Hit (5684) K-14

Amakı Hayal

Yazar Adı : Filibeli Ahmed Hilmi (Şehbenderzade) İlim Dalı : Türk Dili ve Edebiyatı
Kitap Dili : Kitap Tipi :
Konusu : Sitedeki Kayıt Türleri :
Ekleyen : Fıkıh Dersleri/2008-01-11 Güncelleyen : Fıkıh Dersleri/2008-03-03

A'mak-ı Hayal/Necat Birinci

Şehbender zade Filibeli Ahmed Hilmi'nin (Ö. 1913) masal-hikâye karışımı birtakım olayları

alegorik bir üslûpla anlattığı tasavvufi ve felsefi eseri.

II. Meşrutiyet devrinin önde gelen İs­lama fikir adamlarından Şehbenderzâde Ahmed Hilmi'nin eserleri arasında ayrı bir yeri olan A'mak-ı Hayali, bu dö­nemde Osmanlı toplumunda yeni yeni görülmeye başlayan materyalist görüşe karşı kaleme alınmış tezli bir eserdir.

Bütün eser boyunca ruh ve kâinatın sırrı , yaratılışın gayesi araştırılarak mad­deci görüşün sığlığı ve insanı saadete ulaştırmakta yetersiz kaldığı ortaya konur. Buna göre, kâinatta olan biteni an­lamak ve hadiseleri doğru değerlendir­mek İçin vahdet-i vücûd fikrinin iyi bi­linmesi lâzımdır. Bu yüzden birçok defa basılan eser tasavvufa meraklı olanlarca çok okunmuştur.

Ayrıca Ahmed Hil­mi'nin bütün fikirleri burada özetlen­miş olduğundan, eser onun temsil ettiği fikirleri tanımak bakımından da önem­lidir.

Kitap, yazarın muhayyile zenginliği yanında tasavvuf ve felsefedeki vuku­funu ve bunu ifade etmedeki kabiliyeti­ni de ortaya koymakta, birtakım teşhis1er ve ruhî hallerle tasavvufun, enbiya­nın, evliyanın sırları ve çeşitli halleri hayaller içinde anlatılmaktadır.

Yazarın bütün fikirleri 'Râci'nin Hâtıraları ve "Manisa Tımarhanesi' adlı iki ana başlık al­tında ve çoğunlukla birbiriyle organik bağları bulunmayan çeşitli bölümler ha­linde ifade edilmiştir.

Eserin iki kahramanından biri Râci. diğeri hakikati bulmakta ona yol göste­ren Aynalı Dede İsimli meczuptur. Ese­rin şahıs kadrosunda aynca Râci'nin ar­kadaşı Sami ile Doğu düşünce tarihi ve masal dünyasına ait Buddha. Zerdüşt sîmurg. anka gibi çeşitli şahıs ve varlık­lar da yer almaktadır.

Râci dindar bir anne tarafından iyi yetiştirilmiş, inancı kuvvetli bir gençtir. İyi bir tahsil gör­müş, maddî ve manevî ilimleri öğren­miştir. Mektebi bitirince bilgisini daha da arttırmak için çeşitli kitapları incele­meye başlamış, fakat bir müddet sonra elde ettiği bir yığın bilgiye rağmen ken­dini şüphe ve sürekli bir huzursuzluk içinde bulmuştur. Küfür ile imanı, inkâr İle ikrarı. tasdik ile şüpheyi aynı anda yaşadığı inancındadır.

Bu ikilikten ve di­ğer şüphelerinden kurtulmak için mad­dî ve manevî ilimlerde ilerlemiş âlimler­le görüşür, ispritizma ve manyetizma cemiyetlerine girer çıkar, ancak derdine çare bulamaz. Günün birinde şehrin mezarlığında bir kulübede yaşayan, ney üfleyip gazeller söyleyen Aynalı Dede ile karşılaşır. Râci ruh ve madde âlemi hakkındaki şüphelerinden kurtulmak İçin meselelerini bu meczuba anlatarak ondan yardım ister. Râci. ruh ve madde âlemi hakkında âlimlerden alamadığı açıklamaları bu meczuptan öğrenmeye çalışır. Onunla her gün görüşür. Yapılan her görüşmede hayalin derinliklerine doğru çıkılan bir yolculuk eserde bö­lümler halinde yer alır ve her bölümde Râci'nin bir şüphesi yok olur.

Bu mane­vî yolculuğu anlatan bölümler sırasıyla şunlardır:

Birinci Gün "Zirve-i Hîçî". Râci birinci gün Nirvana'ya ulaşmak için kendisini Buddha'nın sarayında bulur. Fakat ar­zularını yok edemediği için bu zirveye ulaşamaz ve geri döndürülür.

İkinci Gün Yâ Nûr". Zerdüşt'ün sarayında Ehri­men'le Hürmüz'ün mücadelesini seyre­derek yeryüzünden kötülüğün kaldırıla­mayacağını anlar.

Üçüncü Gün "Devr-i Dâim". Devr-i Dâim şehrine giderek her şeyin başladığı yere döneceğini öğrenir.

Dördüncü Gün "Meydân-ı İmtihan, Mecma-ı Ârifan. Arifler arasında yapılan bir İmtihan vesilesiyle insanların haki­kati görmelerinin ne kadar zor olduğu­nu anlar.

Beşinci Gün "Sâha-i Azamet". Anka kuşu ile binlerce âlem arasında bir yıl süren bir seyahatten sonra, bu sonsuz âlemlerin Allah'ın yüceliği karşı­sında bir hiç olduğunu anlar.

Altıncı Gün "Kâf u Anka". Kâinatta olup biten­leri anlamak maksadıyla sorulan "Bu kervan nereye gidiyor?* sorusunun ce­vabı olarak, "bütün mevcudatın eşsiz sırra, aşk nuruna doğru gittiğini, bu seyran ve bu devranın ezelî ve ebedî ol­duğunu* anlar.

Yedinci Gün "Ummân-ı Azamet ve Girdâb-ı Kibriya", ilâhî ilim karşısında insanoğlunun sahip olduğu ilmin bir nokta kadar olduğunu, hakiki ilmin İse Hakkı birlemekten İbaret bu­lunduğunu anlar.

Sekizinci Gün "Muam­ma-yi Ebedî". Ruhun hakikatinin yok­lukla varlığın tek şey olduğunu anlama­dan bilinmeyeceğini, bunu ise ilimde derece sahibi olanlardan başkasının id­rak edemeyeceği gerçeğini anlar.

Do­kuzuncu Gün "Mahfel-l Azam". Büyük peygamberlerle hakimlerin toplandığı bir mecliste, hakiki saadetin ne olduğu­nu soran insanlığa, meclistekilerin her biri kendi düşüncesine göre cevaplar verirse de hakiki saadetin ancak Pey­gamberimizin eliyle kâinata dağıtıldığı hakikatini anlar.

Bu manevî seyahatler­den sonra artık her şey yeni mânalar kazanır. Sonunda Râci yokluk ile varlı­ğın aynı şeyler olduğunu öğrenir. Soh­betlerin ardından Aynalı Dede de kay­bolur.

"Manisa Tımarhanesi adlı ikinci bö­lümde ise mürşidinin arkasından bütün Anadolu'yu gezen Râci'nin aklını kaybet­mesi ve tımarhanede geçirdiği günler anlatılmaktadır. Nitekim Aynalı Dede de buraya düşmüş, ölürken Kur'ân-ı Kerîm ve kahve takımından ibaret olan serve­tini de Râci'ye bırakmıştır. Tımarhane­den, arkadaşı Sami'ye yazdığı mektup­larda olgunlaştığı, meselelerini halletti­ği ve sakin bir ruh haleti içine girdiği anlaşılan Râci, bir müddet sonra artık kendisine başvurulan bir mürşid haline gelmiştir.

Kitabın neşredildiği sırada materya­list felsefenin önde gelen taraftarların­dan biri olan Bahâ Tevfık. "Bizde Felse­fe" adlı makalesinde bilhassa A'mâk-ı Hayâl'i kastederek Ahmed Hilmi'ye de hücum etmiş ve "Gençleri memnun ede­meyen bir yol tuttu, ulûm-ı müsbete ve

hakikiyye taharrisi için açılmış taze di­mağları. İblîs-i Behmen hikayeleriyle, duvarlardan geçen, yedi kat semalara uçan perilere mahsus masallarla dol­durmak istedi" şeklinde tenkit etmiştir.

A'mâk-ı Hayâl, taşıdığı tez ve onu ifade bakımından başarılı kabul edil­mekle birlikte roman tekniği açısından aynı şekilde değerli bulunmamaktadır.

Yazarın Konfüçyüs, Buda, Zerdüşt, Ef­lâtun, Aristo gibi fikir tarihi bakımın­dan önemli şahısları felsefî özelliklerine uygun olarak ele alması, Kaf dağı, anka kuşu gibi masal unsurlarını da başarıy­la kullanması yeni bir deneme kabul edilebilir. Ancak bunlar da yeterince iş­lenmemiş unsurlar olarak kalmış ve ge­liştirilememiştir.

Eserde kullanılan dil ilim diline yakın bir dildir. Bütün bunla­ra rağmen eserin devri için en önemli teknik özelliği, birinci şahıs ağzından kaleme alınmış olmasıdır denebilir.

Baskıları :

A'mâk-ı Hayâl, istanbul'da üçü eski harflerle olmak üzere (1326'da iki defa. ayrıca 1341) bugüne kadar yedi defa ba­sılmıştır (1958.1971de iki defa. 1973).

BİBLİYOGRAFYA:

Şehbenderzâde Ahmed Hilmi — Ziya Nur. İslam Tarihi, İstanbul 1982, s. 29-30; Süley­man Hayri Bolay. Türkiye'de Ruhçu ve Mad­deci Görüşün Mücadelesi, Ankara, ts. (Akçağ Yayınlan), s. 241-244; "Âmak-ı hayâl", TDEA, 1,129. <
1.Baskı : Baskı Isim (TR) : A'mâk-ı Hayâl / Baskı Isim (AR) : / Ebat : 10x20 en 30x40x boy 13 sa / Yayın Evi : meram yayınları / Yayın Yeri : istanbul üsküdar / Yayın Tar. : 1326 / Baskı Dili : Türkçe / Özellik : / Sayfa Adedi : 300 / Açıklama : / Konu Fihristi :
2.Baskı : Baskı Isim (TR) : Amakı Hayal / Baskı Isim (AR) : / Ebat : / Yayın Evi : Bedir yayınları / Yayın Yeri : istanbul / Yayın Tar. : 1958 / Baskı Dili : Türkçe / Özellik : Sadeleştirilmiş / Sayfa Adedi : 150 / Açıklama : / Konu Fihristi :
...