Hit (2995) F-4

Mezheplerin Dindeki Yeri

İlim Dalı : Fıkıh Konusu : Mezhepler
Soruyu Soran : Cevaplayan : Önder Nar
Cevaplayanın Mezhebi:
Ekleyen : S.Abacı/2028-04-15 Güncelleyen : /0000-00-00

Mezheplerin Dindeki Yeri Nedir?


1-Mezhep nedir :
Mezhep gidilen yoldur. 
Peygamberimizle muhatab insanların yolu Allahın rasulune sormak ya da soranın nakline uymaktır.
Peygamberimizin vefatıyla dinin teşrii tamamlanmış vahye dayalı soru ve problemlere cevap donemi bitmiştir.


2-Hocaya Ya Da Müctehide Soru Sormanın Dindeki Dayanağı :
 
efendimiz den sonraki donem kuran ve sünnete bakıp sorunları cozerek dini hayatı devam ettirme donemidir. Bu ‘’fes ‘elu ehle’z- zikri in kuntum la ta’lemun’’ ayetiyle sabittir. Bilmiyorsanız zikir ehline sorup amel edin, yani. Biliyorsanız da bildiğinizle amel edin .

İslam ummeti efendimizden sonra kuran ve sünnet geride kaldıgı ve bunları Allah kıyamete kadar koruyacagını vadettigi için dinlerini kuran ve sünnetten ogrenegelmişlerdir.

Kuran da sünnette acık bir hüküm varsa bunu ilim adamları ve kuran ve sünnet naslarına ulaşma yetenegine sahip herkes anlar ve gereğiyle amel eder. Burada mezhep ictihad vs olmaz yoktur.

İctihad nedir : kuranın tamamına bakıp dogru anlayan sünnet metinlerinin bakılması gerekenlerine bakıp dogru anlayan ve sened ve metin kritigini gerektiginde yapabilenler ; kuran ve sünnette acık hüküm bulunmayan meselelerde bu birikim ve kulturlerinden esinlenerek ilmi kanaat belirtirler. Bu kanata ictihad diyoruz.


3-Mezhepler Nasıl Ortaya Çıktı - Fıkıh Kitapları Nasıl Tedvin Edildi :
 
Peygamberimizden sonraki donemde islamın yaygın oldugu alanlar genişleyip karsılasılan sorunlar ve o sorunların türevi sayılabilecek meseleler artınca 2. Nesil( tabiun) 3. Nesil (tebeut tabiin) donemi ilim adamları her sorulan soruyu ve verdikleri cevapları kendileri ya da öğrencileri vasıtasıyla defterlerde toplamaya başladılar.
Kur an tefsiri yapılan her ders meclisi sünnetten hüküm çıkarılan her hadis meclisinde sorulan sorular bu şekilde kaydedilmeye başlandı . Böylece ilk ilmihal fetva defterleri oluştu.

İmam Ebu Hanife kufe de bu işi daha sistemli hale getirdi. Fıkıh ders halkasına devam eden öğrencilerinin arasından , 10-15 kişiye dersleri ve soruları kaydetme görevi verdi . Bu kayıtlar yapılırken her dini konuya bir defter açtılar. Ve bu suretle temizlik, namaz, oruç, zekat , hacc vs gibi fıkhın ana konuları üzerine verdikleri fetvalar derlenmiş oldu. Günümüzdeki fıkıh kitaplarındaki sıralama imam Ebu Hanife’nin meclisinin sıralamasıdır. 
Kendisinin seviyesine yakın ilim düzeyinde 40 -45 kadar elit hocayı meclisine çekmeyi basardı ve 800-1000 kadar ilim adamının katıldığı bir fıkıh konseyi oluşturdu. Bu konseyde meclise gelen sorular kritik edilip kayıt altına alındı bu yıllarca sürdü. Bu kayıtlar fıkıh ilminin ana konularına ve alt konularına ayrılması suretiyle yine Ebu Hanife tarafından sistematize edildi.
Bu sistematik fıkıh delil kritiğini de yaparak soruyu cevapladığından halk arasında çok tutuldu, benimsendi. 
Diğer basit ilim meclisleri ve sistematik calışmayan ve kayda geçirilmeyen fetva defterleri ihmal edilir oldu ve Ebu Hanife’nin tarzı ve fetvaları bütün islam aleminde hızla yayılmaya başladı.

İmam Şafii, imam Ebu Hanife’nin öğrencilerinden Muhammed eş Şeybani’den bu sitille ders okudu ve mısıra intikal edip araştırmalarını bu sitille tekrar kitaplaştırdı. Onun mezhebi de bu sayede Mısır ve civarında yaygınlaştı .

İmam Malik ,İmam Ebu Hanife’nin akranlarındandı .O’ da hicaz bölgesinde bu sistematiğin benzerini yaptı daha sonra da öğrencileri sistemini devam ettirdiler.

Ahmet b Hanbel ,’’hadis tahsil edip fıkıh konularında bildiği bir hadis rivayeti varsa onu okuyarak cevap verme’’ gibi bir metodu benimsemişti. Hadis yoksa konuşmaz susardı. Bunun da kendisinin takva anlayışının gereği olduğunu söylerdi. Bu anlayışı sebebiyle çok sayıda sıkıntılı duruma sebebiyet verdi. ‘’Namaz kılmayan kafirdir’’ hadisini okudu ve sustu. Ve tabileri namaz kılmayanları tekfir edegeldiler. Kuran mahluk mu ? diye sorulduğunda ,’’Allahın kelamı mahluk değildir’’, dedi. Sonra ‘’kuranı telaffuzumuz mahluk mu’’ diyenlere sustu ve susmalarını emretti. Kuranı okumamız mahlıktur ,diyen fakihleri bid'atçılıkla itham ettiler.Biad'tten kaçınayım derken ;daha büyük bir bid'ati -tekfir bidatini- ortaya çıkardılar.(Halbuki,  bizim ‘’teleffuzumuz mahluktur. Allahın kelamı mahluk değildir’’, demeleri fıkhın gereğiydi.  ‘’Allah Resulünün söylemediğini söylemem’’, şeklindeki dayanakları ise allah rasulunun vermediği fetvayı vermem ,manasında  kullanıldığında ictihad kapısının kapanması demek idi .Ama onlar buna tefattun etmediler…(bağlı sayısı en az  olan mezhep budur. )

3-Belirli Müctehidlerin Mezheplerinin Yaygınlaşması Ve Diğerlerinin Mezheplerinin Kaybolması Süreci : 
ilim meclislerinde sorulan sorulara ilim meclisinin hocalarının verdikleri cevaplar ve bu cevaplara delil gösterdikleri kuran ve sünnet naslarını içeren kitaplar ilim dünyasında yaygınlaşınca . İlim okuyanlar kuran ve sünnet metinlerinin eğitim ve öğretiminin yanı sıra bu kitaplarda işlenen konuları da okumayı önemser oldular. Çünkü bu kitaplar kendi dönemlerinin en önde gelen hocalarının ictihada gerek duyulan konulardaki fetvalarını ve bu fetvaların delillerini içeriyordu.

Mezhepler o döneme kadar ilim meclislerinde sorulan sorulara verilen cevapların yerini alınca ve tedvin edilmiş konularına göre düzenlenmiş fetva kitapları yaygınlaşınca ;insanlar bu metodu benimsedi ve belirli bir mezhebin olmadığı, herkesin mahallenin ya da şehrin hocasına sorarak dini sorularını çözdüğü dönem sona erdi.

İlim meclislerinden , meseleleri düzenlenmiş sistemli –düzenli fetva kitapları ortaya çıkmaya devam etti .
Bu ilim meclislerinden bazıları öne çıktı diğerleri fazla yaygınlaşmadı . Ya da zamanla taraftarı , okuyanı öğreteni kalmadı ve kayboldu. Ya da diğer yaygın olan mezhep kitaplarında anlatıldığı kadarıyla ilmi mirasları kayıtlarda kalmaya devam etti.

Mezheplerin aslı bu ilk dönem ilim meclislerine dayanmaktadır. Bu ilim meclislerinin büyük hocalarına nisbet edilerek adlandırılmışlardır. 
İşin aslı ise fetva verebilecek durumda olmayanların fetva verme birikiminde olanlara sorarak amel etmesini emreden ayete dayanmaktadır. Ama 4 adet mezheple sınırlayan ana sebep ; insanların genel beğenileri ve başka mezheplerin yaygınlaşmamasıdır. İslam tarihi boyunca binlerce muctehid alim yetişmişse de , insanlar bu 4 imamın fetvalarıyla amel etmişler . İlim adamları da bunlardan birisine intisap ederek ilim tahsil etmişlerdir. 
Bu 4 mezhepten baksa bir mezhep de ortaya cıkabilir, müctehitte.. . Ama çıkanlar halk arasında tutulmayınca silinip gitmişlerdir.

İctihad kuran ve sünnete bakabilmeyi gerektiren ağır bir ilmi faaliyettir. İctihad hakkında açık ayet ya da acık hadis bulunan konularda olmaz. ‘’La ictihade maa’n-nass’’ denilmiştir.Sıradan kültür düzeyindeki bir müslüman kendisinin çözemediği bir dini problemini ayet gereği eğitimli bir hocaya sorar ve fetvasıyla amel eder. Bu metod asıldır. Bu çerçevede herhangi bir mezhebe bağlanmak ve ya kayıtlı kalmak durumu sıradan müslümanlar için dini acıdan gerekli değildir. Değildi.
Ama zamanın akısı içerisinde mezhepler azalıp hocalar belirli bir mezhebin eğitim normlarında yetişince; halk arasında da hanefi ,hanbeli ,maliki şafilik yaygınlaşmıştır. Asıl itibarıyla bunda bir sakınca da yoktur. Hepsi yeterlilik düzeyinde ilim adamlarının fetvalarından oluşmaktadır çünkü...
Müctehid ve hocalar açısından  sorun teşkil etmeyen  farklı ictihad sahibi ya da farklı mezhebe  göre fetva verenlerden  ayrım yapmadan fetva sorma  ve amel etme   durumu  ; avam açısından  sıkıntı oluşturmaya başladı.
Bir alime sorduğunda caizdir ,cevabı alan  kişi,başka bir alime sorduğunda caiz değildir, ya da bu sahih olmaz cevabı alınca ;halk arasında kafa karışıklıkları oluştuğu gözlemlenince  Usulcüler ve Müftüler  halkı hangi ekolden ilim adamına soru sorup amel ediyorlarsa onlara sorup dini hayatlarını düzenlemeye yönlendirerek  bu sorunu çözdüler. 

4-Mezheplere Bağlılık Sorunu Ve Bir Mezhebe Bağlı Kalınması Tavsiyesinin Ortaya Çıkışı :
-3. Yy ve sonrasında islam dünyasındaki ilmi problemler İslam coğrafyasının iyice büyümesini müteakip ansiklopedik boyutlara ulaşmış,artık ilim adamları bile ancak belirli ilim dallarının uzmanlığını ancak tamamlayabilir hale gelmişlerdir. 
-Fıkhı sorunlar ve cevapları en geniş alanı oluşturunca ictihadla verilen fetvalar ve detayları avam için anlaşılma sorunları oluşturmuş , mezheplerin fetvalarında bile kafası karışan avam’ın anlayışlarının selameti için bir mezhebe bağlı kalmaları onlara tavsiye edilir olmuştur. (ilim adamı olmayan müslümanlar ; bu fetvalarla amel konusunda , yüzlerce sıkıntılı durumla karşı karşıya kalmaktadır.
Zekat verirken borçlu olan zekat verecek mi ? diye soru soran birisi, bir müctehide soru sorduğunda’’ vermez’’ cevabı alacak, diğerine sorduğunda ‘’ verir ‘’ cevabını alacaktır. Bu konuda delilleri inceyelecek birikimde olmadığı müddetçe de ilim adamı olmayanlar hep sıkıntıda olacaklardır. )

Bu hassasiyeti körükleyen başka başka yan sebeplerde ortaya çıkmıştır;
-Samimiyetsiz ilim adamlarının ortaya çıkması , batıl ve fıskı fucur eğilimli şahısların da makam mevki elde etmek için ilim tahsil etmeleri ve kafalarına göre fetvalar vermeye başlamaları ya da yöneticilerin dümen suyuna girip onların eğilimlerine göre fetvalar vermeleri ; ulemayı , ‘’muteber ilim adamlarının öğrencilerine fetva sorun ve muteber fıkıh kitaplarına fetvayı dayandırtın’’… gibi tedbir ve tavsiyelerde bulunmaya mecbur etmiştir.

-Mezheplerin kolay taraflarını alan ve alarak kafalarına göre yaşamaya yol arayan serkeşler, ilim adamlarına ; ''ella mezhebiyye gantaratu’l-ladiniye'' dir ;’’ Mezhepsizlik dinsizliğe giden köprüdür’’,dedirtmişlerdir.

-Yakın dönemde diriliş hareketlerini organize eden veya etmeye çalışan gayretli davet adamları da mezheplerin fetvalarından halkın kendilerine oluşturdukları koruma kalkanlarından sıkıntı duymuş hatta mezhepteki fetvaları İslam birliğinin önünde engel olarak görebilmişlerdir.
Hitap ettikleri Halk kesimleri  bu yenilenme hareketi mensubu İslam davetçilerinin  mezheblere uymayan görüşleri reddedince ;  bu durumu  mezheplerin  din ve İslam birliğinin önünde engel teşkil etmesi olarak algılamışlar;halkın arasında yaygın olan mezheplere göre amel etme anlayışına savaş açmışlar;mezhepçilik bidattir; asr-ı saadette  mezhep yoktu;peygamber efendimiz ve sahabe  hangi mezhebe bağlıydılar ? vs gibi çarpıcı sorularla Müslüman kamuoyunu mezhep bağlılığından ve  bu konuda oluşmuş hassasiyetten uzaklaştırmaya çalışmışlardır.

-Yeniden ilmi diriliş gayretlerinin doğal sonucu olarak ilim tahsil eden ama geniş tetebbusu olmayan , kuran ve sünnet özümsemeleri kendileri kadar olan ilim adamı ya da talebeleri de mezheplerin İslami İlimlerin diriltilmesi ve İslam tebliğinin  önünde engel olduğunu düşünmekte ve bunu seslendirmektedirler. Bu çerçevede oturmuş İslami ilimler geleneğine sahip olanlarla bu gelenekten gelmeyen ilim adamlarının arasında da bu mezhebe bağlılık bir çıbanbaşıdır. 
Gelenekten gelen yeniyi yetersizlikle , yeniler de gelenekten geleni mezhep taassupçuluguyla itham etmektedir.
-----
-Şii-Sünni birliğinin sağlanması gayretlerine sahip insanlar da mezheplere, mezhep taassubu islam birliğinin önünde en büyük engellerden biri diyerek karşı çıkmaktadırlar.

Netice itibarıyla mezhepler kurcularının bilgi birikim ve samimiyetleri açısından islam üzerinedirler. 
Dayanakları ‘’bilmiyorsanız ,ilim ehline sorun’’ ayetidir. Güvenilir adamlar tarafından bize nakledilmelerinde sorun yoktur. Halkın dini konularda sağlıklı bilgilenmesine uzun yıllar hizmet etmişlerdir. 
Günümüzde avamdan bazılarının mezhep adına geliştirdikleri hassasiyetler davetçilerle aralarının açılmasını sağlayınca davetçiler mezheplerin asrı saadette olmadığını ve olmaması gerektiğini  söyleyerek bu direnci kırmaya çalışmışlardır.

Kanaatimce durum böyle değildir. Davetçilerin islami ilimlerde eğitim almaları ,avam için de ;kendileri için de iyi olacaktır. 
Mezheplerin İslami ilimler metodolojisi acısından durumu ve konumu teknik detaydır, ama mezhepler olmalı mı olmamalı mı probleminde esas çözüm bu teknik detaydadır.

5-Bir Mezhebe Bağlanmak Ve O Mezhebin Fetvalarına Bağlı Kalarak Dini Hayatını Düzenlemek Fetvasının Dayanağı
Bir mezhebe bağlanmak ve o mezhebin fetvalarına bağlı kalarak dini hayatını düzenlemek fetvasının dayanağı
ictihaddır. 
İctihad  etmek  ittifakla meşrudur. İctihad hakkında nas olamayan (kuran ve sünnetten delil olmayan ) konularda olur. Ve İctihad ictihadı nakzetmez. (Bir müctehidin fetvası diğer müctehidi bağlayıcı değildir. ) İctihad;   kuran ve sünnet  bilgisine sahip insanların, hakkında  ayet ya da hadis bulunmayan konularda  -Allahın rızasına uygun amel hangisidir-  arayışlarının  neticesinde, vardıkları sonuçtur.  Avam (ilim  adamı olmayan müslümanlar) ictihad  edemezler.  Dinde ilmi yeterlilik kazanmadan ,ve gerekli araştırmayı yapmadan  kanaat belirtirlerse   büyük günah işlemiş olurlar. Avam Müslümanlar ,  dini konularda karşılaştıkları problemleri , fetva ehliyeti seviyesindeki bir ilim adamına sorarlar ve onun fetvasıyla amel ederler.
Bütün bu  yazdıklarım  ehli sünnet , mutezili,şii camiada  hemen hemen   üzerinde ortak kabul olan  bir durumdur.
Fıkhi  mezheplerin oluşmaya başladığı dönemden bu yana    avamın bir mezhebe bağlı kalması   ve hayatını onların fetvalarıyla düzenlemesi  genel kabul görmüş ve yerleşmiş bir uygulamadır.
Bu  bir mezhebe bağlı kalma  gerekliliği  ayet ya da hadislere mi ,yoksa  ictihadlara mı dayanmaktadır    sorusunun cevabı   bu bağlamda  tekrar önem  kazanmıştır.
Avamın bir mezhebe bağlı kalması gerekliliği  ictihadidir.  Bunu gerekli gören ilim adamlarının fetvalarına dayanmaktadır.  Fukahanın bu fetvayı dayandırdıkları  deliller  aşağıda özetlenmiştir.

1-Avam , toplumsal hayatta  gözlemlenen,   hocalara soru sorma ve aldıkları cevapla amel etme   ameliyesindeki oluşan aksaklıklar sebebiyle  ‘’ Sedden liz zeria’’ (Mahzurlu şeylere sebebiyet veren mübah fiiller  olumsuz sonuçları sebebiyle  yasaklanırlar)  Güvenilir bir mezhebe tabi olup o mezheplerdeki fetvalara göre amel etmelidir. [1] 

2-Değişik müctehidlerin neticede faklı neticelenen araştırmalarının sonuçları sebebiyle müctehid olmayanların kafa karışıklığına düşmelerini engellemek için bir mezhebe bağlı kalınmalıdır.

3-Her mezhebin kolay taraflarını alarak toplumda fitne ve fesad çıkaracak şekilde davranılmasının önüne geçmek için  bir mezhebe bağlı kalınmalıdır.
4-Ayetlere mana vermek , ve hadislerin cerh ve tadilini yapmanın ictihad seviyesi gerektirmesi ve bu seviyeye ulaşmamış olanların dini konularda fetva vermesinin halkı irşad etmesinin caiz olmaması sebebiyle , bir mezhep normlarında fetva ehliyeti kazanmamış olanların  fetvalarına  itibar edilmemelidir.
5-Allah’ın dininde bilgisizce fetva verilmesinin ve yeterlilik kazanmadan fetva verilmesinin haram olması sebebiyle  bir mezhebe bağlı kalınmalıdır.
6-Müctehidlerin bir meselede’’ helaldir ya da helal olmaz , harama girer , harama girmez ‘’gibi fetvalarının ilim ehlinden olmayan müslümanı fetvalar arası tercih ettiğinde hisleriyle hareket etme durumunda bırakacağından dolayı  bir mezhebe bağlı kalınarak bu tehlike  bertaraf edilmelidir.
7- Devlet müessesesinin ve devletler arası ilişkilerinin gereği olarak vatandaşların bilinen oturmuş bir hukuk kuralları manzumesine göre hareket etmeleri    devlet  düzeninin korunmasında  zorunluluğu sebebiyle vatandaşların ictihadi konularda bir mezhebin fetvalarını esas alarak dini hayatlarını düzenlemeleri fetvası verilmiştir.

8-İlmi yeterlilikleri olanların olmayanlardan ayrılması zorunluluğu ve verilen fetvaların İslami ilimler normlarında olup olmamasının kontrol edilebilmesi için bir mezhebe bağlı olunması gerekliliğinden dolayı bir mezhebe bağlı kalınmalıdır. [2]
 

6-Sonradan İslam Dinini Tercih Edenlerin Bir De Mezhep Tercihi Mi Yapmaları Gerekiyor?
Sonradan müslüman olanların da önceden müslüman olanların da dini bilgiyi sağlıklı algılamak için hoca ya da hocalara ihtiyacı vardır. Sahabe bizim hocalardan öğrendiğimizi peygamberlik makamından öğrendi.Tabiun sahabeden öğrendi...
Hocadan değilse kendi kendinize öğrenmeniz gerekir. Bu ise tehafut olur.

 

7-İlim Talep Edenlerin Mezheplerle Amel Etmeleri :
(Öğrenme merhalesinde uygun olan tavır-araştırma ve tercih durumuna ulaşanların tavrı - ictihad edecek durumda olanların tavrı nasıl olmalıdır? )

Öğrenme merhalesinde hocanın gösterdiği kadarıyla ve delillerin tamamına değil, bir kısmına itila edilir. Henüz delillerin hakkında bilgilenme dönemi olduğundan bu dönemde tabi olduğu mezhebin fetvasına bağlı kalmak daha uygundur. Başka birisi kendisine soru sorarsa da ,soru sahibi hangi mezhebe göre amel ediyorsa, o mezhebin fetvasını ona söylemek uygundur.

Araştırma ve tercih seviyesine ulaşanlar iki türlüdür;
Birincisi bir hocanın ya da birkaç hocanın fetvasına ve delillerine ve o delillendirmelerin her birinin kritigine itila edilir. Araştırmacı burada başkalarının bulduğu ve delillendirdiği fetvalardan birine meyleder. Bu durum aslında ictihad yeteneğini tam elde etmemiş bir ilim adamının  araştırmasının etkisinde kalarak konu hakkında kanaat oluşturması demektir. İctihadın kendinde olması gereken altyapısı henuz oluşmamasına rağmen oluşmuş hissine kapılınması normaldir. Bağlı olduğu mezhebin delilinin zayıf ;eğilim duyduğu hocanın kanaatinin daha güçlü olduğu hissinin tesiri altındadır.

Günümüzdeki bir çok mezhepte tercih ve ictihad denemesi sahibi, bu noktadan itibaren taklidi bırakıp ictihad etmektedirler.

İkincisi; kuranı baştan sona ya da en azından ahkam ayetleri itibarıyla tetebbu etmiş , sünnetin naslarını sened ve metin tenkidiyle kritik etme yeteneğini kazanmış ya da en azından ahkam hadislerini sened ve metin tenkidiyle hazmetmiş ilim adamı. Bu durumda olan fıkıh , usulu fıkıh, hadis, usulu hadis, tefsir, ulumu’l-kuran, luğat , siyret , tarih gibi ilimlerin ana klasiklerini de okuyup tetebbu sahibi olmuş olmalıdır ki tartışılan konular hakkında anlama sorunu ya da algılama zafiyetinden kurtulabilsin.

8-İctihad Ehliyeti Kazanmak İle Müctehid Sıfatını Kazanmak Arasındaki Fark ; 
İctihad ehliyeti ile ictihad sıfatının kazanılmış olması arasında fark vardır.
Bir araştırmacının ictihad için gerekli alt yapıyı kazanmak için okuması gereken ilimleri okuması ona ictihad etme ehliyetini kazandırır. Ama bu ehliyeti kazanan ilim adamı fıkıh ilminin ittila etmesi gereken konularına ve tefsirin ve hadisin delillerinin tamamına ittila etmiş olmaması durumu onu henüz fetva verecek noktaya getirmemiştir. Bu ilim adamı ictihad ehliyetine sahiptir. Ama müctehid değildir. 
İctihad sıfatını kazanmak ise ;kitap ve sünnetin naslarından faydalanarak ameli meselelerde i’malı fikir yapıp fetva verecek bilgi birikim ve değerlendirme durumunda olmaktır.

İctihad ehliyeti sahipleri : bu duruma ulaşanlar ictihad ehliyeti sahibidir. Ve araştırmalarında araştırmasının sonucu daha önceleri tabi olduğu mezhebinden farklı olursa, kendi araştırmasının neticesiyle amel etmelidir. Başkalarına da fetva verilirken benim araştırmam budur. Mezhep bu şekildedir diyerek bilgilendirme yapabilir. Bu seviyede bir ilim adamının sohbetinde bulunanlar onun mezhebiyle amel edebiliriler.

İctihad yeteneğini kazanmış olanlar . Bunların her konuda mezhebi vardır. Avam dilerlerse bunların fetvalarıyla da amel edip onların mezhebine tabi olabilirler. İctihad yeteneğine ulaşanların kısmi ictihad altyapısına ve tamamen ictihad alt yapısına ulaşmaları durumu da söz konusudur.
Bazı usulcüler kısmı ictihada ulaşanların mezheplerine bağlı kalması gerektiğini bazıları da kısmen ictihadın caiz olacağını ; sahibinin de kısmi müctehid sayılacağını söylemişlerdir.

Bu konu hakkındaki Hanefi, Hanbeli, Şafii ve Malikilerin arasındaki yaygın uygulama; kısmi ictihada ulaşanların mezhepleri bünyesinde kalmaları ve ictihad iddia etmemeleridir. Yakın dönem Hanbeli uleması ve aralarındaki ehli hadis ekolu mensupları bu eğilimin dışındadırlar. Onlar; ‘’hadis sahihse onunla amel etmek gerekir’’ derler.Bu sözün manası hoş ama alt yapısı sığ bir söz olduğu kanaatindeyim .Müctehidin söyleyeceği sözü avam haddini bilmeden söylerse - ki vakıa bu şekildedir.- netice hezeyan olur.

 


[1] Seddi zeria delili kurana ve sahih sünnete dayanır. ( mahzurlu şeylerin önlenmesi için mubah şeyler mahzur durumları oluşacak yerlerde yasaklanabilir. ) bu çerçevede İslam fukahası insanların mahzurlara düştüğü noktalarda mezheplerden canının isteğine göre bazen bununla bazen öbürüyle amel etme durumuna ‘’haramdır’’ demişlerdir.