'l-esmâr (İstanbul 1268).

Öte yandan Bursalı M. Tâhir, eserin XVI. asır şairi Hilâlî tarafından manzum şek­liyle XIX. asır başlarında Şerif İbrahim Mâhir'in yaptığı, basılmamış bir sade­leştirilmesini haber vermektedir.

Baskıları :

Pek çok yazma nüshası bulunan Hümâyun­nâme 'nin 1835-1876 yılları arasında üst üste çeşitli baskıları da yapılmıştır.

Asırlarca Türk münevver zümrelerinin edebî zevkine cevap veren, Türkçe'deki diğer tercümelerinden daha başarılı şe­kilde Kelîle ve Dimne'yi Türk edebiya­tına mal eden, Avrupa dillerine yapılan tercümeleri vasıtasıyla da bu dünya kla­siğinin Batı âleminde tanınıp yayılma­sında ayrı bir payı bulunan Hümâyunnâme'nin edebiyat tarihimiz bakımın­dan taşıdığı ehemmiyet ve yeri, yeni za­manların münşîyâne nesri mahkûm eden edebiyat anlayışının tesiriyle unutulmuş­tur.

Edebiyat tarihi kitaplarında öncele­ri esere birkaç satır ile de olsun temas edilirken günümüzdekilerde kendisin­den büsbütün bahsedilmez olmuştur.

Bu sahada eser vermiş müellifler içinde sadece Faik Reşâd ve Vasfi Mahir, Hü­mâyunnâme'nin devrine göre değer ve meziyetlerini görüp belirtmeyi bilmişler­dir.

Öte yandan müellifini karıştırıp onu Kınalızâde Ali Çelebi'nin eseri sananla­rın da sayısı az değildir.

Minyatürleri :

Hümâyunnâme'nin geçmişte uyan­dırdığı alâka ve akis yalnız edebiyatta kalmamış, ayrıca minyatür sahasında da kendisini göstermiştir. Farsça Kelîle ve Dimne'ler üzerinde teşekkül etmiş min­yatür geleneğine mukabil. Hümâyunnâ­me etrafında Osmanlı üslûbuna bağlı yeni bir minyatür zemini doğmuştur.

Bu sahadaki veriler içinde, yazılışından on beş on altı sene sonra (964/1557) ter­tip edilmiş seksen sekiz minyatürlü nüs­hası başta gelir .

(bk. TSMK, Revan, nr. 843 nüshası için bk. Karatay, TY, II, 304; Nur­han Atasoy — Filiz Çağman, Türkish Mi-niature Painting, İstanbul 1974, s. 61-62, Levha 381).

Daha sonra 974'te (1567) meydana getirilmiş otuz minyatürlü baş­ka bir nüshası da vardır (TSMK, Hazine, nr. 359).

Bu nüsha ve Hümâyunnâme etrafındaki Türk minyatür geleneği için bilhassa Güner İnalın "Kahire'de Yapıl­mış Bir Humayunnâme'nin Minyatür­leri" adlı makalesine bakılmalıdır (TTK Belleten, 1976, XL/ 159, s. 438-465).

Ese­rin yarım asır sonra, 997'de (1589) 165 minyatürle süslenmiş çok daha zengin bir nüshası meydana getirilmiştir (British Museum, add. 15, 153, Rieu, Catalogue, s. 228a; G. M. Meredith - Owens, Turkish Miniatures, London 1963, s. 27, 28, Levha V-VI, X1II-XIV, XVIII-XX).

Bunlardan baş­ka yalnızca bazı parçaları ele geçen çe­şitli nüshalar da bulunmaktadır.

<
...